Emma Goldman – Anarşist Dergi https://karala.org Karala Wed, 26 Jan 2022 17:04:13 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://karala.org/wp-content/uploads/2022/01/cropped-C1ZNtCuW_400x400-32x32.jpg Emma Goldman – Anarşist Dergi https://karala.org 32 32 202283703 Emma Goldman Yaşıyor https://karala.org/kara-kose/emma-goldman-yasiyor/ https://karala.org/kara-kose/emma-goldman-yasiyor/#respond Fri, 14 May 2021 17:28:00 +0000 https://karala.org/?p=1071 Bütün yaşamını iktidarlara karşı mücadeleyle geçiren Emma Goldman, 81 yıl önce bugün yaşamını yitirdi.

Mücadelesini saygıyla anıyoruz.

]]>
https://karala.org/kara-kose/emma-goldman-yasiyor/feed/ 0 1071
Emma Goldman 151 Yaşında! https://karala.org/kara-kose/emma-goldman-151-yasinda/ https://karala.org/kara-kose/emma-goldman-151-yasinda/#respond Sat, 27 Jun 2020 15:34:00 +0000 https://karala.org/?p=922 Özgürlük uğruna coğrafyadan coğrafyaya mücadele eden Emma Goldman 151 yaşında. Amerika’da, Rusya’da, İberya’da bitmeyen özgürlük kavgası anarşizm mücadelesinde yaşıyor!

]]>
https://karala.org/kara-kose/emma-goldman-151-yasinda/feed/ 0 922
Emma Goldman Etkinliğini Gerçekleştirdik https://karala.org/eylem/emma-goldman-etkinligini-gerceklestirdik/ https://karala.org/eylem/emma-goldman-etkinligini-gerceklestirdik/#respond Sun, 15 Mar 2020 13:32:00 +0000 https://karala.org/?p=798 Emma Goldman’ın “Savaş Karşıtlığı ve Militarizm” düşüncesini paylaştığımız etkinliği gerçekleştirdik. Emma Goldman’ın yaşamı ve mücadelesinin aktarıldığı etkinlikte, savaş karşıtlığını, vicdani ret hareketini, antimilitarizmi ve şiddet, vatanseverlik, savaş kavramlarını konuştuk.

]]>
https://karala.org/eylem/emma-goldman-etkinligini-gerceklestirdik/feed/ 0 798
Emma Goldman’ın “Savaş Karşıtlığı ve Militarizm” Düşüncesini Konuşuyoruz https://karala.org/akis/emma-goldmanin-savas-karsitligi-ve-militarizm-dusuncesini-konusuyoruz/ https://karala.org/akis/emma-goldmanin-savas-karsitligi-ve-militarizm-dusuncesini-konusuyoruz/#respond Mon, 09 Mar 2020 13:24:00 +0000 https://karala.org/?p=788 Emma Goldman’ın 1. Dünya Savaşı’na karşı gerçekleştirdiği “Zorunlu Askerliğe İnanmıyoruz” konuşmasından hareketle “Savaş Karşıtlığı ve Militarizm” düşüncesini okuyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz.

15 Mart Pazar

17:00

Meşrutiyet Mahallesi Konur Sokak 53/10

]]>
https://karala.org/akis/emma-goldmanin-savas-karsitligi-ve-militarizm-dusuncesini-konusuyoruz/feed/ 0 788
Anarşist Kadınlar Belgesel Gösterimi Gerçekleştirdi https://karala.org/eylem/anarsist-kadinlar-belgesel-gosterimi-gerceklestirdi/ https://karala.org/eylem/anarsist-kadinlar-belgesel-gosterimi-gerceklestirdi/#respond Sun, 01 Mar 2020 13:21:00 +0000 https://karala.org/?p=784 Anarşist Kadınlar “Fevkalade Tehlikeli Bir Kadın: Emma Goldman” belgesel gösterimini gerçekleştirdi.

]]>
https://karala.org/eylem/anarsist-kadinlar-belgesel-gosterimi-gerceklestirdi/feed/ 0 784
Anarşist Kadınlar’dan Belgesel Gösterimi https://karala.org/eylem/anarsist-kadinlardan-belgesel-gosterimi/ https://karala.org/eylem/anarsist-kadinlardan-belgesel-gosterimi/#respond Tue, 25 Feb 2020 13:10:00 +0000 https://karala.org/?p=767 Anarşist Kadınlar “Fevkalade Tehlikeli Kadın: Emma Goldman” Belgesel Gösterimine çağırıyor.

*Natrans Erkeklere Kapalıdır

Meşrutiyet Mahallesi Konur Sokak 53/10 Karala Dergisi

1 Mart Pazar 17:00

]]>
https://karala.org/eylem/anarsist-kadinlardan-belgesel-gosterimi/feed/ 0 767
Ankara’da Sokaklar Emma Goldman’a Çağırıyor https://karala.org/eylem/ankarada-sokaklar-emma-goldmana-cagiriyor/ https://karala.org/eylem/ankarada-sokaklar-emma-goldmana-cagiriyor/#respond Fri, 10 Jan 2020 13:28:00 +0000 https://karala.org/?p=794 Emma Goldman “Savaş Karşıtlığı ve Militarizm” afişlerimiz Ankara sokaklarında…

]]>
https://karala.org/eylem/ankarada-sokaklar-emma-goldmana-cagiriyor/feed/ 0 794
Emma Goldman – Hükümetlere Rağmen https://karala.org/kara-kose/emma-goldman-hukumetlere-ragmen/ https://karala.org/kara-kose/emma-goldman-hukumetlere-ragmen/#respond Tue, 14 May 2019 11:04:00 +0000 https://karala.org/?p=631 Ben inanıyorum hatta aslında biliyorum ki, insanın düşündükleri ve yaptıkları iyi ve güzel olan ne varsa, bunların hepsi hükümetlere rağmen vardır, onlar sayesinde değil.

]]>
https://karala.org/kara-kose/emma-goldman-hukumetlere-ragmen/feed/ 0 631
Devrime İhanet: Ekim- Emma Goldman https://karala.org/dergi/devrime-ihanet-ekim-emma-goldman/ https://karala.org/dergi/devrime-ihanet-ekim-emma-goldman/#respond Wed, 17 Apr 2019 10:03:00 +0000 https://karala.org/?p=577 Anarşizmin teorisine ve pratiğine dair çeşitli yazılara yer verdiğimiz bu bölümde, ilk sayımızda Volin’in Bilinmeyen Devrim kitabından “Sosyal Devrimle İlgili İki Karşıt Anlayış” bölümüne yer vermiştik. Bu sayımızda Emma Goldman’ın Bolşeviklerin Devrime İhanetinin Öyküsü (Rusya’daki Hayal Kırıklığım) isimli eseriden bölümlere yer veriyoruz. Emma Goldman ve Alexander Berkman’ın 1919-21 arası Bolşevik Rusya deneyimine ilişkin gözlemlerine yer verilen kitapta, farklı şehirlerde halkın içinde bulunduğu toplumsal-ekonomik düzen ve siyasal atmosfere yer veriliyor. Devrimin toplumsallığının yitirildiği ve Bolşevik iktidarın merkezileştiği süreç; Goldman’ın gözlemleri, devrimin sembol isimleriyle görüşmeleri ve tüm bunlara ilişkin yorumlarıyla tasvir ediliyor.

Kaygı Verici Düşünceler

Yaşam devam ediyor, her gün duygu ve düşüncelerime yeni çelişkiler ekleniyordu. Beni en çok etkileyen ise çevremde tanık olduğum açık eşitsizlikti. Petro-Sovyet Birinci Sınıf Konukevi (Astoria) ahalisine ayrılan pay fabrikalarda çalışan işçilerinkine oranla çok fazlaydı. Emin olun, bu işçiler yaşamlarını sürdürmelerini sağlayacak oranda bile pay alamıyorlardı. Astoria’da ise durum çok farklıydı. Astoria’da öbeklenen ve Smolni’de çalışmalarını yürüten Komünist Parti üyeleri, Petrograd’ın en iyi imkanlarına sahiplerdi. Kaldı ki ticaret henüz tam anlamıyla ele geçirilememişti. Pazarlar kar ediyor ancak kimse bu alım gücünün kaynağını açıklamaya yetenekli ya da istekli görünmüyordu. İşçiler 2000 ruble verip katı yağ satın alıyor olamazdı. Ve 3000 rubleye şeker, 1000 rubleye et! Bu eşitsizlik, Astoria mutfağında iyice su yüzüne çıkıyordu. Sık sık mutfağa uğruyor ve her seferinde yemek hazırlığının bir tür hengameye dönüştüğüne tanık oluyordum: Fırının önünde küçücük bir yer kapabilmek için itişip kakışan, ortalarında duran tencereden biraz daha fazla yemek alabilmek için birbirlerine aç gözlerle bakan vahşi kadınların içlerinden birisi yanındakinin önünden bir parçacık et arakladığında kopan kızılca kıyametler! Yine de bu acınası tablonun iyi bir yanı vardı. Bu, Astoria’da çalışan kadınların içerlemeleriydi. Yoldaş diyerek seslenilmelerine karşın, onlar hizmetçiydiler ve söz konusu eşitsizliği olanca şiddetiyle yaşıyorlardı: Devrim onlar için yıllar sonra gerçekleşecek bir teori değildi. Devrim yaşanıyordu. Bunu bir gün ben de anlayacaktım.

Paylar komiserlikte dağıtılıyordu; ancak elbette bu görevi yerine getirmekle yükümlü birileri de vardı. Bir gün, uzun kuyrukta sıranın gelmesini beklerken bir köylü kız geldi ve sirke istedi. Birkaç kadın _”Sirke mi? Kim bu beyzade” _diye hiddetle gürleyiverdi. Bu gelen kız, Zinovyev’in hizmetçisiydi ve çok çalıştığını, dolayısıyla fazladan bir şeyleri hak ettiğini düşündüğü Zinovyev’den _“Efendim” _diye söz ediyordu ki ortalık bir anda savaş alanına döndü.

“Efendi ha! Biz devrimi bunun için mi yaptık; yoksa devrimi yapan efendiler miydi? Zinovyev artık bizden biri değil ve bir daha asla olmayacak.”

Bu işçi kadınlar acımasız hatta yaban olmalarına karşın adalet konusunda çok hassaslardı. Devrim, yaşamlarının başat öğesiydi ve her yeni adımda bu kötücül eşitsizliğe maruz kalıyorlardı. Bu durum beni çok rahatsız etmişti. Kendimi Zinovyev ve diğer komünist önderlerin ellerindeki gücü kendi çıkarlarına kullanamayacaklarına şartlamıştım adeta…

… Beni şaşkına çeviren bir diğer olay ise pazarların et, balık, sabun ve hatta ayakkabıdan geçilmiyor oluşuydu. Bütün bunlar pazarlara nasıl sokuluyordu? Daha da önemlisi, nasıl oluyordu da bunlar alıcı buluyordu. Herkes kendine bu soruyu soruyor ancak kimse bir yanıt bulamıyordu. Bir gün bir saatçi dükkanındayken içeri bir asker girdi. Yidiş aksanıyla, Sibirya’dan henüz geldiğini ve elinde bir miktar çay olduğunu belirtti. Saatçi 50 pounda çayı derhal satın alabilirdi. Alışveriş oracıkta gerçekleşiverdi -ayrıcalıklı küçük bir azınlık dışında kimse bu lükse sahip değildi. Asker çıkar çıkmaz dükkan sahibine dönüp “_Böyle yasadışı bir işi ulu orta yapmak biraz riskli değil mi?” _diye sordum. Onu şikayet edebileceğimden korkmuyor muydu? _“Önemi yok” _diye yanıtladı adam ilgisizce, “Çeka’nın her şeyden haberi var. Benden de askerden de payını alıyor!”

Canavarın sadece dışarıda değil Rusya’nın içinde de kol gezdiği konusunda şüphelerim artmıştı. Neden sonra her yerde rüşvet alan askerler ve dedektifler görmeye başladım. Bu evrensel bir hastalıktı ve üç yıl boyunca kıtlığın hüküm sürdüğü Rusya’da insanların rüşvet almaya hatta hırsızlığa başvurmaları kaçınılmazdı…

Endüstriyel Askerileştirme

… Mart, 1920’de yapılan Tüm Rusya Komünist Partisi 9. Kongresi’ne belli başlı birkaç konu damgasını vurmuştu. Bunlardan en önemlileri, işçilerin askerileştirilmesi ve endüstrinin idaresinde _“tek adam” _sistemine geçişti. Zorunlu çalışma, uzun zamandır Sosyalist Cumhuriyet yasalarında yer alıyordu. Ancak, bu iş, Troçki’nin demesiyle, _“yalnızca küçük özel yöntemlerle başarılmıştı.” _Artık yasalar daha etkin bir biçimde uygulanmalıydı. Artık Rusya ekonomik başıbozuklukla mücadele edebilmek için askerileştirilmiş endüstriyel bir orduya ihtiyaç duyuyordu. Kızıl Ordu dahi farklı çevrelerden kuşatılmıştı. Fabrikalardaki gönüllü çalışma sistemi artık yerini askerleştirilmiş idareye bırakmalıydı.

Bu karar, kongredeki kimi komünist azınlıklar tarafından şiddetle eleştirilmiş olsa da parti disiplini galip geldi. Ancak, sular durulmak bilmedi: Konu üzerindeki hararetli tartışmalar uzun süre devam etti. Pek çok genç komünist, partinin aldığı kararı destekliyor, bunun başarılı bir adım olacağını düşünüyordu.

_“Gönüllü çalışma sisteminin tam bir fiyaskoyla sonuçlandığı ortada. İşçiler, gönüllü olarak çalışmayacak; dolayısıyla, gelecek yıl sağ kalabilmek istiyorsak, endüstrimizde yeni yöntemlere başvurmalıyız.” … _

… O sıralar Petrograd grev söylentileriyle çalkalanıyordu. İşçiler, yeni politikayı açıklamak amacıyla fabrikaları gezen Zinovyev ve kurmaylarını durumdan haberdar etmişti. Olayı birinci elden öğrenmek için fabrikaları ziyaret etmeye karar verdim… Ziyaret edilecek ilk yer, en büyük ve en önemli makine ve vagon üretim fabrikası olan Putilov’du. İşçilere, yeni politikaya bakış açılarına ilişkin sorular yönelttim.

“Sanki yeterince baskıya maruz kalmıyormuşuz gibi şimdi bir de askeri nagaika (kırbaç) ile çalıştırılacağız. Elbette, çalışmak zorundayız; aksi halde, endüstri kaçakları olarak cezalandırılacağız. Ama ne hakla bizden daha fazla çalışmamızı isterler? Zaten açlıktan ve soğuktan kırılıyoruz; daha fazlasını vermeye gücümüz yetmez. Rusya’nın içine düştüğü talihsiz koşulları anlayabiliyoruz; ancak, kendimizi daha fazla heba edemeyiz. 800 gram ekmekle idare ediyoruz. Bununla yaşantımızı sürdürebilir miyiz? Ya çocuklarımız? Şimdi bir de bizi insanlarımızdan ayırıp Rusya’nın diğer ucuna gönderecekleri, oradaki kardeşlerimizi de topraklarından koparıp buraya sürecekleri yeni bir plandan söz ediliyor.”

Sendikalar

… Moskova’da yerine getirmemiz gereken pek çok formalite vardı. Birkaç günümüzü alacağını düşündüğümüz tüm bu işlemler tam iki haftamıza mal olmuştu. Neyse ki zorunlu ikametimiz ilgi çekici gelişmelere sahne olmuştu. Üçüncü Enternasyonal’in İkinci Kongresi için çok sayıda delege kente gelmişti; dünyanın dört bir yanındaki işçiler, yoldaşlarını bu vaatler karasına, devrimci Rusya’ya, yani ilk işçi cumhuriyetine göndermişlerdi. Delegeler arasında, Bolşevikleri devrimin sembolü olarak gören anarşistler ve sendikalistler de vardı. (Altı ay öncesine kadar ben de onlarla aynı düşüncedeydim.) Moskova’dan gelen daveti büyük bir sevinçle kabul etmişlerdi. Bazılarıyla Petrograd’da görüşme şansım olmuştu ve şimdi bütün bu insanlar benden deneyim ve düşüncelerimi duymak istiyorlardı. Ancak, onlara ne söyleyebilirdim ki? Ya da söylediklerime inanırlar mıydı? Rusya’ya gelmezden önce, ben kendim yapılan eleştirilerin hangisine inanmıştım ki? Dahası, Bolşeviklere yönelik düşüncelerim halen tam anlamıyla şekillenmemiş, karmakarışık bir tepkimeler yığınından ibaretti. Eski değerlerim yara alabilirdi; üstelik şu ana dek bunların yerine yenilerini koyamamıştım. Dolayısıyla, temel meseleler hakkında yorum yapmayıp arkadaşlarıma yalnızca Moskova ve Petrograd cezaevlerinin anarşistler ve diğer devrimcilerle dolup taştığı bilgisini vermekle yetindim. Ayrıca onlara araştırmalarını resmi rehberlerden bağımsız olarak yürütmelerini önerdim; etraflarının sayısız rehber ve yorumcu tarafından kuşatılacağı ve bunların çoğunun Çeka’nın adamları olacağı konusunda uyarmayı da ihmal etmedim. Çünkü kararlı ve bağımsız bir çaba sarf etmeksizin, doğru veriler elde etmeleri imkansızdı.

O sıralar Moskova’da gözle görülür bir telaş yaşanıyordu. Matbaacılar Sendikası bastırılmış, idari kadrosunun tamamı tutuklanmıştı. Bunun üzerine, Sendikada İngiliz İşçi Heyeti üyelerinin de davet edildiği bir halk mitingi düzenlenmişti. Mitingin beklenmedik bir katılımcısı daha vardı: Ünlü Sosyalist Devrimci Çernov. Çernov’un Bolşevik rejime yönelik ağır eleştirileri işçilerin ezici çoğunluğu tarafından büyük bir coşkuyla alkışlanmıştı. Konuşmasının ardından da, geldiği gibi, bir anda gözlerden kaybolmuştu. Menşevik Dan, aynı başarıyı tekrarlayamamıştı. O da söz hakkı almış, ancak, sonrasında kaçmayı başaramamıştı: Çeka tarafından yakalanmıştı. Ertesi sabah, Moskova gazeteleri Pravda ve İzvestia, Matbaacılar Sendikası hareketini karşı-devrimci ilan etti; Çernov’un konuşma yapmasına izin verilmesini ise şiddetle kınadı. Gazeteler, Sovyet Hükümeti’ne meydan okuma cüreti gösteren matbaacılara emsallerine örnek teşkil edecek cezalar verilmesini istiyordu.

Oldukça aktif bir örgüt olan Fırıncılar Sendikası da baskılardan payına düşeni almıştı. Sendikanın idaresi komünistlere devredilmişti. Aylar öncesinde, martta fırıncıların bir kongresine katılmıştım. Bolşevik rejimi eleştirmekten hiç çekinmeyen, işçilerin haklı taleplerini dile getirmekte kararlı davranan delegeler beni oldukça etkilemişti. Bu idari değişikliğin ardından, komünistlerden sözünü asla esirgemeyen bu cesur insanların bir daha konferanslara katılmalarına izin verilip verilmeyeceğini merakla bekliyordum. Bana fırıncıların “Shkurniki” (kavgacı) oldukları söylenmişti. _“Onlar sürekli grev kırıcılığı yaparlar; bir işçi cumhuriyetinde ise grevi sadece karşı-devrimciler ister.” _Ancak, ben işçilerin bu türden bir mantık yürüttüklerine inanmıyordum. Evet, greve gittiler. Üstelik bununla da kalmayıp daha adi bir suç işlediler: Komünist adaya oy vermeyi reddederek kendi aralarından birini seçme cüretini gösterdiler. Fırıncıların bu eylemini birçok aktif üyenin tutuklanması izledi. Doğaldı ki, işçiler hükümetin keyfi yöntemlerine oldukça içerlemişti.

Daha sonra bu fırıncılardan bazılarıyla görüşme fırsatım oldu; Komünist Parti’ye ve hükümete karşı kinleri daha da artmıştı. Yanlarına Rus sendikaların ne denli güçlü oldukları ve ülkenin endüstriyel yaşamının denetimini pratikte ellerinde tuttukları bilgisi ile geldiğimi belirterek fırıncılara sendikaların mevcut durumunu sordum. Gülerek _“Sendikalar, hükümet yalakalarıdır. Hiçbir bağımsız işleve sahip değiller ve işçilerin en ufak bir söz hakkı yok. Sendikalar, hükümetin hafiyeliğini yapıyor sadece.” _Moskova’yı ilk ziyaretimde görüştüğüm Moskova Sovyet Sendikaları genel başkanı Melniçanski tamamen farklı bir tablo çizmişti oysa…

… Ne var ki ben artık madalyonun öteki yüzünü de görmeye başlamıştım. Rusya’daki diğer pek çok şey gibi, sendikaların da iki yüzü vardı: Biri yabancı konuklara ve “gözlemcilere” dönüktü bu yüzlerin; diğeri ise kitlelere. Fırıncılar ve matbaacıların şu son dönemde başlarına gelenler öteki yüzü bütün çıplaklığıyla gözlerimin önüne sermişti. Sosyalist Cumhuriyet’teki sendikaların kazanımlarına ilişkin iyi bir ders olmuştu bu.

Mart ayında, Moskova’nın büyük fabrikalarından birinin işçileri tarafından tertiplenen bir seçime izleyici olarak katılmıştım. Karşımda, Rusya’da o ana dek gördüğüm en ateşli kitlelerden biri duruyordu. Kendilerine uygulanan baskı ve zulümlerin tüm izlerini yüzlerinde taşıyan kadın ve erkek işçiler loş bir ışıkla aydınlatılmış fabrika toplantı salonunu hınca hınç doldurmuşlardı. Bütün bu gördüklerim beni derinden yaralamıştı. Bir anarşisti kendilerine temsilci olarak seçmişlerdi; ancak Sovyet otorite bu seçilmiş kişinin vekaletini kabul etmemişti. Bu, işçilerin Moskova Sovyetine gönderecekleri delegeyi yeniden seçmek üzere toplandıkları üçüncü seçimdi. İki kez seçilmiş olmasına karşın, Sovyet otorite tarafından kabul edilmeyen anarşist adayın rakibi, Sağlık Komiserliğinin başı Semasçko’ydu. Bilgili ve kültürlü birini bulacağımı ummuştum; ancak, komiserin kullandığı dil ve sergilediği tavır, tam anlamıyla utanç vericiydi. Komünist olmayan birini seçmiş olan işçiler karşısında esip gürlemiş, onları Çeka ve paylarında yapılacak kesinti ile tehdit etmişti. Ancak, bunun dinleyicileri üzerinde onları karşısına almak ve temsil ettiği partiye duydukları nefreti artırmak dışında bir etkisi olmamıştı. Yine de nihai zafer Semasçko’nun olmuştu; işçilerin seçtiği anarşiste iftira atılmış ve daha sonra da bu masum işçi tutuklanıp cezaevine konmuştu. Bütün bunlar mart ayında olmuştu. Mayıs ayında, yani İngiliz İşçi Heyeti’nin ziyaretlerini sürdürdüğü dönemde, bu aday cezaevindeki diğer politik mahkumlarla birlikte açlık grevine başladığını açıkladı; bunun sonucunda da hepsi serbest bırakıldı.

]]>
https://karala.org/dergi/devrime-ihanet-ekim-emma-goldman/feed/ 0 577