Güney Afrika – Anarşist Dergi https://karala.org Karala Wed, 09 Feb 2022 18:08:48 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://karala.org/wp-content/uploads/2022/01/cropped-C1ZNtCuW_400x400-32x32.jpg Güney Afrika – Anarşist Dergi https://karala.org 32 32 202283703 Covid-19 Pandemisi Hakkında Enternasyonal Anarşist Bildiri https://karala.org/akis/covid-19-pandemisi-hakkinda-enternasyonal-anarsist-bildiri/ https://karala.org/akis/covid-19-pandemisi-hakkinda-enternasyonal-anarsist-bildiri/#respond Wed, 09 Feb 2022 16:09:34 +0000 https://karala.org/?p=1235 Ya hepimiz güvendeyiz ya hiç kimse!

Covid-19 pandemisi insan yaşamının her alanını etkiledi ve insanların fiziksel ve mental sağlığı, sosyal ilişkileri ve toplulukları, geçim koşullarımız ve hareket etme özgürlüğümüz üzerinde yıkıcı etkileri oldu. Ayrıca etkili siyasi eylemler örgütleme kabiliyetimizi önemli ölçüde kısıtlayarak devletin elini güçlendirdi.

Küresel kapitalizmin sürekli büyüme ve kâr ihtiyacı ve temel sorunları daha da görünür oldu. Devletin küresel kapitalizme ve onun ihtiyaçlarına verdiği destek; hastalığın ortaya çıkışının, yayılmasının ve trajik sonuçlarının nedeni olmuştur. Devrim ihtiyacı hiç bu kadar belirgin olmamıştı.

Ancak biz tüm bunlara direnmek için mücadele ederken, işçi sınıfı hareketinin zayıflıkları da ortaya çıktı. Ölü sayısının sürekli arttığını, sağlık hizmetlerinin yetersizliğini, esas işçilere gözden çıkarılabilir olarak muamele edildiğini ve imkanı olmayanlara fatura edilen ekonomik maliyetleri gördük fakat direniş olması gerekenin altındaydı. Bununla birlikte pandemi, toplumsal dönüşümün anahtarı olan duygu ve eylemleri de ortaya çıkardı: dayanışma, karşılıklı yardımlaşma, öz-örgütlenme ve enternasyonalizm.

Son birkaç on yılda ortaya çıkan Covid-19 ve diğer zoonotik hastalıklar, küresel kapitalizmin yayılmasından kaynaklanmaktadır. Kapitalizm kerestecilik, madencilik ve tarım ticareti için giderek daha fazla araziyi işgal ettikçe, vahşi hayvanlar yaşam alanlarını kaybediyor ve insanlarla temasa geçerek, hastalıkların diğer türlerden insanlara “yayılma” potansiyeli ortaya çıkıyor. Bu durum, dünya çapında büyüyen orta ve üst sınıfların egzotik hayvan etine olan talebiyle daha da kötüleşiyor.

Devletin ve Patronların Tepkisi

Bazı devletler sıfır Covid stratejisi uygulasa da çoğunluk hastalığı önlemek yerine hafifleterek sürdürmeyi hedefledi. Bunun esas nedeni, kârı halk sağlığının önüne koyarak ekonomiyi mümkün olduğunca devam ettirmek istemeleriydi. Bunun sonucu ise pandeminin gereğinden uzun sürmesi oldu. Zaten asgari ücretle çalışanlardan oluşan işçiler, daha fazla sömürülerek krizin yükünü çektiler. İyi finanse edilen sağlık hizmeti sistemlerinin olmaması sayısız ölüme neden oldu ve yetersiz ücret yüzünden bir sürü işçi çalışmaya zorlandı. Bu arada, birçok şirket kârlarını artırdı ve zengin ve fakir arasındaki uçurum arttı.

Bazı devletler için aşı, Covid ile mücadele stratejisinin ana unsuruydu. Aşı Covid ile mücadelenin önemli bir parçası olsa da asıl önemli olan temel halk sağlığı önlemleridir. Fakat devletler ilaç şirketlerine devasa kâr sağladığı için aşıya bel bağlamayı tercih ettiler. Bu sayede tüm halk sağlığı önlemlerini kaldırarak insanların çalışmaya ve tüketmeye devam etmesini sağladılar.

Aşının piyasaya sürülmesiyle birlikte küresel eşitsizlik de gözler önüne serildi. Aşıların çoğu, ödeme gücü olan daha zengin ülkelere gitti. Daha fazla aşı üretilebilmesi için patent haklarından feragat etme çağrıları kulak ardı edildi çünkü ilaç şirketlerinin kârları devletler için daha önemliydi. Uluslararası bir işbirliği veya dayanışma örgütlemek yerine her halk kendi kaderine terk edildi. 

Örgütlü Anarşizmin Tepkisi

Örgütlerimiz; patronlar ve devletler harcadıkları parayı geri almak için uğraşırken güvenli iş yerleri ve eğitim kuruluşları için, toplumda karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak ve işçilere yönelik saldırılara direnmek için mücadele etti.

Her zamanki hareketliliğimizi engellediği için karantina bizim için zor bir zamandı. Yine de anti-karantina hareketine katılmadık. Örgütlü anarşistler öz örgütlenmeye inanır. Devletin uymak zorunda olduğumuzu söylediği kurallara değil, kolektif olarak geliştirdiğimiz kendi kurallarımıza uyarız. Karantinayla ilgili sorunun temeli budur; halkla ilgili olmayan kurallar halka dayatılmıştır.

Bu kurallar halkın kendi deneyimleri yerine devletin ve patronların farklı gereksinimleri referans alınarak geliştirildi. Bu da büyük bir kafa karışıklığına ve çelişkili mesajlara neden olarak genel bir karışıklık yarattı. Böylece ne insanlar ne iş yerleri ne de diğer kurumlar bu yönergeleri uygulamadı.

Bizim fikirlerimiz örgütlü anarşizmin öz örgütlenme, dayanışma ve karşılıklı yardımlaşma ilkelerine dayanır. Devletin bize ne yapacağımızı söylemesine ihtiyacımız yok, ya da devlet sömürüyü devam ettirmek istiyor diye kendi sağduyumuza karşı gelmeyeceğiz. Elbette riskli işlerde çalışırken insanların doğru olanı yapması zordur. Bu yüzden herhangi bir strateji için sınıf mücadelesi ve örgütlenme hayati bir unsurdur.

Devrimci Bir Hareket Yaratmak

Örgütlü anarşistler kapitalizmin, devletin ve hiyerarşilerin olmadığı tamamıyla yeni bir toplum olmadan insanlığın sadece hayatta kalabilmek için mücadele edebileceğine inanır. Öncelikle bu pandemi tek seferlik değil. İnsanlar, diğer türlerle ve doğayla kurduğu sömürücü ilişkileri devam ettirdiği sürece başkaları da tekrar edecektir. Kapitalizmin altında yatan potansiyel tehlikeler gün yüzüne çıkmıştır. Biyoçeşitliliğin azalması, yaşam alanlarının ve doğanın tahrip edilmesi ve iklim değişikliği, insanların dünyadaki varlığının altını oymuştur. Kapitalizm ve onun büyüme ekonomisi dünyanın tüm mevcut kaynaklarını yağmalayarak bu süreci hızlandırmıştır. Başlangıçta biz de birçok kişi gibi, pandemi deneyiminin doğaya saygı ve daha çok karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmaya dayanan yeni bir yaşam şeklini uyandıracağını düşündük. Fakat bu iyimserlik çabucak kaybedildi; insanların tüketime ara vermeden devam etmesini hedefleyen devletlerin saldırılarıyla yeniden çalışmaya ve üretmeye zorlandık. Hava yoluyla seyahatin desteklenmesi iklim değişikliğinin tamamen göz ardı edildiğinin en önemli örneğidir. Fosil yakıt kullanımı, kerestecilik ve ormansızlaşma pandemi boyunca devam etti. Kâr elde etmeyi sürdürmek pahasına her şey göze alındığı için iklim değişikliği bir süre daha geri planda kalacak.

Önümüzdeki süreçte halk çoğunlukla Covid’in bedelini işçi sınıfına ödetmek isteyen patronların ve kapitalizmin saldırılarına karşı koymaya odaklanacak. Zamanımızın çoğunu bu ekonomik savaşlar için harcayacağız. Birbirimize destek olabilmek için işçi sınıfının birlik olması ve en kötü durumda olanların iyice desteklenmesi için mücadele etmeliyiz. Dezavantajlı toplumsal gruplarda, sendikalarda veya iş yerlerinde herkesin kendi köşesinde sadece kendisi için mücadele etmesindense karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmaya ihtiyacımız var. Çalışmanın tüm doğası sorgulanmalı. Hangi işin gerçekten önemli olduğunu açıkça görebildiğimiz pandemi süresince bu belirginleşti. Bunu yapmak çok zor çünkü insanlar, işleri gezegene ve kendilerine zararlı olup yabancılaşmalarına neden olsa bile -anlaşılır bir şekilde- işlerini bırakmak istemiyor.

Tarihsel görevimiz devrim ihtiyacını yükseltmeye devam etmektir. Sadece karşı karşıya olduğumuz acil sorunları önlemeye odaklanarak birkaç kırıntı elde etmeyi hedefleyemeyiz. Tüm sisteme meydan okumak zorundayız. Her stratejinin temeli, en küçük parçayı göz önüne alarak belirlense de enternasyonal bir perspektife de sahip olmalıyız. İnsanların yaşamlarını ev, komşular, topluluk ve yeşil alanlar gibi yakın çevreyle sınırlamaya zorlayan pandemi deneyiminden ders çıkarabiliriz. Çok daha büyük değişimleri yaratan hareketlerin başladığı yer, kendi başımıza deneyimleyebileceğimiz küçük şeylerin çok yakınındadır.

Bununla birlikte, ihtiyaç duyulan değişiklikler hem çok büyük hem de birbirine bağlı olduğundan daha geniş bir perspektif de çok önemlidir. Her sorunun temel nedeni, devletin kapalı kurumlarında alınan kararlar ve sadece kârla beslenen sermaye güçlerinin ihtiyaçlarıdır.

İklim değişikliği küresel bir sorun olsa da, pandemi çok daha acil ve kişiseldi. Hepimiz, birbirimizden sorumlu olduğumuzun farkına vardık.  Bu, daha enternasyonal hareketler geliştirme potansiyeline odaklanmamız gerektiğini gösterdi. “Ya hepimiz güvendeyiz ya hiç kimse” sloganı birçoğumuzun düşüncesinin parçası oldu. Gelecek, bizi kapitalizmden topyekûn kurtuluşa ve anarşist bir topluma götürecek olan, gündelik endişeler ve taleplerin ötesinde bir hareketi; en aşağıdaki tepkinin üzerine inşa edebilmemize bağlıdır.

Özgürlükçü Alternatif (AL/FdCA) – İtalya
Anarşist Komünist Grup (ACG) – Britanya
Anarşist Federasyon (Αναρχική Ομοσπονδία) – Yunanistan
Aotearoa İşçi Dayanışma Hareketi (AWSM) – Yeni Zelanda
Brezilya Anarşist Koordinasyonu (CAB) – Brezilya
Rosario Anarşist Federasyonu (FAR) – Arjantin
Uruguay Anarşist Federasyonu (FAU) – Uruguay
Platform: Anarşist Komünist Federasyon (die Plattform) – Almanya
Katalunya Özgürlükçü Örgütü (EMBAT) – Katalunya
Karala – Ankara
Özgürlükçü Hareket (LA) – İsviçre
Melbourne Anarşist Komünist Grup (MACG) – Avustralya
Özgürlükçü Sosyalist Örgüt (OSL) – İsviçre
Kara Kızıl (Roja y Negra) – Buenos Aires
Özgürlükçü Komünist Birlik (UCL) – Fransa, Belçika, İsviçre
Özgür Yol (Via Libre) – Kolombiya
Zabalaza Anarşist Komünist Cephesi (ZACF) – Güney Afrika

https://www.anarkismo.net/article/32533

]]>
https://karala.org/akis/covid-19-pandemisi-hakkinda-enternasyonal-anarsist-bildiri/feed/ 0 1235
Anarşizmin Tarihi Anarşizmin Örgütlü Tarihidir – Hüseyin Civan https://karala.org/dergi/anarsizmin-tarihi-anarsizmin-orgutlu-tarihidir-huseyin-civan/ https://karala.org/dergi/anarsizmin-tarihi-anarsizmin-orgutlu-tarihidir-huseyin-civan/#respond Tue, 16 Oct 2018 11:23:00 +0000 https://karala.org/?p=492 “Şimdi düşüncelerden bahsetmenin vakti değil, şimdi eylem vakti. Bugün her şeyden önce, proleter güçlerin örgütlenmesi gerek. Ancak bu örgütlenmeyi, proletaryanın kendisinin gerçekleştirmesi gerekiyor.”

Mikhail Bakunin

Jura Federasyonu’ndaki Yoldaşlara Mektuplar, 1873

1860’ların sonu, 70’lerin başı… Bakunin’in yazınsal anlamda en verimli olduğu dönem. Birinci Enternasyonal’deki tartışmalardan yola çıkıp yazdığı yazıların büyük bir çoğunluğu iyi bir öngörü, iyi bir analiz ve anarşizmi olgunlaştıracağı düşünsel bir süreçten çıkmıştır. Tam da böyle bir dönemde, Bakunin’in düşünceleri, teori vs.ye ilişkin kaygısını bu kadar açık dile getirmesinin altında yatan nedeni iyi anlamak, anarşist felsefenin, hareketin, ideolojinin iyi anlaşılmasında önem taşır.

Bakunin’in önem sırasında ilk yere örgütlenmenin verilmesinin nedenini kavramak, anarşizmin örgüt ve örgütlenmeyle ilişkisinin açık bir şekilde ortaya konmasında önem taşımaktadır. Bu kaygıyı iyi görmek gerek.

Farklı coğrafyalarda anarşizm denildiğinde, o coğrafyada yaşayan insanların akıllarından oluşan şeyler, hatta sözcüğün kullanılabilir olması, kendine “anarşistim” diyenlerin çıkması, her şeyden önce düşünsel bir çabanın ürünü olmaktan önce, anarşizmin bir hareket olma özelliği ile açıklanabilir. Anarşizm, elde teorik bir kılavuzla çıkmaz yola. Yaşamsal pratiklerden geliştirdiği deneyimlerini sonrasında kullanmayı bilse de, eyler; eylediğini örgütler.

Hareket olabilme toplumsallığının yakalanması, birbirinden bağımsız, kısmen ilgisiz kimselerin kendiliğinden, rastlantı eseri bir araya gelmesiyle ilintili değildir. Yeni bir toplumsallıkta oluşmuş bir hareket, birbirleriyle iktidarsız bir ilişki içerisinde olan bireylerin bir aradalıklarıyla oluşur.

Bu bir aradalığın ismi ne kadar çok öyle ifade edilmekten kaçınılırsa kaçınılsın, bu örgüttür, örgütlülüktür. Bireyler, belli bir duygudaşlıkla yani yoldaşlıkla belli niyetleri gerçekleştirmek için beraberce eylemeye niyetlendikleri andan itibaren, örgütlü hareket ediyorlar demektir.

Örgütlü hareket, topluluk halinde yaşayan canlıların doğasında vardır. İhtiyaçların karşılanması, bireylerin yaşamlarını devam ettirebilmelerindeki bu dayanışma hali, sadece insana has bir durum değildir.

Topluluk halinde yaşayan bireyler, birbirleriyle ilişki kurmaktan imtina edemezlerse eğer, birbirleriyle kurdukları ilişki biçimini her halükarda tanımlamaları gerekecektir. Bu tanımın iktidarsız bir temelde yapılması, anarşizm için kaçınılmazdır; özgür bir insanın düşündüklerini eyleyebilmesi için kaçınılmazdır.

Öyleyse, örgüt ve örgütlülüğün durduğu yer, bireyin toplumsal ilişkiler içerisinde özgür olabilmesiyle yakından ilişkilidir.

Bu özgürleşme çabasına, anarşist hareketin vuku bulduğu tüm coğrafyalarda rastlanır. İktidar ilişkilerinden kurtulma mücadelesi veren bireyler, devlet, din, şirketler gibi varoluşsal olarak iktidarlı olan kurumlara karşı güçlü olabilmek adına bir araya gelmemişlerdir sadece. Aynı zamanda bu dayanışma hali, iktidarsız bir toplumun var olabilmesindeki koşuldur.

Bireyler arasındaki ilişkilerin iktidarsız bir şekilde örgütlenmesiyse anarşist bir toplumda olması gereken bu dayanışma hali, bireylerin birbirleriyle aynı anda varlıklarını gerçekleştirebilmelerinin gereğidir.

Anarşizm tarihi her şeyden önce, iktidara karşı verilen mücadelenin ve dayanışmayla bir arada yaşayabilmenin tarihidir. Farklı coğrafyalarda eşzamanlı bir şekilde yeşeren anarşizmin, o coğrafyalarda taşıdığı özgünlüğün kaynağı da budur. Farklı bireylerin oluşturdukları örgütlü çabalar, o yerelliğin özelliklerini de barındıracaktır.

Bugün anarşizmden bahsedenler fark edeceklerdir ki, anarşizmin farklı coğrafyalarda deneyimlenen tarihi, anarşizmi o coğrafyalarda örgütlemişlerin tarihidir. Bir düşüncenin, hareketin ayakta kalmasının tek koşulu, o düşünceyi yaşatacak, o hareketi devam ettirecek bir örgütlülüğün olmasıdır.

Küba

Anarşizmin Avrupa dışında örgütlendiği yerler önemlidir. Çünkü anarşizm, farklı coğrafyalarda deneyimlenenlerle beraber olgunlaşabilmiştir. Bu coğrafyalardan biri Güney Amerika’dır.

Anarşizmin Küba ile tanışması, özellikle anarko-kolektivizmin ve anarko-sendikalizmin bu coğrafyada ezilen köylü ve işçileri etkilemesiyle oldu. Küba’nın İspanya Krallığı’nın bir kolonisi olmasının ve İspanya’dan göçen işçilerin burada diğer işçilerle beraber örgütlenmesinin, Küba’da anarşizmin ortaya çıkmasından etkisi vardır.1865’te bu ortak çabayla yayınlanan La Aurora, bunun en önemli örneğidir.

Tütün fabrikasında çalışan işçilerin, özellikle Barselona’dan göç eden işçilerle örgütlenmeye başlaması, 1885’te Circulo de Trabajadores’i ortaya çıkardı. Bu işçilerin ilk eylemi, Chicagolu anarşist işçiler için Havana’da yaptıkları destek mitingiydi. Çıkardıkları El Productor gazetesiyle, bu mitingi Küba çapında büyük bir kampanyaya dönüştürdüler. 1887’de Alianza Obrera’ya dönüşen bu işçi örgütü, Küba’da ilk 1 Mayıs’ı kutladı.

Küba halkının karşılaştığı ekonomik sorun kapitalizmin dayattığı koşullarsa, siyasi anlamda da en büyük problem İspanya Krallığı’na karşı verilen özgürlük mücadelesiydi. İspanyol yoldaşları, Kübalıların bu özgürlük mücadelesine en çok destek verenlerdi. Var olan sorunlara karşı verilecek en büyük cevap, toplumun örgütlü hareketiydi. Küba halkının bu örgütlü hareketle tanışmasında anarşizmin rolü büyüktür. 1900’lerin başına gelindiğinde tütün işçileri, şeker işçileri, fırıncılar ve şoförler, örgütlü bir şekilde anarşist işçi sendikalarındaydı. Aynı tarihlerde kendisi için tehlikenin farkına varan devlet, İspanyol anarşistleri sınır dışı etmeye başladı. 1915’e kadar anarşistlerin baskın olduğu işçi hareketi, devletin yoğun baskısıyla bu baskınlığı yitirmeye başladı. Küba Komünist Partisi kurulduğunda, sene 1925’ti. 1930’lara gelindiğinde sosyalistler Ulusal İşçi Konfederasyon’unda daha etkinleşti. Ancak 1936’da kurulan “Özgürlükçü Gençlik”anarşizmin Küba’da tekrar güçlenmesini sağladı. Sonrasında Solidaridad Internacional Antifascista’yı (SIA) kuran gençlik, CNT-FAI’ye yardıma gitti.

1940’larda anarşizmin toplumda yine belirginleşmesiyle, baskı furyası devam eder. Kurulan Küba Anarşist Grupları Federasyonu örgütü ve sonraki adıyla Küba Özgürlükçü Birliği (ALC), Castro kapatana dek mücadelesine devam edecektir. 1950’de Batista hükümetine karşı sosyalistlerle beraber gerilla gruplarında geliştirilen birliktelik, Castro hükümetinin 1960’larda ALC’yi kapatmasıyla sona erdi. Bu tarihten sonra anarşistlerin büyük bir çoğunluğu, ülke dışına sürgün edildi.

Güney Afrika

Anarşizmin farklı coğrafyalarda köklü bir geçmişi olduğunun bilinmesi, hareketin köklerini ve etkilediği mücadele biçimlerini anlamak açısından çok önemli. Güney Afrika’da son dönemde oluşan anarşizan toplumsal hareketlenmelerinin kökenini burada aramak gerek.

1904’te Cape Town’da Sosyal Demokrasi Federasyonu’ndaki etkin anarşist kanattan önce, 1880’lerde Henry Glasse’nin çıkardığı gazeteler ve Kropotkin çevirileri, Güney Afrika’da anarşizmin kısmen bilinmesine yol açmıştı.

1915’te bu anarşist kanat Uluslararası Sosyalist Birlik’i (ISL) kursa da, süreç içerisinde etkisini yitirip 1921’de ISL, Güney Afrika Komünist Partisi’ne dönüşüyordu. Ancak, Dünya Sanayi İşçileri’nden (IWW) etkilenen bir kanat Afrika Sanayi İşçileri’ni (IWA) kurdu.

Güney Afrika’daki toplumsal hareketler, Afrika özgürlük mücadelesiyle çok ilişkili olduğundan; neredeyse tüm örgütlenmeler bu mücadelenin içinde yer almışlardır. Anarşistler de bu örgütlerin içinde yer alarak 1980’lere kadar anti-apartheid mücadelesi vermişlerdir. 1990’larla beraber Durban ve Johannesburg’da Anarşist Devrimci Hareket (ARM) kuruldu. ARM’ı kuranların çoğunluğunu öğrenciler ve anti-apartheid mücadelesi veren militanlar oluşturuyordu.

1995’te ARM, İşçi Dayanışma Federasyonu’na (WSF) dönüştü ve platformizmi benimsedi. Siyah işçi hareketi ve öğrenci hareketini birleştiren WSF, anarşizmi Zimbabwe, Tanzanya, Zambiya’da da örgütlemeye başladı. 1999’da WSF kapandı ve Bikisha Medya Kolektifi ve Zabalaza Kitap Kolektifi’ne dönüştü. İki grubun çıkardığı ve 2000’lere damgasını vuran Zabalazagazetesi, özelleştirmeye ve evlerden tahliyelere karşı toplumsal bir hareket örgütledi.

2003’te Zabalaza Anarşist Komünist Federasyonu ve 2007’de Zabalaza Anarşist Komünist Cephesi (ZACF) kuruldu. ZACF, sonraki süreçlerde yeni toplumsal hareketlere odaklandı, topraksız halk hareketini destekledi. Bunun bir parçası olan Abahlali baseMjondolo hareketi ile dayanışma halindeler.

Arjantin

Güney Amerika’da anarşizmin toplumsallaşabildiği bir başka yer de Arjantin. 1870’lerle beraber ilk anarşist örgütler oluşmaya başlamıştı. Hatta 1871’de Birinci Enternasyonel’de Buenos Aires’ten temsilciler göndermişti.

1876 yılında Bakunin’in düşüncelerinin etkisiyle İşçilerin Propaganda Merkezi isimli bir örgüt kuruldu. 1885’te Errico Malatesta, kısa bir süreliğine Arjantin’de yaşar. Malatesta’nın da etkisiyle, ilk anarşist işçi sendikası kuruldu. El Perseguido da aynı tarihlerde yayınlanan ilk anarşist gazeteydi.

Anarşistler bu dönemde yoğunluklu olarak işçi örgütlenmelerindeydi. 1891’de İspanya’dan ve İtalya’dan gelen göçmen işçiler arasında Pellicer Paraire ve Pietro Gori de vardı. Paraire’nin öncülüğünde La Protesta Humana gazetesi çıktı. Gazetenin savunduğu çizgi, ekonomi için militan işçi federasyonu, siyaset için de anarşist örgüttü.

1901’de kurulan ilk ulusal emek konfederasyonu “Arjantin İşçi Federasyonu”ydu (FOA). Örgütün temel prensiplerinin belirlenmesinde Paraire ve Gori’nin etkisi olsa da, örgüt sosyalistlerin de dahil olduğu ortak bir projeydi.

1902 tarihinde genel grev ilan eden ve Arjantin’in büyük bir kesiminde başarılı da olan FOA’ydı. Küba örneğinde olduğu gibi hemen “yabancılar yasası” çıktı. Hedeflenen etkili olan federasyon üyelerini ülkeden göndermekti. Ancak birçoğu Arjantin’e geri dönmek üzere Uruguay’a geçti.

1903’te La Protesta Humana isim değiştirdi, La Protesta oldu. FOA’daki anarşistlerin daha da güç kazanmasıyla, örgütün anarşist çizgisi daha belirgin hale geldi ve o da isim değiştirdi; FOAArjantin Bölgesi İşçi Federasyonu oldu (FORA). Zaten bunu izleyen süreçteki kongrede FORA, anarşist-komünizme bağlı olduğunu açıkladı.

1 Mayıs 1904’te, 70.000 işçinin Buenos Aires sokaklarında yürümesiyle anarşizmin etkisi yoğunlaştı. Ve dolayısıyla anarşistlere yönelik baskı da. 1920’li yıllarda gerçekleşen birçok isyanda FORA’nın etkisi büyüktü. 1935’te kurulan Arjantin Anarşist-Komünist Federasyonu, İspanya Devrimi’ne katıldı. 1940’ların ortalarında, Peron başkan olduğunda sadece iktidarı değil toplumun önemli bir kısmını da etkiledi. İşçi sendikalarının büyük bir bölümü Peronizmin etkisinde kalınca 1955’e kadar ( Arjantin Özgürlükçü Federasyonu-FLA kuruluncaya kadar) anarşist bir örgüt topluma etki edemedi. FLA ve FORA şu an hareket halindeki iki anarşist örgüt.

ABD

ABD, anarşizmin birçok farklı ekolünün oluştuğu bir coğrafya. Bunda anarşizmin bu kadar çok toplumsallaşmasının rolü çok büyük. Öte yandan, halkın içinde bulunduğu olumsuz durumlardan kurtulmak için giriştikleri mücadelede de anarşizmin etkisi ve rolü büyük.

1800’lerin ortalarında ekonomisi ağırlıklı olarak köylü üretimine dayanan ABD’nin Proudhon’un fikirlerinden etkilenmesi bu yüzden kaçınılmazdı. Yüzyılın sonuna doğru gelindiğinde anarşist-komünizmin etkisi Freedom gibi aylık Devrimci Anarşist-Komünist gazetelerle iyice belirginleşir. Bunda toplumu da aynı ideallerle örgütleme faaliyetinin içerisinde olan Lucy Parsons ve Lizzy Holmes gibi isimlerin etkisi vardır. Bu örgütlenme faaliyetinin nereye gittiğini The Alarm’ın etkisiyle büyüyen işçi sınıfı mücadelesinde, 8 saatlik iş günü eylemlerinde ve Haymarket’te katledilen anarşist işçilerde görmek mümkün.

ABD’de işçi mücadelesi tarihi, örgütlü anarşizmin tarihiyle kol kola gider. Johann Most’ların, Emma Goldman’ların, Alexander Berkman’ların işçi hareketindeki önemli isimler olması bu biraradalıkla açıklanabilir. 8 saatlik iş günü eylemleriyle yükselen işçi hareketine ruhunu veren işçi grevlerini yaratanlar yoğunluklu olarak anarşistlerdi.

1 Mayıs 1886’da 340.000 işçiyi sokağa döken, genel greve iten aynı örgütlü anarşist çabaydı. Sacco ve Vanzetti gibi işçi mücadelesiyle özdeşleşmiş isimlerin anarşist olması bu yüzden rastlantı değildi. 1905’te Dünya Sanayi İşçileri (IWW) kurulduğunda bu kol kola giden mücadele bütünleşmiş oldu.

Örgütlü anarşizm, ABD’de sadece işçi hareketinin güçlenmesine değil, toplumsallaşmasına bağlı olarak toplumda rahatsızlık hissedilen Dünya Savaşı gibi konulara da söz üretebildi. Savaş karşıtlığını örgütleyebildi.

1960’larda Goodman, Bookchin, Dolgoff, Chomsky, Perlman gibi isimlerin ABD’den çıkması da, anarşizmin bu kadar farklı ekolleri yaratabilmesi de buradan bakıldığında şaşırtıcı değildir. ABD’de bu kadar toplumsallaşabilmiş bir hareket, ebetteki kendi özgün deneyimlerini oluşturacaktır. Anarşizmin örgütlü gücüne buradan bakabilmek önemlidir. Keza hareketin toplumsallaşması, düşünsel zenginliğe yol açacaktır; anarşizmin toplumdaki bireylerin algısındaki yansımaları bu şekilde açığa çıkacaktır.

1980’lerle beraber hareketsizleşen anarşizm, 1990’larla beraber önemli bir örgütlenme oluşturacaktır. Kuzeydoğu Anarşist Komünistlerin Federasyonu (NEFAC), platformist eğilimiyle anarşizmi, bu coğrafyada örgütlemeye devam etmektedir.

İspanya

Anarşizm tarihinde İberya’nın rolü büyüktür. Bu topraklar, anarşist düşüncenin gerçekle buluştuğu, gerçeğin anarşist düşünceyi şekillendirdiği topraklardır. Yaratılan deneyimler, anarşizmin ne olduğunu, nasıl yaşanıldığını gösteren deneyimler olması açısından; neden anarşizmin örgütlü bir şekilde yaratılması gerekliliğinin anlaşılması için tekrar tekrar düşünülmesi gereken deneyimlerdir.

Buradan düşünüldüğünde ilk anarşist yayın El Porvenir’in, Ramon de la Sagna tarafından burada çıkartılması çok da şaşırtıcı değildir. Anarşizm örgütlenmeye ve toplumsallaşmaya erken tarihlerde başlar. 1868’de Fanelli öncülüğünde Birinci Enternasyonal’deki İspanya delegelerinin savundukları anarşizm bunun en büyük örneğidir.

Zengin ve fakir arasındaki ayrım açıldıkça, din ve devlet baskısı insanlar üzerinde arttıkça anarşizm de toplumsallaştı. İşçiler isyan etti, Luddist eylemler başladı, sendikalar ortaya çıktı. Anarşist düşünceler, konuşmalarla, tartışmalarla ve La Solidaridas gazetesiyle yayıldı.

  1. yüzyılda sendikalizm fikri toplumda iyice yerleşiyor. Çünkü istenilen bir yaşamın somutlaşması için sendikanın önemli bir araç olduğu fark ediliyor. Patronsuz, devletsiz ve ruhban sınıfından uzak bir yaşamın gerçekleştirilmesinde önemli bir araç.

1900’lerde İspanya Bölgesi İşçi Toplulukları Federasyonu kuruldu. Ülke genelinde grev ilan edilmesi, kapitalizmin ne olduğunun anlaşılmasına olanak verdi. Federasyon sonrasında, İspanya Bölgesi Anarşist Örgütü’ne dönüştü. 1907’de Solidarida Obrera çıktı ve Solidaridad Obrera gazetesi, aynı zamanda CNT’nin kurulmasını sağlayacak ekip oldu. 1910’da CNT (Ulusal İşçi Konfederasyonu) kuruldu. 1917’ye gelindiğinde CNT’nin üye sayısı bir milyonu aşmıştı, devlet anarşistler üzerindeki baskısını arttırdı. CNT ise her seferinde genel grevle karşılık verdi.

1927’ye gelindiğinde, halk toplumsal işleyişin kontrolündeki devlet etkisini olabildiğince azaltmış ve CNT ile üretim ve tüketim süreçlerindeki kontrolü eline aldı. Böyle bir ortamda beliren siyasal bir ihtiyaçtan dolayı İberya Anarşist Federasyonu (FAI) oluşturuldu. FAI, bu yaşamsal örgütlenmenin sürekliliği için bir teminattır. Siyasal farkındalıklar FAI aracılığıyla arttırılıp, henüz yok olmayan devlet ve diğer iktidar mekanizmalarına karşı bir öz örgütlülük yaratılmıştır.

1930’ların ortalarında başlayan devrim sürecinde FAI üye sayısını, 5000’den 30000’e çıkarmıştır. Toplumsal devrimin ne demek olduğu, ’36 ile başlayan süreçte anlaşılmıştır. Franco’nun ordularına karşı bir yanda cephede olan halk, diğer yanda yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayacakları üretim-tüketim-dağıtım problemini CNT aracılığı ile çözmüştü. Bu süreç Juan Garcia Oliver’ların, Buenaventura Durruti’lerin ortaya çıktığı bir süreç olmuştur.

Yeni nesillerin, yeni değerlerle yetişmesi sorununa çözüm de bu toplumsal örgütlülükten gelmiş, Francesc Ferrer’in geliştirdiği tarzda özgürlükçü eğitim modelleri denenmiştir.

Anarşizmin, yarattığı örgütlenme algısı sadece toplumda ekonomik anlamda ezilen kesimlerde değil, erkek egemenliğinden kaynaklı ezilmişliğe karşı kadınların örgütlenmesinde de yer bulmuştur. Mujeres Libres, yarattığı bu örgütlülükle 38000 üyeye ulaşmıştır. Tabi ki etkisi, anarşist bir dünyanın deneyimlendiği tüm İberya toprakları olmuştur.

1939’da Franco faşizminin hedef aldığı şey de bu yüzden bu toplumsal örgütlenme olmuş, bu örgütlenmeyi kırmaya çalışmıştır. Dünya üzerindeki diğer faşist devletlerin desteğiyle, Katalonya’ya kadar anarşistlerin geri çekilmesine neden olsa da, mücadeleye devam eden Maqui’ler Katalonya’nın özgürlük mücadelesine yardımcı olmakla kalmamışlar, anarşizmin bu coğrafyadan kopartılamayacağının kanıtı olmuşlardır.

Ukrayna

Anarşizmin yaşandığı, toplumsallaştığı bir başka coğrafya da güneydoğu Ukrayna’dır. “Özgür Topraklar”, anarşist komünist ilkelerle yaşamın örgütlendiği bir coğrafyadır.

Bunda, 19 yüzyıldan itibaren başlayan anarşist örgütlenme çalışmalarının rolü çok büyük. Mykhailo Drahomanov’un Proudhon ve Bakunin etkisiyle yazdığı ve yaşama geçirmeye çalıştığı fikirler önemli yer tutuyor.

Özgür Topraklar’ın inşasında Nestor Makhno ve Devrimci İsyan Ordusu’nun rolü ne kadar önemliyse, bu topraklarda anarşizmin yaşamasında Nabat’ın (Anarşist Örgütlerin Konfederasyonu)rolü o kadar büyüktür. Nabat sadece Özgür Topraklar’da üretim, tüketim ve federalizm ilkesinin işlemesini sağlamaya çalışmıyor, aynı zamanda Güney Ukrayna’nın tüm şehirlerinde anarşizmi toplumsallaştırmaya çalışıyordu.

1920 ve 21’de önce Menşeviklere sonra Bolşeviklere karşı girişilen bir dizi savaş, Özgür Topraklar’ın korunmasına yardımcı olsa da; sonrasında Kızıl Ordu’nun buraya girmesi ve birçok anarşisti katletmesiyle son buldu.

Çin

  1. yüzyılda Rusya’daki örgütlü anarşizm, Çin’i de etkiledi. Ancak bu etkilenme Çin anarşizminin doğmasına yol açmadı. Özellikle Paris ve Tokyo’daki öğrencilerin, anarşist düşüncelerle uğraşmaya başlamasıyla anarşizm, Çin’de daha görünür bir hal aldı.

1906’da Li Shih-tsen gibi, Çin felsefesiyle anarşizmi ilişkilendiren düşünceler ortaya çıktı. Taoism ve Budizm’le karşılıkçılık ve federalizm fikrini birleştiren Çin düşünürleri ortaya çıktı. Bu süreçte, anarşizmin sadece Çin’deki düşünceleri etkilediği değil; aynı zamanda Çin felsefesinin de anarşizmin üzerinde etkisi olduğu sık konuşulanlar arasındadır. Özellikle anarşizmin birey vurgusuyla, Çin felsefesindeki birey vurgusu arasındaki ilişkinin bu etkilenme sonucu ortaya çıktığı söylenir.

Anarşizm’in Çin’de toplumsal bir hareket haline gelmesinde ABD’deki anarşistlerin etkisi var. 1911’de anarşizmin Çin’de geldiği konum, ABD’ye çalışmaya giden Çinli işçilerin etkisiyle oluşuyor. O dönem, Meksikalı ve Çinli işçilerin oluşturdukları işçi birlikleri anarşisttir. Bunda anarşistlerin, o dönemde siyah, Latin ya da Asyalı tüm işçileri kapsayan söylemlerinin etkisi var. 1890’larda Emma Goldman’ın, San Francisco’da yaptığı konuşmaya binlerce Çinli işçi katılır.

1919’dan sonra başlayan süreçte, özellikle 4 Mayıs Hareketi ile başlayan süreçte, Bolşeviklerle yakınlaşan anarşistler, Çin Komünist Partisi’yle etkilerini kısmen yitirseler de; Guangzhougrubu örgütlenme ve propaganda ilkelerini benimser ve anarşizmi ayakta tutar. Halkın Sesi isimli gazete çıkarırlar.

Komünist Parti’nin iktidarı sırasında etkilerini büyük ölçüde yitirirler. Çünkü örgütlenmenin önünde büyük bir engel vardır.

Anarşizmin Örgütlü Olduğu Coğrafyaları Düşünmek

Anarşizmin 19.yüzyıl itibarıyla, birçok farklı coğrafyada toplumsallaştığı bilinen bir gerçektir. Elbette anarşizmin örgütlenme alanı, farklı kıtalarda yer alan bu coğrafyalarla sınırlı değildir. Avustralya’dan Kanada’ya, Vietnam’dan Yunanistan’a kadar uzanmıştır anarşizmin örgütlenme alanı.

Anarşizmin örgütlenme tarihi, Birinci Enternasyonalleri, Paris Komünleri’ni, Haymarketleri, Özgür Toprakları, ’36 Devrimini, Kronştadları oluşturmamıştır sadece. Endonezya’da bir ulusal kurtuluş mücadelesinde çıkmıştır bu örgütlü tarih kimi zaman karşımıza, kimi zaman Meksika’da 1911’de Magonların özgürlük mücadelesinde. Kore’nin Japonya tarafından istilasına karşı giriştikleri bir çaba olmuştur anarşizm, kimi zaman Filistin’e saldırının bir parçası olmak istemeyen İsraillilerin vicdani retlerinde belirginleşmiştir.

Yazıda geçen örgüt isimleri, örgütlerdeki insan sayıları, çıkan gazeteler ve dergiler bir şeyi ispatlama çabasından çok, anarşizmin etkisini ve bu etkinin örgütlü olma nedenselliğini açıklamaya yöneliktir. Toplumsal bir düşünce ve hareket olarak anarşizm, toplumsallaşma kaygısı ve çabasının dışında düşünülemez. Bu durum anarşizmin, örgütlenme karşıtı, toplumsallaşma karşıtı, sistemin bireyci anlayışının bir uzantısı olarak göstermek isteyen tüm düşüncelere karşı verilmiş bir yanıttır.

Düşünceler toplumsallaştığı bir ortamda, hareket halindeyken özgünlük kazanır. Farklı anarşist ekollerin doğmasına yol açan da bu örgütlülük halidir. Anarşizmin iktidarsız bir ilişki bütünü olarak tanımlandığı düşüncelerin, tarihte deneyimlenebildiği coğrafyalar, yani toplumsal devrimlerin yaşandığı coğrafyalar, bu örgütlülük halinin ortaya çıktığı durumlardır. Örgüt ve örgütlenmenin farklı şeyler olduğunu söyleyecek olanlara verilecek en güzel cevap da, ezene karşı ezilenlerin oluşturduğu bu örgütlenmelerin birden çok anarşist örgütün varlığıyla oluştuğu gerçeğidir.

Hüseyin Civan

]]>
https://karala.org/dergi/anarsizmin-tarihi-anarsizmin-orgutlu-tarihidir-huseyin-civan/feed/ 0 492