Covid 19 – Anarşist Dergi https://karala.org Karala Wed, 09 Feb 2022 18:08:48 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://karala.org/wp-content/uploads/2022/01/cropped-C1ZNtCuW_400x400-32x32.jpg Covid 19 – Anarşist Dergi https://karala.org 32 32 202283703 Covid-19 Pandemisi Hakkında Enternasyonal Anarşist Bildiri https://karala.org/akis/covid-19-pandemisi-hakkinda-enternasyonal-anarsist-bildiri/ https://karala.org/akis/covid-19-pandemisi-hakkinda-enternasyonal-anarsist-bildiri/#respond Wed, 09 Feb 2022 16:09:34 +0000 https://karala.org/?p=1235 Ya hepimiz güvendeyiz ya hiç kimse!

Covid-19 pandemisi insan yaşamının her alanını etkiledi ve insanların fiziksel ve mental sağlığı, sosyal ilişkileri ve toplulukları, geçim koşullarımız ve hareket etme özgürlüğümüz üzerinde yıkıcı etkileri oldu. Ayrıca etkili siyasi eylemler örgütleme kabiliyetimizi önemli ölçüde kısıtlayarak devletin elini güçlendirdi.

Küresel kapitalizmin sürekli büyüme ve kâr ihtiyacı ve temel sorunları daha da görünür oldu. Devletin küresel kapitalizme ve onun ihtiyaçlarına verdiği destek; hastalığın ortaya çıkışının, yayılmasının ve trajik sonuçlarının nedeni olmuştur. Devrim ihtiyacı hiç bu kadar belirgin olmamıştı.

Ancak biz tüm bunlara direnmek için mücadele ederken, işçi sınıfı hareketinin zayıflıkları da ortaya çıktı. Ölü sayısının sürekli arttığını, sağlık hizmetlerinin yetersizliğini, esas işçilere gözden çıkarılabilir olarak muamele edildiğini ve imkanı olmayanlara fatura edilen ekonomik maliyetleri gördük fakat direniş olması gerekenin altındaydı. Bununla birlikte pandemi, toplumsal dönüşümün anahtarı olan duygu ve eylemleri de ortaya çıkardı: dayanışma, karşılıklı yardımlaşma, öz-örgütlenme ve enternasyonalizm.

Son birkaç on yılda ortaya çıkan Covid-19 ve diğer zoonotik hastalıklar, küresel kapitalizmin yayılmasından kaynaklanmaktadır. Kapitalizm kerestecilik, madencilik ve tarım ticareti için giderek daha fazla araziyi işgal ettikçe, vahşi hayvanlar yaşam alanlarını kaybediyor ve insanlarla temasa geçerek, hastalıkların diğer türlerden insanlara “yayılma” potansiyeli ortaya çıkıyor. Bu durum, dünya çapında büyüyen orta ve üst sınıfların egzotik hayvan etine olan talebiyle daha da kötüleşiyor.

Devletin ve Patronların Tepkisi

Bazı devletler sıfır Covid stratejisi uygulasa da çoğunluk hastalığı önlemek yerine hafifleterek sürdürmeyi hedefledi. Bunun esas nedeni, kârı halk sağlığının önüne koyarak ekonomiyi mümkün olduğunca devam ettirmek istemeleriydi. Bunun sonucu ise pandeminin gereğinden uzun sürmesi oldu. Zaten asgari ücretle çalışanlardan oluşan işçiler, daha fazla sömürülerek krizin yükünü çektiler. İyi finanse edilen sağlık hizmeti sistemlerinin olmaması sayısız ölüme neden oldu ve yetersiz ücret yüzünden bir sürü işçi çalışmaya zorlandı. Bu arada, birçok şirket kârlarını artırdı ve zengin ve fakir arasındaki uçurum arttı.

Bazı devletler için aşı, Covid ile mücadele stratejisinin ana unsuruydu. Aşı Covid ile mücadelenin önemli bir parçası olsa da asıl önemli olan temel halk sağlığı önlemleridir. Fakat devletler ilaç şirketlerine devasa kâr sağladığı için aşıya bel bağlamayı tercih ettiler. Bu sayede tüm halk sağlığı önlemlerini kaldırarak insanların çalışmaya ve tüketmeye devam etmesini sağladılar.

Aşının piyasaya sürülmesiyle birlikte küresel eşitsizlik de gözler önüne serildi. Aşıların çoğu, ödeme gücü olan daha zengin ülkelere gitti. Daha fazla aşı üretilebilmesi için patent haklarından feragat etme çağrıları kulak ardı edildi çünkü ilaç şirketlerinin kârları devletler için daha önemliydi. Uluslararası bir işbirliği veya dayanışma örgütlemek yerine her halk kendi kaderine terk edildi. 

Örgütlü Anarşizmin Tepkisi

Örgütlerimiz; patronlar ve devletler harcadıkları parayı geri almak için uğraşırken güvenli iş yerleri ve eğitim kuruluşları için, toplumda karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak ve işçilere yönelik saldırılara direnmek için mücadele etti.

Her zamanki hareketliliğimizi engellediği için karantina bizim için zor bir zamandı. Yine de anti-karantina hareketine katılmadık. Örgütlü anarşistler öz örgütlenmeye inanır. Devletin uymak zorunda olduğumuzu söylediği kurallara değil, kolektif olarak geliştirdiğimiz kendi kurallarımıza uyarız. Karantinayla ilgili sorunun temeli budur; halkla ilgili olmayan kurallar halka dayatılmıştır.

Bu kurallar halkın kendi deneyimleri yerine devletin ve patronların farklı gereksinimleri referans alınarak geliştirildi. Bu da büyük bir kafa karışıklığına ve çelişkili mesajlara neden olarak genel bir karışıklık yarattı. Böylece ne insanlar ne iş yerleri ne de diğer kurumlar bu yönergeleri uygulamadı.

Bizim fikirlerimiz örgütlü anarşizmin öz örgütlenme, dayanışma ve karşılıklı yardımlaşma ilkelerine dayanır. Devletin bize ne yapacağımızı söylemesine ihtiyacımız yok, ya da devlet sömürüyü devam ettirmek istiyor diye kendi sağduyumuza karşı gelmeyeceğiz. Elbette riskli işlerde çalışırken insanların doğru olanı yapması zordur. Bu yüzden herhangi bir strateji için sınıf mücadelesi ve örgütlenme hayati bir unsurdur.

Devrimci Bir Hareket Yaratmak

Örgütlü anarşistler kapitalizmin, devletin ve hiyerarşilerin olmadığı tamamıyla yeni bir toplum olmadan insanlığın sadece hayatta kalabilmek için mücadele edebileceğine inanır. Öncelikle bu pandemi tek seferlik değil. İnsanlar, diğer türlerle ve doğayla kurduğu sömürücü ilişkileri devam ettirdiği sürece başkaları da tekrar edecektir. Kapitalizmin altında yatan potansiyel tehlikeler gün yüzüne çıkmıştır. Biyoçeşitliliğin azalması, yaşam alanlarının ve doğanın tahrip edilmesi ve iklim değişikliği, insanların dünyadaki varlığının altını oymuştur. Kapitalizm ve onun büyüme ekonomisi dünyanın tüm mevcut kaynaklarını yağmalayarak bu süreci hızlandırmıştır. Başlangıçta biz de birçok kişi gibi, pandemi deneyiminin doğaya saygı ve daha çok karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmaya dayanan yeni bir yaşam şeklini uyandıracağını düşündük. Fakat bu iyimserlik çabucak kaybedildi; insanların tüketime ara vermeden devam etmesini hedefleyen devletlerin saldırılarıyla yeniden çalışmaya ve üretmeye zorlandık. Hava yoluyla seyahatin desteklenmesi iklim değişikliğinin tamamen göz ardı edildiğinin en önemli örneğidir. Fosil yakıt kullanımı, kerestecilik ve ormansızlaşma pandemi boyunca devam etti. Kâr elde etmeyi sürdürmek pahasına her şey göze alındığı için iklim değişikliği bir süre daha geri planda kalacak.

Önümüzdeki süreçte halk çoğunlukla Covid’in bedelini işçi sınıfına ödetmek isteyen patronların ve kapitalizmin saldırılarına karşı koymaya odaklanacak. Zamanımızın çoğunu bu ekonomik savaşlar için harcayacağız. Birbirimize destek olabilmek için işçi sınıfının birlik olması ve en kötü durumda olanların iyice desteklenmesi için mücadele etmeliyiz. Dezavantajlı toplumsal gruplarda, sendikalarda veya iş yerlerinde herkesin kendi köşesinde sadece kendisi için mücadele etmesindense karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmaya ihtiyacımız var. Çalışmanın tüm doğası sorgulanmalı. Hangi işin gerçekten önemli olduğunu açıkça görebildiğimiz pandemi süresince bu belirginleşti. Bunu yapmak çok zor çünkü insanlar, işleri gezegene ve kendilerine zararlı olup yabancılaşmalarına neden olsa bile -anlaşılır bir şekilde- işlerini bırakmak istemiyor.

Tarihsel görevimiz devrim ihtiyacını yükseltmeye devam etmektir. Sadece karşı karşıya olduğumuz acil sorunları önlemeye odaklanarak birkaç kırıntı elde etmeyi hedefleyemeyiz. Tüm sisteme meydan okumak zorundayız. Her stratejinin temeli, en küçük parçayı göz önüne alarak belirlense de enternasyonal bir perspektife de sahip olmalıyız. İnsanların yaşamlarını ev, komşular, topluluk ve yeşil alanlar gibi yakın çevreyle sınırlamaya zorlayan pandemi deneyiminden ders çıkarabiliriz. Çok daha büyük değişimleri yaratan hareketlerin başladığı yer, kendi başımıza deneyimleyebileceğimiz küçük şeylerin çok yakınındadır.

Bununla birlikte, ihtiyaç duyulan değişiklikler hem çok büyük hem de birbirine bağlı olduğundan daha geniş bir perspektif de çok önemlidir. Her sorunun temel nedeni, devletin kapalı kurumlarında alınan kararlar ve sadece kârla beslenen sermaye güçlerinin ihtiyaçlarıdır.

İklim değişikliği küresel bir sorun olsa da, pandemi çok daha acil ve kişiseldi. Hepimiz, birbirimizden sorumlu olduğumuzun farkına vardık.  Bu, daha enternasyonal hareketler geliştirme potansiyeline odaklanmamız gerektiğini gösterdi. “Ya hepimiz güvendeyiz ya hiç kimse” sloganı birçoğumuzun düşüncesinin parçası oldu. Gelecek, bizi kapitalizmden topyekûn kurtuluşa ve anarşist bir topluma götürecek olan, gündelik endişeler ve taleplerin ötesinde bir hareketi; en aşağıdaki tepkinin üzerine inşa edebilmemize bağlıdır.

Özgürlükçü Alternatif (AL/FdCA) – İtalya
Anarşist Komünist Grup (ACG) – Britanya
Anarşist Federasyon (Αναρχική Ομοσπονδία) – Yunanistan
Aotearoa İşçi Dayanışma Hareketi (AWSM) – Yeni Zelanda
Brezilya Anarşist Koordinasyonu (CAB) – Brezilya
Rosario Anarşist Federasyonu (FAR) – Arjantin
Uruguay Anarşist Federasyonu (FAU) – Uruguay
Platform: Anarşist Komünist Federasyon (die Plattform) – Almanya
Katalunya Özgürlükçü Örgütü (EMBAT) – Katalunya
Karala – Ankara
Özgürlükçü Hareket (LA) – İsviçre
Melbourne Anarşist Komünist Grup (MACG) – Avustralya
Özgürlükçü Sosyalist Örgüt (OSL) – İsviçre
Kara Kızıl (Roja y Negra) – Buenos Aires
Özgürlükçü Komünist Birlik (UCL) – Fransa, Belçika, İsviçre
Özgür Yol (Via Libre) – Kolombiya
Zabalaza Anarşist Komünist Cephesi (ZACF) – Güney Afrika

https://www.anarkismo.net/article/32533

]]>
https://karala.org/akis/covid-19-pandemisi-hakkinda-enternasyonal-anarsist-bildiri/feed/ 0 1235
İzahı Olmayan Şeylerin İsyanı Olur! https://karala.org/kara-kose/izahi-olmayan-seylerin-isyani-olur/ https://karala.org/kara-kose/izahi-olmayan-seylerin-isyani-olur/#respond Sat, 05 Dec 2020 16:57:00 +0000 https://karala.org/?p=1021 Zaten kötü durumda olan biz öğrencilerin ve işçilerin yaşamı Covid19 ve tedbir olarak gösterilen yasaklarla beraber iyice çöküş noktasına geldi. Gerek maddi gerekse manevi sıkıntıların tavan yaptığı bu dönemde devlet “tedbir almış” gibi görünmenin ötesine geçemiyor. Sözümona bilimi, tekniği, teknolojiyi olabilecek en uç noktaya taşıdığı iddiasıyla, bizlerin düşüncelerini ütopik, gerçek dışı, ilkel diye yaftalayan kapitalizmin biliminin; biz ezilenlerin hiçbir işine yaramadığını bir kez daha gördük.

Bakanlar, devlet personelleri ve patronlar lüks yaşamları sayesinde fiziksel mesafeli steril ortamlarda, keyfi olarak günde 1-2 defa Covid19 testi yaptırabilirken sokağa çıkma yasakları biz işçilerin vardiya saatlerine göre ayarlanıyor. Biz bu süreçte dip dibe çalıştırılırken ağır belirti göstermeden test yaptıramıyor ve ölümle burun buruna gelmeden hastanelerde tedavi olamıyoruz. Bu süreçte vaka sayıları bizden gizlenmiş, apaçık bir şekilde ölüme terk edilmişiz.

Bu saçmalıkların içinde yaşamaya çalışırken karantina, sokağa çıkma yasakları gibi “tedbir”lerin başka sonuçları da olmuş. Zaten fazla olan sosyal medya kullanımımız daha da artmış ve “bilgiye” daha hızlı şekilde ulaşmışız. Bazı adaletsizlikler, cinayetler, taciz ve tecavüzler teşhir edilmiş ve toplumsal tepki oluştuğu için bunların üstünün örtülmesi bir nebze daha zor hale gelmiş. Peki devlet durur mu? Durmamış ve yapıştırmış cevabı: “Sosyal Medya Sansür Yasası”!

Tıpkı televizyon gibi bu mecrayı da kontrol altına almak isteyen devletin aslında bir ölçüde başarıya ulaştığı söylenebilir. Çünkü görünen köyün ardında Servet Turgut’u helikopterden attılar, Şerali Dereli’yi evinin önünde katlettiler, Özcan Erbaş’ı vurup “havaya ateş ettik” dediler, “Kemal Kurkut’un katili serbest kaldı” haberini yapanı ise 20 yılla yargıladılar. Evin Kanlı’nın isminin duyulmuş olma ihtimali bile oldukça düşük. Hele daha geçmişe dönüp anlatmaya başlasak ne kimsenin gözü keser okumaya ne ömür yeter olan biteni yazmaya…

Gelelim asıl soruya, biz ne yapacağız? Gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz birçok haksızlığa sessiz kalıp vicdan muhakemesinin ardından bir kılıf mı uyduracağız?

Neymiş efendim, “izahı olmayan şeylerin mizahı olur”muş… Gizlenen vaka sayılarıyla, içinde bulunduğumuz ekonomik krizle, saçma sapan tedbirlerle, katliamlarla dalga mı geçelim? Başımıza gelen tüm felaketlerde suçu 2020’ye mi yıkalım? Yıkmamız gereken o kadar kurum varken…

Asıl suçluların kim olduğunu hepimiz çok iyi bilirken etrafımızda dört duvar yok diye kendimizi özgür mü sanalım? Hiç olmayan ve olmayacak olan konfor alanlarımızı terk edemiyor gibi mi yapalım? Hepimiz borç batağında değilmişiz gibi bireysel çıkarlarımızı mı gözetmeye çalışalım? Bu çıkarları kaybetme korkusuyla tükenelim mi, tükenmişliğin içerisinde hapsolmak bizi biçareliğe itmiş gibi? Gibi diyorum çünkü direnenler hala var ve umut hepimizin ekmeği. Peki tek başına umut etmek yeterli mi? Cevabı hepimiz biliyoruz, o halde neyi bekliyoruz?

Özgürlüğümüzü kimlerin kısıtlayacağını, kanımızı hangi zümrenin emeceğini kendi ellerimizle seçeceğimiz o günü mü bekliyoruz, “dümenden demokrasi” gününü? Oy vermek 3-5 senede bir dolup taşan öfkenin başka yöne kanalize edildiği, sonuçları merakla takip edilen lakin bize hiçbir zaman faydası olmayıp çözümmüş gibi gösterilen basit bir aldatmacayken… Tabi çözümden anladığımız doğalgaza zam yapılmaması, asgari ücretin bilmem kaç lira olması değilse.

Gençliğimizin en güzel zamanlarını birilerini daha fazla zengin etmek için harcamaya mecbur bırakıldığımız bu düzende daha ne kadar ezilebiliriz ya da buna nasıl sessiz kalabiliriz ki? Bu düzeni sürdürmeyecek, kılıflar uydurmayacak, sessiz kalmayacağız; şimdiden söyleyelim.

Çünkü “İzahı Olmayan Şeyin İsyanı Olur!”

]]>
https://karala.org/kara-kose/izahi-olmayan-seylerin-isyani-olur/feed/ 0 1021
Torino Anarşist Federasyonu – Salgın? İtalya’da Devlet Katliamı https://karala.org/kara-kose/torino-anarsist-federasyonu-salgin-italyada-devlet-katliami/ https://karala.org/kara-kose/torino-anarsist-federasyonu-salgin-italyada-devlet-katliami/#respond Fri, 10 Apr 2020 13:52:00 +0000 https://karala.org/?p=819  Cenazeler, Bergamo’daki mezarlığın önünde sıralanmıştı. Bu görüntü, diğerlerinden daha da fazla, bize tüm çıplaklığıyla gerçekliği gösteriyor. Bir çiçek bile bırakamazdınız. Akrabaları onlara yolun sonuna kadar eşlik edemediler. Yalnız, her şeyin farkında ve yavaşça boğularak öldüler.

Pencerelerden belirli zamanlarda insanlar bağırır, şarkı söyler, tencere tava çalar, politikacılar ve medya tarafından uyandırılan milliyetçi bir ruhla toplanırlar. “Her şey yoluna girecek. Başaracağız.”

Çılgınca bir hızla birbirini takip eden emirler yağdıran hükümet; tartışmayı, hatta çelimsiz ve demokratik bir karşı çıkışı, hatta temsili demokrasinin bitkin törenini bile askıya aldı ve hepimizi askeriye gibi kayıt altına aldı. “İtaat etmeyen veba yayıcısıdır, suçludur, delidir.”

Gelin birbirimizi anlayalım. Her birimiz kendi eylemlerimizden sorumluyuz. Biz anarşistleriz ve bu durumun gayet farkındayız; bizim için eylemlerimizin bireysel sorumluluğu, özgürlük ve eşitlik toplumunun temel dayanağıdır. En güçsüzlerle, yaşlılarla, canlarını -diğerlerinden daha fazla- riske atanlarla ilgilenmek; muazzam bir önemle hissettiğimiz sorumluluğumuzdur. Her zaman. Bugün her zamankinden de fazla.

Eşit derecede önemli bir sorumluluk ise gerçeği söylemektir. Üstü örtülen gerçeği favori düşmanları tarafından çarpıtılmış karanlık bir komploda arayanlar, gözlerini gerçekliğe kapatırlar; çünkü gözlerini açık tutanlar toplumun adaletsiz, şiddetli, köleleştirici, ölüm saçan işleyişini değiştirmek için savaşmak zorundadır.

İtalyan hükümeti, her gün olduğu gibi insanların hastalanıp öldüğü bugün bile askeri harcamalar için 70 milyon avro harcıyor. Bu artık yılın 366 gününden sadece birinde harcanan 70 milyon ile 6 yeni hastane inşa edilebilir ve donatılabilirdi; yine de maskeler, analiz laboratuarları ve gerçek gözlemlemeler için eküvyon çubuklarına yetecek kadar fazladan para kalırdı. Bir solunum cihazının maliyeti 4000 avro, günde 17500 adet solunum cihazı satın alınabilirdi; şu anki ihtiyacımızdan çok daha fazlası.

Son yıllarda, birbirini takip eden tüm hükümetler sağlık, tıbbi koruma ve yaşamlarımız için olan harcamaları sürekli azalttı. Geçen yıl, istatistiklere göre, ortalama yaşam süresi ilk kez azaldı. Kira, gıda ve ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olan birçok insanın ilaçlara, muayane ücretlerine ve uzman doktorluk hizmetlerine yetecek parası yok.

Onlar küçük hastahaneleri kapattılar, doktor ve hemşire sayısını düşürdüler, yatak sayısından kıstılar; sağlık işçilerini yeteri kadar sağlık çalışanı olmadığı için fazladan çalışmaya zorladılar.

Bugün salgınla birlikte, masalarda oluşan kuyruklar yok, aylarca yıllarca süren teşhis süreci için oluşturulan bekleme listeleri yok; bütün randevuları ve incelemeleri iptal ettiler. “Salgın bittiği zaman geriye kalanları halledeceğiz.” Devletin karantinası yüzünden kaç kişi teşhis ve tedavi edilebilir kanserlerden ölecek, kaç kişi hastalıklarının kötüleşmesini izleyecek, kamu sağlığından geriye ne kaldı? Bu arada, özel klinikler birkaç reklam hamlesi yapıyorlar ve işlerini katlıyorlar çünkü zenginler hayatlarına tedavi olmadan asla devam edemezler.

Tam da bu yüzden hükümet bizden balkonlarda “Ölmeye hazırız, İtalya seslendi” şarkıları söylememizi istiyor. Onlar bizden tıpkı iyi askerler gibi, kesilecek hayvanlar gibi sessiz ve itaatkar olmamızı bekliyorlar. Sonrasında kalabilenler bağışıklı ve daha güçlü olacaklar. Ta ki bir sonraki salgına kadar.

Bu yüzden balkonlarımızdan, şehir surlarından, alışveriş kuyruklarından -maskelere rağmen- yüksek sesle haykıralım; devlet katliamı ile karşı karşıyayız. Eğer hükümet bunca yıl bizim sağlığımızı korumak amacıyla

seçimler yapsaydı kaç tane ölümden kaçınılabilirdi?

Yaptıkları şey hata değildi, canice bir seçimdi.

Enfektivologlar bizi şu anda içinde bulunduğumuz ciddi salgın riskinin ihtimal dahilinde olduğu konusunda yıllardır uyardılar. Nefeslerini boşa harcadılar.

Kâr mantığı insanlara bir şeyler vermenize izin vermez. Korumaya yatırım yapmamış ilaç şirketleri, salgın bittiği zaman iş yapacaklar. Onlar, toplum için çalışan ve zaten zengin olanları daha da zengin yapmaya çalışmayan araştırmacıların keşfettiği ilaçlar üzerinden kâr elde edecekler.

Yoksulları, kendilerini koruyacak hiçbir şeyleri olmayanları, içme suyuna bile erişimi olmayanları etkileyen salgınlara karşı bağışıklı olduğumuza inanmaya alışkınız. Dang, Ebola, sıtma, tüberküloz, yoksulların, “geri ve az gelişmiş” popülasyonların hastalıklarıydı.

Sonra, bir gün virüs birinci sınıfı da etkiledi ve İtalya ekonomisinin kalbine ulaştı. Ve artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.

Başlangıçta medya, uzmanlar ve hükümet bize hastalığın sadece yaşlıları, hastaları ve önceden başka rahatsızlığı olanları etkileyeceğini söyledi. Bu, sıradan bir olgu: Bunu bilmek için tıp mezunu olmaya gerek yok.

Böylece herkes -en kötü ihtimalle- bu yıl bir kez daha grip olacağını düşündü. Bu canice hazırlanmış bilgi; meydanları, partileri, etkinlikleri doldurdu. Bu, bilgilendirme ve anlama kabiliyetini de kapsayan bireysel sorumluluğun kaybolduğu anlamına gelmez, aksine hükümetin krizin etkisinden kurtulmak için giymeye çalıştığı kutsallık maskesini ortadan kaldırır. Hem kim bilir? Belki de bu sorumluluk duygusunu daha da güçlendirir.

Bize evimizin güvenli tek yer olduğunu söylüyorlar. Bu doğru değil. İşçiler her gün fabrikaya, Confindustria [İtalya’daki sanayi işverenlerinin örgütlenmesi] tarafından “devlet” sendikalarına [patronların çıkarları için her zaman çalışan daha büyük sendikalar] sunulan küçük ödüllere rağmen, herhangi bir gerçek koruma olmadan gitmek zorundalar. Orada yaşlılar, çocuklar, zayıf insanlar var.

Alışverişe çıkanlar veya biraz hava alanların sadece küçük bir kısmının koruması var; maskeler, eldivenler, dezenfektanlar hastanelerde bile mevcut değil.

Hükümet sağlıklıysanız korumanın gerekli olmadığını iddia ediyor ve bu bir yalan! Virüsün yayılması hakkında bize söyledikleri, açıkça bu yalanı ortaya çıkartıyor. Gerçek ise başka bir şey: İtalya’daki salgının başlamasından iki ay sonra, hükümet hastalığın yayılmasını durdurmak için gerekli korumayı satın almadı ve dağıtmadı.

Maliyetleri çok yüksek. Piedmont bölgesinde, aile doktorları telefonda ateş, öksürük, boğaz ağrısı olan kişilerle konuşur, onlara antipiretik almalarını ve beş gün boyunca evde kalmalarını tavsiye ediyor. Kimseye tahlil yapılmıyor. Hasta insanlarla yaşayanlar kendilerini tuzağa düşmüş bir halde buluyorlar: Acı çeken ve dayanışmaya ihtiyacı olanları yalnız bırakamazlar, eğer solunum hastalığının sebebi koronavirüsüyse enfekte olma riskini göze alıyorlar. Kaç kişi bilmeden enfekte oldu ve daha sonra hastalığı başkalarına yayarak onları da korumasız bıraktı?

Ev hapsi ve sokağa çıkma yasağı bizi salgından kurtarmayacak. Virüsün yayılmasını yavaşlatmaya yardımcı olabilirler ama durduramazlar.

Salgın, şirketlerin daha az harcama yapmalarını ve daha fazla kazanmalarını sağlayan çalışma koşullarını uygulama fırsatı haline geliyor. Conte’nin [Hükümet Başkanı] kararnameleri mümkün olan her yerde uzaktan çalışma imkanı sağladı. Şirketler bundan faydalanarak koşullarını çalışanlarına dayatıyorlar. Evde kalıyorsunuz ve internet üzerinden çalışıyorsunuz. Uzaktan çalışma, şirketlerin teklif edebilmesini ancak çalışanlarına dayatamamasını sağlayan 2017 yasası ile düzenlenmektedir.

Bu nedenle işçilere çalışma saatleri, kontrol şekilleri, bağlantı maliyetleri

ni karşılama hakkı, kaza durumunda masrafların karşılanması konusunda garanti veren bir anlaşmaya tabi olmalıdır. Bugün -Conte hükümeti tarafından Covid 19 salgını ile başa çıkmak için verilen kararname sonrasında- şirketler, evde kalma fırsatı için minnettar olması gereken işçiler için anlaşma veya garanti olmaksızın uzaktan çalışmayı zorlayabilirler. Bu nedenle salgın, direnç olmadan yeni sömürü formları dayatmak için bir bahane haline geliyor.

Sisteme entegre işçiler için sosyal güvenlik uygulamaları, işten çıkarılma fonları ve ek fonlar vardır; kayıtsız işçiler ve taşeronlar için neredeyse hiç bir güvence olmayacaktır. Çalışmayanlar ise herhangi bir gelire sahip olamayacaklar.

Her kim ki eleştirmeye cesaret ederse, rahatsız edici gerçekleri söylemeye cesaret ederse tehdit edilir, bastırılır, susturulur.

Hiçbir ana akım medya kuruluşu, herhangi bir tahrip ediciliği bulunmayan bir kurum olan Hemşireler Birliği’nin avukatlarının şikayetlerini dikkate almadı. Hemşireler, hastanelerde ne olduğunu söylemeden, hastalandıkları ve sessizce öldükleri sürece kahraman olarak tanımlanırlar. Gerçeği söyleyen hemşireler işten çıkarılma tehdidi altındadır. Enfekte olmanın bir iş kazası olduğu kabul edilmez; bu nedenle hastane şirketleri, kendilerini her gün koruma olmadan veya yetersiz koruma ile çalışırken bulanlara tazminat ödemek zorunda kalmazlar.

Kadınların özerkliği, Covid 19 salgınının hükümet yönetimi tarafından saldırıya uğruyor. Okullar kapalı olduğu için evde kalan çocukların bakımı, risk altındaki yaşlılar, engelliler -halihazırda iş güvencesizliğiyle ağır bir şekilde ezilen- kadınların omuzlarına kalıyor. Bu arada ev hapishanelerine dönüşen evlerde, kadın cinayetleri katlanıyor.

Birçok kişinin gürleyen sessizliğinde, bir hapishane isyanı sırasında 15 tutsak öldü. Polisin propagandası dışında, ölümleri hakkında hiçbir şey söylenmedi. Zaten ciddi durumda olan bazıları hastaneye kaldırılmadı, yüzlerce kilometre ötedeki hapishanelerde ölmeleri için polis minibüslerine bindirildiler. Bir katliam, bir devlet katliamı!

Diğerleri ise başka yerlere sürüldü. Hapishaneler dolup taşıyor, insanları parmaklıklar ardına kilitlemenin “normal” olduğu bir dünyada, tutsakların sağlığı ve onuru “normal” koşullarda bile garanti edilmiyor. Hükümet onları korumak için görüşleri askıya almaktan daha iyi bir şey bulamazken gardiyanlar her gün giriş-çıkış yapıyor. Tutsakların isyanı, aşırı kalabalıklığın norm olduğu yerlerde yayılma riskiyle, göz göre göre patlak verdi. Tutsakların mücadelelerine destek verenler saldırıya uğradı ve haklarında polis tarafından suç duyurusunda bulunulduğu bildirildi. Hükümetin kararnamelerinde yer alan tedbirlerin yardımıyla baskı acımasız boyutlara ulaştı. Torino’da tutsakların akrabalarının basit bir şekilde toplanmasını ve hapishanenin girişindeki faaliyetleri, Vallette hapishanesini [Torino’daki hapishane] çevreleyen sokaklara ulaşan her yere asker yerleştirerek engellediler.

Bulaşma riskine karşı kendiliğinden grev yapan işçiler, sağlık için sokaklarda gösteri yaptıkları için hükümetin emirlerini ihlal ettikleri gerekçesiyle kriminalize edildiler.

Üretimin bedeli hayatlarımızdan başka bir şey olmasa bile, hiçbir şey üretimi durduramaz. Kâr mantığı ve üretim önce gelir. Hükümet hapishane isyanı sonrası, başka toplumsal mücadelelerin de alevlenebileceğinden korkuyor. Takıntılı polis kontrolüne rağmen, ordu -tarihi boyunca ilk defa- çeşitli polis güçlerini desteklemek haricinde kamu düzeni işlevini de üstlendi. Askeriye polise dönüşüyor; birkaç onyıl önce başlayan geçiş süreci sona yaklaşıyor. Savaş durmuyor. Askeri görevler, askeri tatbikatlar, silah testleri son sürat devam ediyor. Covid 19 zamanında ise bu savaş yoksullara karşı.

Hükümet her türlü halka açık gösteri ve siyasi toplantıyı yasakladı.

Efendin için hayatını riske atmak sosyal bir görevdir, kültürel ve siyasal eylem suç faaliyetleri olarak kabul edilir.

Bu en çok sorun yaşayan kişilere gerçekten destek vermeyi sağlayan her türlü yüzleşme, tartışma, mücadele, dayanışma ağlarının inşasını önlemek için üstü pek örtülü bile olmayan bir girişimdir.

Demokrasinin ayakları kildendir. Salgın karşısında demokrasi yanılsaması, güneşte kalan kar gibi eridi. Konsey başkanının önlemleri coşkuyla kabul edildi; tartışma yok, parlamentodan geçiş yok, temsili demokrasi tapınağı sadece basit bir fermandır. Bu emirlere saygı duymayanlar, veba dağıtıcısı, katil, suçludur ve merhameti hak etmez.

Bu şekilde gerçek suçlular, sağlık bakımını kesen ve askeri harcamaları çoğaltanlar, hemşirelere maske bile garanti etmeyenler, her şeyi militarize eden ancak testleri “Her biri 100 avroya mal oluyor.” diye yapmayanlar, korku mahkumlarının övgüsüyle kendi suçlarından arınıyorlar.

Korku insancıldır. Bundan utanmamalıyız ama korkunun siyasi girişimcilerinin kendi suç politikalarına rıza göstertmek için onu kullanmasına da izin vermemeliyiz.

Onların küçük hastaneleri kapatmasını, herkes için değerli sağlık tesislerini yok etmelerini önlemek için mücadele ettik. Valdese’in, Oftalmico’nun, Maria Adelaide’nin [son yıllarda kapatılmış devlet hastaneleri], Susa’daki hastanenin ve ilimizin diğer birçok köşesindeki işçilerinin yanında, meydanlardaydık.

Kasım ayında Havacılık, Uzay Sanayi ve Savaş Fuarı’na karşı çıkmak için sokaktaydık. Her gün militarizme ve savaş harcamalarına karşı savaşıyoruz. No Tav [hızlı trene karşı hareket] mücadelesinin yanındayız, çünkü bir metrelik Tav [yeni demiryolu projesi] için 1000 saatlik yoğun bakım ücreti ödeniyor.

Bugün hapishanede ölmek istemeyenlerin yanındayız, polisin soruşturmalarla saldırdığı ve rapor ettiği işçilerin tarafındayız, çünkü virüsün yayılmasına karşı koruma eksikliğine dikkat çekiyorlar. Hemşirelerin korunmadan çalışmasına karşılar ve işlerini riske atarak hastanelerde neler olduğunu anlatıyorlar.

Bugün pek çok siyasi ve sosyal muhalefet hareketi sessizdir, tepki veremezler, ahlaki baskı ile ezilirler. Bu da dünün ve bugünün hükümet seçimlerinin tetiklediği, artan tehlike durumunu tartışmadan kabul etmeyenleri cezalandırır.

Hareket ve temasları sınırlamak mantıklıdır, ancak güvenlik için savaşmak daha da mantıklıdır. Bizi hapsedenlerin şiddetine karşı savaşacak yerler ve yollar bulmalıyız, çünkü bizi tanımıyorlar ve korumak istemiyorlar.

Anarşistler olarak biliyoruz ki özgürlük, dayanışma ve adalet mücadeleyle elde ediliyor, tek etiği kendileri için bizim koltuğumuzu ele geçirmek olan kimselere, özellikle hükümete devredilerek değil.

Hayır. Biz “ölmeye hazır değiliz”. [İtalyan milli marşının ünlü dizesi] Ölmek istemiyoruz ve kimsenin de hastalanıp ölmesini istemiyoruz. Sessiz katliam için askerliğe kayıt yaptıran piyadelerden değiliz. Biz firariyiz, isyancıyız, partizanız.

Hapishanelerin boşaltılmasını, evi olmayanlara bir tane verilmesini, savaş masraflarının iptal edilmesini, herkesin klinik muayenelere tabi tutulmasını, kendilerini ve başkalarını salgından koruyacak araçlara sahip olmasını istiyoruz.

Sadece en güçlünün hayatta kalmasını istemiyoruz, çok uzun yaşamış olanların da yaşamaya devam edebilmelerini istiyoruz.

Hasta olanların kendilerini seven ve onları rahatlatabilecek birine sahip olmalarını istiyoruz: İki tane eksik F35 avcı bombardıman uçağı ile, artık kimsenin yalnız ölmemesi için gerekli tüm korumaya sahip olacağız.

Her şey yoluna girecek mi? Başaracak mıyız? Bu, her birimize bağlı.

15 Mart 2015’te Kurulan Torino Anarşist Federasyonu Yoldaşları

(Bu yazıyı hayatını bilimsel araştırmaya adamış, hayatı sadece kâr getiren şeyi finanse eden endüstrinin açgözlü elinden almaya çalışan anarşist bir doktor olan Ennio Carbone’un anısına adadık. Ennio, normal zamanlarda, bugün yaşadığımız gibi bir pandemi riskini anlatmıştı. Bu zor günlerde sesini ve deneyimini özlüyoruz.)

Bu çeviri Meydan Gazetesi’nin 52. sayısında yayınlanmıştır.

]]>
https://karala.org/kara-kose/torino-anarsist-federasyonu-salgin-italyada-devlet-katliami/feed/ 0 819
Falkland Hakimi – Korona’nın Öldürdüğü https://karala.org/akis/falkland-hakimi-koronanin-oldurdugu/ https://karala.org/akis/falkland-hakimi-koronanin-oldurdugu/#respond Fri, 20 Mar 2020 13:37:00 +0000 https://karala.org/?p=801 İtalya’da doktorların 80 yaş üstü hastaları tedavi etmemesine dair karar alındığı ve doktorların bu kararın altında ezildiklerine dair bir haber okuduğumda bu yazıyı yazmaya zorunlu hissettim kendimi. Yoğun bakıma alınan hastalar arasından daha genç olanların kurtulma ihtimalinin daha yüksek olduğunu düşünerek tek atım kalan barutlarını bu yönde kullanmak zorunda kalan doktorların sürekli olarak vicdan muhasebesi içinde olmaları çok ağır bir yük. Bu yükü 10 Ekim’de ambulansa götürülecek hastalar arasında tercihte bulunma şanssızlığını yaşamış birisi olarak gayet içeriden bilmek bu konudaki empatimin ana sebebi.

Hayatımıza bir kabus gibi çöken virüse dair onlarca gerekçe sayılabilir. Doğanın bozduğumuz dengesi, şehirlere sıkıştırılmış hayatlar, kapitalizmin kar odaklı toplumsal dizaynı… Sebep bunların her biri ve hatta hepsi. Ancak neden ne olursa olsun bugün yaşadığımız bu durumun nedenlerden daha elzem olan yanıtlara ihtiyacı var.

Bu hastalık durumu ile yaşamanın getirdiği sorumluluk ve yarattığı ruh hali ise kendimce müdahaleye muhtaç. Nasıl olmasın ki… Gerek iktidarda olanların mecburiyeti, gerek virüsün yayılmasında sınıfsal fark gözetmeden herkesi etkiliyor oluşu ya da uluslararası kuruluşlardan gelebilecek mali yardımlar… Her ne sebeple olursa olsun yönetenlerce alınan bir dizi önlem ve bu önlemleri büyük bir saygı ve korkuyla takip eden insanlar. İlk defa bir bakanı tebrik ediyorum, yaptığı iş gerçekten önemli ve şeffaf diyerek herkes gibi olan muhaliflerin sayısı ne yazık ki düşündüğümüzden daha yüksek.

İnsanların kendilerinin ve yakın çevresindekilerin hayatlarını düşünerek bu kararlara uymaya çalışması anlaşılabilir bir durum. Benim itirazımsa bu ruh halinin, ipleri atalı çok uzun zaman olmuş olsa dahi kendini bir şekilde iktidarın karşısında konumlandıranlar açısından ancak yüzeysel eleştirilere konu olabiliyor olması.

Otorite ve iktidar bir yaşam tarzıdır. İçinde doğal durumu reddeden, suni ve zoraki bir fiili durum vardır. Teslim aldığı ve devamlılığını sağladığı şey ise insanların ruhudur. O ruh teslim edildikten sonra belki nefes alınıp verilir ancak yaşam var denilemez. Virüs belli ki ölümcüldür ve hepimiz için tehdittir ama şunu biliriz ki kaçınılmaz sonu yaşatacak olsa da, ruhumuzu teslim edip etmemek konusunda hala şansımız kendi ellerimizdedir.

İktidarın hayatlarımızla ilgili aldığı kararları alkışlamak, kapatılan okulları, toplu yan yana geliş pratiklerinin engellenmesini hayırlı bulmak konuya dair eksik bakışımızı kapatamaz. Okulların kapatılmasını talep etmek, işyerinin kapatılmasını beklemek, hatta birkaç adım ileri çıkıp sokağa çıkma yasaklarını, Olağanüstü Hal uygulamasını talep etmek aslında aynı şeydir. Aynılıkları, yaşam irademizi kendisine katılmadığımızı aleni şekilde beyan ettiğimiz devlete teslim etmektir.

Kahrolası güçsüzlüğümüz bir ruh haline dönüşmüş durumda. Bu ruh hali o kadar büyüdü ki, eskiden eleştirebildiğimiz şeyler şimdi hayatımızın rutini haline dönüşmüş ve normalleşmiş, alternatif yaratmaya dair hiçbir çabamızın olmaması ise sorun olarak bile algılanamaz hale gelmiş durumda. Kıyıda köşede esprilere boğularak, “aslında gerçekler saklanıyor” diyerek basit muhalefetten hallice eleştirilerde bulunmak yapabildiğimiz tek iş oldu. Herkesle beraber marketleri Hollywoodvari boşaltmamızı saymıyorum bile. Organik ya da vegan dezenfektan tarifleri ile doğayla barışık korunma arayışlarımız ise takdire şayan yaklaşımlar. Elbet ilerleyen senelerde çocuklarımız toplumsal mücadeleler tarihinde bu ürünlerden övgüyle bahsedeceklerdir.

Öncelikli olarak bu tür felaket dönemlerinin bizlerde bırakacağı ilk elden etki, kısa zaman öncesine kadar şiddetle eleştirdiğimiz bir yalanın göz göre göre gerçeğe dönüşmesi. “Aynı Gemideyiz” yalanı şu anda büyük bir çoğunluğumuz için gerçeğe dönüşmüş durumda. İki ayrı sınıf olduklarımızla, iki ayrı hayatı yaşadıklarımızla aramızdaki fark ne yazık ki bir virüs kadarmış.

En radikal düşünebilenlerimiz olayların yakıcılığı ile marketlerde boşalan raflardaki makarnaların yoksulların en rahat ulaşabildiği gıda olduğu gerçeğini vurgulayabildi. Zengin muhitlerdeki marketlerde boşalan raflar, kolonya ve makarna değildi neticede. Bu sınıfsal farklılıkları vurgulayabilmek yeter bir şey olarak kaldı. Üretimi kısıtlanan ya da geçici süre ile kapatılan işyerlerinde işçilerin ücretsiz izne çıkarılması, buna itiraz edenlerin işten atılması tabii ki sorun ve buna karşı çıkılmalı. Ancak sorunu sadece bu minvalde ele almak esasa dair tek bir kelam etmeden suya sabuna dokunup geçmek demek.

Kapatılan onca işyerine rağmen kapatılmayan ya da kapatılması en sona bırakılan AVM’ler, marketlerde çalışan ve iş güvencesinin yanında can güvencesi de artık risk altında olan işçilerin geleceği tabii ki sorun. Ancak devlet ile aramıza koyamadığımız sınır, bu vaka atlatılsa dahi sürekli tekerrür edecek daha büyük bir sorunlar yumağının birinci halkası. Tabii ki kapitalizm her krizin yükünü işçilere ödetecek, devlet aldığı önlemleri zenginleri korumak üzere alacak, kapattığı iş yerinin çalışanlarının gerek kendine gerek bankalara olan borcunu silmeyecek. Bunları hali hazırdaki gibi talep ederek aynı gemide olanların birbirini yormasına gerek yok. Bu kerhen de olsa, iyi niyetle de olsa devletten bir şeyler bekleyenlerin nafile gürültüsü olarak kalacak. Bu bir krizdir evet ve her kriz gibi faturanın kime kesileceği bellidir. Hele de daha işin başında bıçağa boynunu uzatan kurbanlık rolüne kendini kaptıran bu kadar çok muhalif varken.

Durumu en iyi özetleyen şey, tüm dünyayı kasıp kavuran hastalık hikayesi bu kadar aşinayken devlete ne kadar güveneceği konusunda kafası hep net olanlarımız dahi market ziyareti için bir bakanın gece yarısı yaptığı açıklamayı bekleyip, hastalığın yaşadığımız topraklara geldiğine ancak bu açıklama ile kani olması oldu. Devletle ilişkisini bu kadar kesebilmiş olanlarımızla kuracağımız devletsiz toplum düşünün bu kadar kırılgan olduğunu görmek virüsten çok daha tehlikeli.

“Eleştirinin silahı” ne yazık ki yetersiz. Siyasi miyopluğumuzu tescil etmekten öteye geçemiyor. Alkollü mekanların kapatılmasına dair alınan özel kararın diğer “önlem”lerden ayrı ve önce verilmiş olması, camilerde yapılan toplu ibadetlerin durdurulduğu kararının bir bakan tarafından değil de, diyanet işleri başkanı tarafından duyurulması ve bu kararın cumhurbaşkanı onayı ile alındığının beyan edilmesi, şu ana kadar yapabildiğimiz eleştirinin sınırlarını belirlememiz için bize verilmiş malzemeler. Bizi cambaza baktırırken asıl görmemiz gerekeni tamamen unutturuyor.

Boynumuzu uzattığımız bıçağın sahiplerine bu günümüzü teslim etmiyoruz sadece. Düşlerimizi ve yarına dair tahayyüllerimizi de teslim ediyoruz. Can korkusu düşlerimizden daha değerli olamaz, olmamalı.

Büyük bir şiddetle talep edilen sokağa çıkma yasağı, Ohal gibi taleplerin dönemin hassasiyeti gibi bir mantıkla açıklanabilir olma durumu söz konusu değildir. Her dönemde her dönemin gereksinimleri her sınıf için farklı olacaktır. İktidarı elinde bulunduran sınıfın ihtiyaçları belirlemesi de gayet doğaldır. Doğal olmayan ise güçten yoksun olanların yaşam iradelerini bile isteye iktidara devretmesidir.

Asıl olarak çaresizliğin ve güvencesizliğin oluşturduğu ruh hali bu ana değil belki ama kısa ve orta vadeli dönemde yönetenlere “allahın lütfu” olarak ciddi bir hegemonya kabiliyeti kazandıracaktır. Bize düşen görev ise basit bir tercihte bulunmak; şu an biz mi, yarın hepimiz mi?

Anlatmak istediğim şey süreci değersiz ve basit görüp önlem almamak değil. Yaşananların ciddi olduğu ve virüs sınıfsal farklılıkları gözetmese de, temel yaşam gereksinimlerine ulaşmakta zorluk yaşayan yoksulların, emekçilerin yani bizlerin risk altında olduğu ortada. Bilimsel yaklaşımların gerekli gördüğü izolasyonu sağlamaya çalışırken ideolojik hegemonyanın getirdiği bencil ve asosyal bir hayat tercihi ve dayanışma bağlarının hepten koparılması ile karşı karşıyayız. Virüsün gerektirdiği fiziksel izolasyon iken, kapitalizmin dayattığı toplumsal izolasyon ile, bencillikle karşı karşıyayız.

İçinde bulunulan tecrit hissiyatı insanları, yaygın bir anksiyete ve obsesyona sürüklerken süreç hızla duyarsızlaşmaya doğru yol almakta. Sigara paketleri üzerindeki “ürkütücü” yazıların artık sıradanlaşması gibi virüsten kaynaklı ölümlerin sıradanlaşması ve insan yerine sayılardan bahsedilen dönemin kapısındayız.

Dayanışma bağlarının güçlendirilmesi, en azından “bizler“ arasındaki ekonomik eşitsizliklerin bizler tarafından bertaraf edilmesi, özellikle kadınların yaşayabileceği ev içi şiddete karşı farkındalığın arttırılması ve her şeyden öte ezilenlerin ezenlerle aynı gemide olmadığının sürekli tekrarının yapılması, işçilerin gerek ulaşım esnasında gerek iş dönemi boyunca yaşayabilecekleri risklere karşı yapacakları eylemlilikleri desteklemek gibi ilk elden yapılabilecekler çeşitlendirilerek yaygınlaştırılmalıdır.

Temel ihtiyaçlara inanılmaz zamlar yapan ya da işçileri ücretsiz izne çıkmaya zorlayan ve işten atanların, yarın boykot edilmesi adına çetelesinin tutulması ve teşhiri bile kapandığımız evlerimizden yapabileceklerimizdendir.

Paylaşma ve dayanışma değildir Korona’nın öldürdüğü. Yaşamlarımızı birbirimize kapatmak, bencilleşmek, komşumuzu unutmak, kapımızı örtmek değildir Korona’dan payımıza düşen. Paylaşma ve dayanışmayı artırmak ve kendimize değil, birbirimize sahip çıkmayı unutmamaktır bizim elimizde olan anahtar. Bu anahtar, Korona’nın da, kapitalizmin de, iktidarın da kilidini çözecek güce sahiptir.

Yazıyı gönderen okurumuz : Falkland Hakimi

]]>
https://karala.org/akis/falkland-hakimi-koronanin-oldurdugu/feed/ 0 801