Genç İşçiler Ankara’da Örgütleniyor

Her şey hizmet sektörü içerisinde çalışırken emeği sömürülen gençlerin, kendileri başta olmak üzere tüm işçilerin sömürülmesine karşı bir araya gelmesiyle başladı. Önceleri iş yerlerimizde yaşadığımız sorunların karşısında çaresizliğimiz ve bu çaresizliğin verdiği öfke vardı sadece. Bizler, bizim gibilerle bir araya gelince, bu sorunların artık bir de çözümünü konuşmalıyız dedik. Çözümün hukuki, siyasi veya sokak eylemiyle olmasının hiçbir önemi yoktu. Yeter ki çözüm olmalıydı. Yeter ki emeğimizi çalanlardan emeğimizin karşılığını alabilelim. İstanbul’da faaliyette olan Genç İşçi Derneği ile tanışmamız böyle başladı. Genç İşçi Derneği’nden işçiler, karşılaştığımız tüm sorunları kendileri de yaşadıkları için emek hırsızlarının tüm yalanlarını biliyor ve ona göre karşı koyuyorlardı. Biz de öyle yaptık. Sorunlarımızı GİDER ile örgütlü bir zeminde çözmeye başladık. Daha fiili kavgaya başlamadan patronlar geri adım atmaya başladı. Sigortalarımız ödendi; maaşlarımız düzenli bir şekilde yatmaya başladı. Bundan böyle nasıl bir yol izleyeceğimizi öğrenmiş olduk. Böylelikle patronların karşısında bir mevzi daha açmış olduk. Artık biz de varız! Ankara’daki genç işçiler olarak Genç İşçi Derneği’nin faaliyetlerini yürütmeye başladık, sürdürüyoruz.

Patronların Sistemine GİDER!

GİDER yani Genç İşçi Derneği 3 yılı aşkın bir süredir kafe-barlarda, fast food’larda, restoranlarda, mağazalarda ve sektörün diğer dallarında çalışan işçilerin sorunlarına odaklanıyor. 3 yıldır GİDER olarak faaliyet yürütülüyor olsa da genç işçilerin örgütlenmesi 2014 yılındaki Alkım Kitabevi-Kafe Kafka Direnişi’ne kadar dayanır. Alkım Kitabevi’nde sigortaları yatırılmayan, aylarca maaşları ödenmeyen genç işçiler farklı sendika ve derneklerde faaliyet yürüten dostlarının da dayanışmasıyla bir eylem süreci başlattı. İş yerine giderek burada iş durdurma eylemi yapan genç işçiler, üzerlerine de “maaşımı alamıyorum hizmeti durduruyorum” yazılı tişörtler giyerek eyleme başladı. Eylemin ikinci gününde, eyleme çıkan tüm işçilerin alacaklarının tamamı ödendi. Çalışmaya devam eden işçilere bu defa işyerinde işkence yapılmaya başlandı. Angarya işler verildi; küfürler, hakaretler edildi. En sonunda da bir işçiye fiziki şiddet uyguladılar; merdivenlerden ittirdiler. Yani yoğun bir yıldırma politikası işlettiler.

İçeriden işçiler, dışarıdan da dayanışmaya gelenler tüm saldırıları boşa çıkarmakla beraber saatlerce Alkım Kitabevi’nin bu yaptıklarını teşhir etti. Zaten Alkım Kitabevi de bundan birkaç ay sonra tamamen kapandı gitti. Geriye bir direniş deneyimi ile örgütlü hareket ederek güçlü olabileceğini gören işçiler kaldı. İşte Genç İşçi Derneği de bu süreçte filizlenmeye başlamıştı.

GİDER kurulurken genç işçilerin sorunlarını bir bir tespit etmek gerekiyordu. GİDER’li işçilerin deneyimlediklerinin dışında ne gibi sorunlar, ne gibi adaletsizlikler yaşanıyordu işyerlerinde? Bunlar bilinirse ona göre hareket edilirdi. Önce sorunları bir bir tespit etmek gerekiyordu kısacası. GİDER bu sorunları araştırmak için yine bu sektörün iyi bildiği anket yöntemini seçti. Hep patronların, siyaset insanlarının araştırmaları yapılacak değildi ya. Bu defa da genç işçilerin sorunları ile ilgili anket çalışması yapıldı. Önce 2 farklı anket çalışması ile başlandı. AVM’lerde yaşanan sorunları araştırdığımız anketin ardından bir de üniversitelerde okuyup da çalışan gençlerin yaşadıkları konu edildi. Bunların dışında farklı anketler de yapıldı. Ancak o anketler örgütlenmenin ihtiyaçlarında kullanıldığı için istatistiki sonuçları yayınlanmadı. Sorunları anketler ile tespit ettikten sonra, bir araya gelerek bu sorunlara karşı koymanın yolları aranmalıydı.

Örgütlenme faaliyetleri başladı. Anketlerin ardından GİDER genç işçilerin sorunlarını konu edinen hukuki ve sosyal etkinlikler yaptı. Hemen ardından işyerinde yaşadıklarımız kaleme alınmaya başlandı. “Giderli Yazılar” olarak paylaşılan ve aslında sınıf kinini ortaya koyan onlarca yazı yazıldı derneğe gönderildi. Bir çoğu paylaşıldı. Tabi küfürsüz olanları. Afiş ve bildiri çalışması olarak da “Genç İşçiler Örgütlü Güçlü” şiarıyla bir sürece girişildi. Bu sürecin başında, reyonlarda ürün aralarına ve arkalarına, tezgahlarda dikkatli bakınca görülebilecek yerlere, mağazalarda kıyafetlerin dağınıklığını toplarken görülebilecek yerlere, fast foodların boşlarının toplandığı tepsilere el ilanları bırakıldı. El ilanında “Tezgahtarlar, reyoncular, kasiyerler, satış danışmanları, depocular, servis elemanları “SORUNLARIMIZI BERABER ÇÖZELİM”, Fazla mesailerimiz tam yatmıyor mu? İşyerinin sağlıksız yiyeceklerine mecbur muyuz? 3 işçinin işi bir işçiye yüklenebilir mi? Yasal haklarımız neler? Daha fazla patron sömürüsüne dur demek için neler yapabiliriz? Derneğimizin avukatları ve işçilerin dayanışmasıyla sorunlarımızı beraber çözüyoruz. Sen de gel sorunlarımızı beraber çözelim.” yazıyordu. El ilanları yoluyla çok sayıda genç işçi ile tanışıldı. Ayrıca genç işçilerin dışında bir de mağaza müdürleri ile tanışıp tartışıldı. “Yahu kardeşim bunları toplamaktan biz bıktık siz dağıtmaktan bıkmadınız!” diye çok sayıda telefon geldi. El ilanlarının bu denli rahatsızlık yaratması doğru bir yolda olunduğunu bir kez daha göstermiş oldu.

El ilanlarının ardından yine “Genç İşçiler Örgütlü Güçlü” şiarıyla başlatılan sürecin dahilinde afiş çalışmaları yapıldı. Bundan sonra GİDER çoğu AVM’nin yakınında, otobüs duraklarında, reklam panolarında afişleri ile karşılamaya başladı herkesi. “Genç İşçiler Örgütlü Güçlü” şiarıyla 6 ayı aşkın bir süredir sektör içerisindeki farklı alanlara yönelik afişler yapıldı. Her birimiz farklı alanlardayız belki. Ama sorunlarımız ortak ve bu sorunlarla hep beraber başa çıkmalıydık.

Ankara’da da Genç İşçiler GİDER’li!

İstanbul’un yanında Ankara’da da bu faaliyetin temellerini atmamız gerekiyordu. Ankaralı genç işçiler olarak sorunlarımıza karşı bizim de örgütlenmemiz gerekiyor tabi ki.

Ankara’da çalışmak, işsizlik düşünüldüğünde esasen diğer şehirlerden çok da farklı bir durumda değil. Ankara’da iş bulmak İstanbul’a göre zor, İzmir’e göre kolaydır. Hizmet sektöründe çalışan biz genç işçiler için ise durum biraz daha farklıdır. Çünkü Ankara’da hizmet sektörü, şehrin tüm çalışma alanlarını kaplamış durumdadır. TÜİK verilerine göre Ankara’da çalışan nüfusun sektörlere göre dağılım oranına bakıldığında hizmet sektörü %71.5 ile birinci sırada yer alıyor. Bu da Ankaralılar olarak Ankara’da GİDER faaliyeti yürütmenin ne derece önemli olduğunu ortaya koyuyor. Yine AVM sayısı olarak baktığımızda Ankara coğrafyamızda en çok AVM olan şehirlerin arasında 2. sırada yer alıyor. 50’ye yakın AVM’nin bulunduğu Ankara’da adı A ile başlayan onlarca AVM vardır. Bunların tam sayısının bilinmediği espri konusudur.

Bir iş bulup Ankara AVM’lerinde çalışıyorsanız, hangi semtten hangi semte gittiğinizin çok fazla bir önemi yoktur. Her AVM’de Ankara’nın farklı bölgelerinden işçilere rastlanabilir. Hatta Armada, Panora, One Tower AVM’lerinde çalışan işçiler yakın semtlerden gelemez çünkü yakınlarında ikamet edecek ekonomiye sahip değildirler. Uzaktan gelirler. Her yol Kızılay’a bağlandığı için Kızılay da öyledir mesela. Kızılay AVM’ye Sincan’da yaşayan işçi de geliyor; Mamak’ta, Keçiören’de, Çankaya’da yaşayan işçi de. Armada, Kentpark, Cepa ve Ankamall daha merkezde ve metroyla ulaşımı olduğu için her semtten genç işçinin uğrak noktasıdır. Büyük bir şehirdir Ankara. Ama biz genç işçiler için “evimin yakınında çalışayım” dedirtecek kadar da büyük değildir kısacası. Ya da böyle bir lüksümüz yoktur pek. Evimizin yakınında da hiç çalışmıyor değiliz. Nata Vega vardır Mamak’ta. Semt AVM’si gibidir. Burada çoğunlukla Mamak’ta yaşayan genç işçileri görürüz.

Çoğunlukla AVM’lere odaklandık. Çünkü biz genç işçiler için AVM’ler fabrikalar ile neredeyse aynıdır. Neredeyse diyoruz çünkü AVM’de çalışmak yer yer daha zordur fabrikaya göre. Tüketim odaklı bir sektörde olduğumuz için bir tüketim mabedi içerisindeyiz. Tükettiriyoruz, tüketiyoruz, kendimiz de tükeniyoruz. Bol ışıklı bir yerdir AVM. Genç işçiler için güneş ışığı yoktur, AVM ışıklandırması vardır. Bu durum AVM işçilerinin yaşamı için çok ciddi bir tehlikedir. Her ne kadar “Ankara’da güneş mi görüyoruz” diye kendimizi avutsak da gün batımı bizler için instagramda sunset etiketinde gördüğümüz fotoğraflardan öteye geçemiyor.

En kritik özelliklerimizden biri de müşteriler ile kurduğumuz ilişkidir. Sektörün tamamını kapsayan bir özellik olan sahte güler yüzlülük, “efendimli-buyrunlu” hizmet eden olduğumuzu vurgulayan hitaplar her ne kadar sosyoloji ve psikoloji ile ilgilenenlerin araştırma konusu olsa da işyerinde ve dışarıda bizim kişiliğimizi oldukça etkiliyor. Hizmet ettiklerimizin bencilliklerini, kaprislerini, şımarıklıklarını, kendini beğenmişliklerini göre göre insanların bencil, rekabetçi, egolu olmasını normal görüyor ve herkesin böyle olduğunu düşünmeye başlıyoruz.

İş saatlerinin dışında biz de bu özellikler ile hareket ediyor, hizmet edilen olmaya çalışıyoruz. Molalarda nerede yemek yediğimiz bizim diğer işçiler ile aramızdaki ekonomik ve sosyal düzey farkını göstermenin bir sembolüne dönüşüyor. Mesela bir mağaza işçisinin Carl’s Junior’da mı yoksa PİDEM’de mi yemek yediğine bakarak bunu görebiliriz. Ancak yine de bütün bunlardan arınabildiğimiz noktalar vardır AVM’de. Ortak teras onlardan biridir. Herkesin rahat nefes aldığı bir yerdir burası. Ama burada çok nefes almak akciğer kanseri riskini arttırabilir. Çünkü tüm mağazalarda, fast foodlarda, marketlerde çalışan işçiler burada sigara tüttürür durur. Molaları çakıştığında farklı yerlerde çalışan genç işçiler için burası bulunmaz bir sohbet odası haline de gelir elbette.

AVM’ler dışında kafe-bar işçilerinin yoğun çalıştığı semtlerimiz vardır Ankara’da. Tabii ki buralar merkez diyebileceğimiz bölgelerdir. Kızılay, Tunalı ve Bahçelievler’in 3 farklı kafe-bar merkezi olduğunu söyleyebiliriz. Tunalı ve Kızılay’da çalışan genç işçilerin büyük bir çoğunluğu muhalif genç işçilerden oluşur. Ayrıca çoğunlukla Cebeci, Kolej, Dikimevi, Kurtuluş, Seyranbağları semtlerinde yaşayan genç işçiler için çalışma alanıdır buralar.

Kafeler ve barlar Ankara’da çok ünlüdür. Sömürüsü de aynı ölçüde hasır altı edilir. Genelde patron-işçi ilişkisi gibi çirkin bir ilişki kurmamak amacıyla yola çıkan mekan sahipleri patronluğu aratır pozisyona gelirler. Esnaf sıfatı ve şirket yöneticisi pozisyonları arasında sıkışmış patronlarımız SGK’ları ya hiç yatırmaz ya da en iyi ihtimalle kısmen yatırır. SGK’lı çalışanlarımız şanslıdır diyebiliriz. Maaşlar neredeyse hiçbir zaman maaş gününde ödenmez, yevmiye usulü çalışanlarımızın gün sonunda para alamadan yarını ya da sonraki günleri bekledikleri olur çoğu zaman. “Dükkan iş yapmıyor, görüyorsun” denerek kafenin veya barın ortağıymışsın gibi davranılır. Dükkan fazla iş yaptığında, o günkü ücretlerimiz artıyor da olsa, diğer türlüsüne de katlanmamız beklenebilirdi tabi.

Saatler konusunda sorun-sıkıntı bitmez. Esnek çalışma kafelerde, barlarda keşfedilmiştir adeta. Çünkü saatimiz dolduğunda çıkmak isteriz ama son bir müşteri, son sipariş derken süreç uzar gider. Bir bakmışsın, 8 saat olmuş 9 saat, 9 saat olmuş 10 saat. Hatta 12 saate kadar çalışmamız normal görülür. Bu o kadar kanıksanmıştır ki normal mesaisi 9 saat olanlar nadirdir. Genelde 10 saatten başlar kafe-bar işçisinin mesaisi.

Bir de sigaracılar mesaisi vardır kafe-bar işçisinin. Maliyeden denetlemeye gelirler sık sık, çoğu mekanda kapalı alanda sigara içildiği için bu denetimler haftada en az 2-3 kez olur. Kızılay esnafı da denetimciler sokağa girer girmez haber uçurur. İşte bu haberi hızlı yakalamak kafe-bar işçisinin en önemli işidir, kimi zaman 4 kulak, 4 göz ister patronlar. Haber gelir gelmez, tüm masaları teker teker dolaşıp tüm küllükleri toplaman, suç aletlerini yok etmen gerekir. Gün içinde her şeyden önemlidir bu; elinde ne iş varsa bırakırsın, bırak yemek soğusun, bırak bira taşsın, patronlar önemsemez. Çünkü yerdeki birayı da sen temizlersin, soğuk yemeğin azarını da sen yersin. Eğer hızlı davranmazsan ve patron ceza yerse, sigaracılar mekandan çıkar çıkmaz asgarisi fırça, azamisi işten çıkartma olmak üzere mutlaka sana da bir ceza kesilir.

Şimdi Kızılay’da mekanlar, küçük kafelerden büyük zincir işletmelere doğru evriliyor yavaş yavaş. Bu, gidişatın değişeceğini gösteriyor. Ama sömürünün şeklinin değişmesi dışında esasında pek de bir şey değişmez, bunu biliyoruz. Değişimi dönüşümü sağlayacak olan bizleriz. Bizim örgütlülüğümüz.

Kimimiz garson, kimimiz komi, kimimiz moto kurye, kimimiz anketör, kimimiz kasiyer, kimimiz tezgahtar ve daha niceleri olarak bizler, bizim gibileri bulmak için çıktık yola. Örgütlenelim, patronların karşısında daha güçlü olalım istiyoruz. Patron-şef-müdür baskısını, zamanın biz işçiler üzerinde tahakküme dönüşümünü, her an işsiz kalabilme kaygısını, işçilerin kendi aralarındaki rekabeti, kısacası iş yerlerinde yaşadığımız her türlü sorunu dayanışmayla çözmemiz gerekiyor. Bunu öğrendik, öğreniyoruz. Çalışmalarımızı da bu ölçüde genişletiyoruz. Ankara’da da “Genç İşçiler Örgütlü Güçlü”!