Louise Michel – Anarşist Dergi https://karala.org Karala Fri, 04 Feb 2022 11:23:15 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://karala.org/wp-content/uploads/2022/01/cropped-C1ZNtCuW_400x400-32x32.jpg Louise Michel – Anarşist Dergi https://karala.org 32 32 202283703 Neden Anarşistim? – Louise Michel – Çeviri: Zehra Garip https://karala.org/dergi/neden-anarsistim-louise-michel-ceviri-zehra-garip/ https://karala.org/dergi/neden-anarsistim-louise-michel-ceviri-zehra-garip/#comments Wed, 26 Jan 2022 15:19:35 +0000 https://karala.org/?p=1110 Ben bir Anarşist’im çünkü Anarşizm, eşit hakları temel alan özgürlük ve adalet aracılığıyla insanlığı topluca mutlu kılabilecek, akla yatkın en yüce düşüncedir. Bugün, insan bilgeliğinin doruğunda, çağlar geçtikçe giderek genişleyen bir döngüde birbirini takip eden, henüz hayal dahi edilmemiş ilerlemeler, yeni ufuklarda keşfedilmeyi bekliyor. İnsan ancak özgür olduğunda bilinçli olacaktır. Bu nedenle Anarşizm, bugün kölelerden ve tiranlardan oluşan insan sürüleri ile yarının özgür insanlığı arasındaki kesin ayrımdır.

Her kim olursa olsun, iktidara gelir gelmez, onun ölümcül etkisine maruz kalır ve bozulur; kişiliğini savunmak için güç kullanır. O devlettir ve adeta bir köpeğin kemiği gördüğü gibi, o da bunu kendi faydasına kullanılacak bir mülk olarak görür. Güç insanı bencil ve acımasız kılıyorsa, kölelik onu küçük düşürür. Bir köle genellikle efendisinden daha kötüdür; kendi serveti ya da hayatı tehlikede olduğunda, bir efendi olarak ya da bir köle olarak ne kadar gaddar olacağını kimse bilemez. İnsanlığı her zaman kanlı ve acılı bir varoluşa sürükleyen korkunç sefalete son vermek, cesur yürekleri adalet ve hakikat için daha çok savaşmaya teşvik eder.

Vakit yakındır; yönetenlerin suçları, yasaların ağırlığı, bu koşullarda yaşamanın imkânsızlığı, işkencelerinin sona erme umuduna sahip olmayan binlerce zavallı, kangrenleşmiş kurumların aldatıcı ıslahı ve ıstırabın değişmesinden başka bir şey olmayan iktidar değişikliği ile süreç daha da hızlanmıştır. Ayrıca insanın içgüdüsel yaşam sevgisinin de kurtuluşa etkisi kaçınılmazdır ve her insan, her tür gibi bunun hangi taraftan geleceğini görmek için etrafına bakar.

Anarşizm bitmek bilmeyen sefaletleri yeniden başlatmayacak. Umutsuzluğun akışında insanlık, uçurumdan çıkmak için ona tutunacaktır. Zirveye çıkacak olan kayanın engebeli tırmanışıdır o. İnsanlık artık sonsuza dek düşmek için yuvarlanan taşlara ve ot tutamlarına tutunmayacak. Anarşizm, ilerlemesini hiçbir şeyin engelleyemediği yeni idealdir.

Çağımız taş devri kadar ölü. Ölüm ister dün, ister bin yıl önce gerçekleşmiş olsun, yaşam izleri tamamen kaybolmuştur. İçinden geçmekte olduğumuz çağın sonu, yalnızca kül ve kemiklerle dolu bir mezarlıktır. Düşünürler, sanatçılar ya da ortak kötülüğe isyan edenler için artık güç, otorite ve ayrıcalıklar yok. Bilim, iradeyi araştıran bilinmeyen güçleri keşfedip basitleştiriyor. Şu anda gördüğümüz şeylerin düzeninin ortadan kalkması yakındır. Şimdiye kadar birkaç ayrıcalıklı varlık arasında bölünmüş olan dünya, herkes tarafından geri alınacak. Ve yalnızca cahiller, insanlığın antik canavarlık üzerindeki fethine hayret edecek.

Beni özgürlük uğruna savaşmaktan vazgeçirmek için bir devlet gemisiyle Yeni Kaledonya’ya gönderdiklerinde bir anarşist oldum. Ben ve yoldaşlarım, dört ay boyunca aslan veya kaplan gibi kafeslerde tutulduk. Aylar boyu gökyüzü, su ve ufukta bir geminin gökyüzündeki bir kuşun kanadına benzeyen beyaz yelkeni dışında bir şey görmedik. Bu izlenim ve genişlik kahrediciydi. Gemide düşünmek ve sürekli olarak olayları ve insanları karşılaştırmak için çok zamanımız vardı. Dürüst, iş başında olan ve hayatlarını mücadeleye nasıl adayacaklarını bilen Komün’den yoldaşlarımı gördükten sonra gemideki insanlar, bize kötü davranmaktan o kadar korktular ki; iktidardaki dürüst insanların aciz, dürüst olmayanların canavar olduğu sonucuna hızla vardım. Ayrıca özgürlüğün iktidarla ittifakının imkânsız olduğunun ve amacı herhangi bir biçimde iktidar olan bir devrimin, yalnızca birkaç kurumun yıkılmasıyla bir yanılsama yaratacağının, çünkü eski dünyada her şeyin ayrılmaz zincirlerle bağlı olduğunun ve her şeyin kökünden sökülmesi, yeni dünyanın özgür bir gökyüzü altında mutlu büyümesi ve özgür olması gerektiğinin farkına vardım.

Anarşizm bugün ilerlemenin ulaşmaya çalıştığı amaçtır ve ulaştığında oradan ileriye, yeni bir ufkun kenarına bakacak, ulaşır ulaşmaz bir başkasını ortaya çıkaracak ve ilerleme sonsuz olduğundan, bu her zaman, sonsuza dek böyle devam edecektir.

Sadece cesaretle değil, aynı zamanda mantıklı da savaşmalıyız; ilerlemenin her adımını kanlarıyla sulayan mirastan yoksun kitleler, en sonunda, insan aklının umutsuzlukla birlikte girişeceği en büyük mücadeleden yararlanacak. Gerçek idealin, önceki tüm kurgulardan daha büyük ve daha güzel bir şekilde ortaya çıkması gerekir.

Ve bu ideal hala çok uzaktaysa eğer, uğruna ölmeye değer. İşte tam olarak bu yüzden Anarşistim.

Louise Michel

Çeviri: Zehra Garip

“Why I am an Anarchist?” Londra’da çıkarılan anarşist gazete Liberty’nin Mart 1896 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

]]>
https://karala.org/dergi/neden-anarsistim-louise-michel-ceviri-zehra-garip/feed/ 1 1110
Louise Michel: Özgürlükten Yanayız https://karala.org/kara-kose/louise-michel-ozgurlukten-yanayiz/ https://karala.org/kara-kose/louise-michel-ozgurlukten-yanayiz/#respond Fri, 29 May 2020 14:36:00 +0000 https://karala.org/?p=894 Anarşist mücadeleye ve Paris Komünü’ne yaşam verenlerden Louise Michel 29 Mayıs 1830’da Fransa’da doğdu. Özgürlük için Paris barikatlarını ateşe veren kadının haykırışı hala yoldaşlarının kulaklarında çınlıyor.

]]>
https://karala.org/kara-kose/louise-michel-ozgurlukten-yanayiz/feed/ 0 894
Louise Michel Yaşıyor! https://karala.org/kara-kose/louise-michel-yasiyor/ https://karala.org/kara-kose/louise-michel-yasiyor/#respond Fri, 10 Jan 2020 12:18:00 +0000 https://karala.org/?p=704 Paris Komünü’nden Kaledonya sürgününe, son anına kadar anarşizme yaşam veren Louise Michel, 9 Ocak 1904’te yaşamını yitirdi. Yükseltmek için çabaladığı anarşizm mücadelesinde özgürlük için Paris barikatlarını ateşe veren kadının haykırışı hala yoldaşlarının kulaklarında çınlıyor!

“Bütün eylemlerimin sorumluluğunu üstleniyorum. Onlar halkın üzerine ateş açmak istedi, onların üzerine ateş açmakta tereddüt etmezdim. Madem ki özgürlük için çarpan her yüreğe bir parça kurşun nasip oluyor, ben de hakkımı isterim. Eğer yaşamama izin verirseniz intikam diye haykırmaktan usanmayacağım.”

]]>
https://karala.org/kara-kose/louise-michel-yasiyor/feed/ 0 704
Komün’ün Karası: Louise Michel – Zeynep Tan https://karala.org/dergi/komunun-karasi-louise-michel-zeynep-tan/ https://karala.org/dergi/komunun-karasi-louise-michel-zeynep-tan/#respond Fri, 05 Apr 2019 13:56:00 +0000 https://karala.org/?p=425 Louise Michel anarşist mücadeleye, özellikle de Paris Komünü’ne yaşam veren kadınlardan biridir. 29 Mayıs 1830’da Fransa’da Vroncourt şatosunda dünyaya geldi. Annesi şatonun hizmetçilerinden biriydi. Babası ise Louise dünyaya geldikten kısa bir süre sonra ortadan kaybolmuştu. Louise dede ve büyükanne diye çağırdığı şatonun sahiplerinin yanında büyüdü, okuma yazmayı dedesinin gayretleriyle öğrendi.

Öğretmenlik eğitimi aldı ama göreve başlamak için imparatora yemin etmesi gerekiyordu, bunu reddetti. Resmi okullar yerine özel okullarda çalışmak zorunda kaldı, hatta 1853 ocağında Yukarı Marne bölgesinde Audeloncourt’da özgür bir okulu bizzat kendisi açtı. İki yıl sonra da aynı bölgede bir başka okulda “fikirlerini çocuklara aşıladığı gerekçesiyle” ilk kez emniyetin dikkatini çekti, Paris’e taşınmaya karar verdi. Paris Komünü’nün önde gelen isimlerinden Varlin, Eudes, Valles, Rigault, Theophile Ferre’yle; onlarla katıldığı tartışmalarda ise anarşizmle tanıştı.

“İktidar lanetlidir, ben bu yüzden anarşist oldum!”

Louise Paris’te 1871’in Ocak ayında teslimiyetçi hükümete karşı yapılan eylemlere ulusal muhafız üniforması ile katıldı ve ilk silahlı eylemine katılmış oldu. Komünle taçlanacak olan 18 Mart ayaklanmasında Louise mantosunun altında sakladığı karabinası ile yer aldı.

Sadece eylemde değil söylemde de sivriliyordu gün geçtikçe. Kaleme aldığı Anarşistler Bildirisi’ndeki “Anarşistler, düşünce özgürlüğünün her yerde tanındığı bir çağda sınırsız özgürlüğü savunmayı hak ve görev olarak bilen insanlardır… Özgürlükten yanayız ve bunun, kökeni ve biçimi ne olursa olsun, ister dayatılmış, ister seçilmiş olsun, kralcı ya da cumhuriyetçi olsun herhangi bir iktidarın varlığıyla bağdaşmayacağına inanıyoruz… Eşitlik olmadan özgürlük olamaz!… Bizim istediğimiz eşitlik, özgürlüğün ön koşulu olan fiili eşitliktir. Herkesten yeteneği kadar, herkese ihtiyacı kadar, diyoruz!” sözleri, komünün ruhunu yansıtıyordu.

Komün’le beraber başlayan değişim, halkın kendi yaşama biçimini kendisinin belirleme kararlılığı, elbette herkesi memnun etmedi. Louise Michel’in de yazdığı gibi “Giderek çürüyen iktidarlar, güçlerini özgür olmak isteyen bütün halkalara karşı birleştiriyordu.”

2 Nisan sabahı Paris top sesleriyle uyanmıştı. Komün’ü hazmedemeyen Versailles Sarayı, büyük bir ordu ile iki koldan Paris’i kuşatmıştı. Hemen ertesi gün, 3 Nisan 1871’de Komün, öz savunmaya girişti.

Barikatlardan Zindanlara Kadınlar Her Yerde

Paris Komünü’nde başlangıçta kadınlar sürekli geri tutulmaya çalışılmış, toplantılara katılmaları önlenmek istenmişti; kadınların savaşamayacakları düşünülüyordu. Parisli kadınlarla birlikte Louise Michel bunun tersini kanıtladı.

17-18 Mart gecesi General Vinoy’un birlikleri, Parislilerin ellerinden toplarını almakla görevlendirilmişti. Kadınlar bu bilgiyi ulaştırmak üzere gereken zamanı bulmuşlardı. Louise Michel ve Ferre’nin yönettikleri Onsekizinci Bölge Güvenlik Komitesi bunun üzerine Montmartre tepesine gitti. Tepeye giden kadınlar, çocuklar ve federe muhafızlar askerlerle ilişki kurup onlarla neşeli ve kardeşçe bir ilişki geliştirdiler. Generaller askerlerine Parisliler üzerine ateş edilmesi emrini verdiğinde artık çok geçti, askerler emre uymadı. Emri veren iki general tutuklanarak kurşuna dizildiler.

Daha sonra Komün’e yönelik saldırılar sırasında petrolöz denen ve ellerindeki gaz bidonlarıyla burjuva ordularına kabuslar yaşatan kadınların öyküleri dilden dile dolaştı. Barikatlarda, idam mangalarının karşısında, zindanlarda; kadınlar her yerdeydiler.

Louise Michel, kadının özgürleşmesini savunmanın hiç de basit olmadığı bir dönemde özgürlüğü yanlızca söylemde ya da belirli ayrıcalıklara sahip olarak yaşamakta aramadı. Bu mücadeleyi genel ve sınıflar üstü bir zeminde değil “baldırı çıplakların” yanında, Komün barikatlarında aradı. Kota vb. yoluyla değil ellerinde silahlarıyla, gaz bidonlarıyla, barikatların üzerinde yaşamlarını ortaya koyarak erkeklerin kadınlara kapatmak istediği siyaset dünyasına girenlerin arasında yer aldı.

Komün Yaşıyor!

71 gün boyunca pek çok yoldaşını kaybeden, tüm baskılara rağmen barikatlarda direnen ve Komün’ü savunan Paris halkı, Thiers’in ordusunun saldırılarına daha fazla dayanamamıştı. Louise Michel’in sözleriyle _“Komün ölmüştü, kendisiyle birlikte binlerce isimsiz kahramanı toprağa gömerek.” _

O “öldü” diyordu ama Komün yenilmemişti. Bir çok kayba rağmen sayısız deneyimle beraber etkilerini sürdürmeye devam edecekti. Louise Michel’i birçok suçlamayla yargılamaya başladılar; generallerin tutuklanmasında rol almak, kışkırtıcılık yapmak ve öldürülmeleri eylemine katılmak, birçok mahalleyi silahlandırmak, Komün’ün ilan edilmesinden sonra “Kadın İşçilerin Çalışarak Ahlaklı Yaşaması Komitesi” sekreteri olarak “Kadınlar Birliği Merkez Komitesi” kurmak, Komün’ü Versailles güçlerine karşı savunmak için kadınlardan oluşan ve komünarlara sağlık hizmeti veren ambulansçı birimleri; barikatlarda dövüşecek savaşçı birlikleri; yangınlar çıkarmak üzere kundakçı (petrolöz) bölükleri örgütlemek, Devrim Kulübü başkanı olarak 18 Mayıs’ta alınan mahkemelerin kapatılması; rahiplerin tutuklanması gibi kararlara katılmak…

Louise Michel’i yargılayan mahkeme ona idam cezası verememiş, sürgüne yollamayı seçmişti. Generallerin infazına katılmak ve kundakçılık yapmakla suçlandığı mahkemeye cüretkar cevabı, onun anarşizme ve özgürlüğe olan tutkusundan geliyordu: “Bütün eylemlerimin sorumluluğunu üstleniyorum. Onlar halkın üzerine ateş açmak istedi, onların üzerine ateş açmakta tereddüt etmezdim. Madem ki özgürlük için çarpan her yüreğe bir parça kurşun nasip oluyor, ben de hakkımı isterim. Eğer yaşamama izin verirseniz intikam diye haykırmaktan usanmayacağım.” Bu sözlerin ardından Yeni Kaledonya’ya sürgüne gönderildi. Sürüldüğü coğrafyada o dönemde sokak hareketi yükselişteydi, Louise Michel bu hareketi daha da yükseltmek için elinden geleni yaptı; orada bulunduğu süre içinde sömürgeciliğe başkaldıran halklaydı. Paris’e döndükten sonra da mücadeleyi bırakmadı.  Defalarca tutuklandı, baskının ve zulmün binbir biçimine maruz bırakıldı; yine de yaşamının son anına dek yılmadı; 1904 yılında zatürre sebebiyle yaşamını yitirdi.

Yükseltmek için çabaladığı anarşizm mücadelesinde özgürlük için Paris barikatlarını ateşe veren kadının haykırışı hala yoldaşlarının kulaklarında çınlıyor:

Şimdi suskun olan yığınlar

Okyanus gibi gürlediğinde;

Yığınlar ölmeye hazır olduğunda

Komün tekrar ayaklanacak.

Sayılamayacak bir kalabalık olarak geleceğiz,

Bütün yollardan geleceğiz.

Ve karanlıklardan sıyrılan intikamcı hayaletler gibi gelirken

Yumruklarımızı sıkacağız.

Bayrağı ölüm taşıyacak;

Al kanlara boyanmış kara bayrağı!

Ve alev alev göğün altında

Özgürleşen toprak,

Mor çiçekler açacak!

]]>
https://karala.org/dergi/komunun-karasi-louise-michel-zeynep-tan/feed/ 0 425
İsyanın ve Umudun Bayrağı: Kara Bayrak – İlyas Seyrek https://karala.org/dergi/isyanin-ve-umudun-bayragi-kara-bayrak-ilyas-seyrek/ https://karala.org/dergi/isyanin-ve-umudun-bayragi-kara-bayrak-ilyas-seyrek/#respond Sun, 14 Oct 2018 14:08:00 +0000 https://karala.org/?p=485 Tarihi boyunca patronların, iktidarların korkulu rüyası; işçilerin, işsizlerin, tüm ezilenlerin özgür bir yaşama olan umudu ve simgesi oldu kara bayraklar. Adaletsizliğe karşı çıkmak için sokaklarda, meydanlarda, mitinglerde dalgalandırıldı. Zulme uğrayanlar, sömürülenler, tüm ezilenler onunla haykırdı isyanını.

Üzerinde hiç bir simgesi olmayan, simsiyah bir bayraktır kara bayrak. Kara bayrağın teslim olma ve boğun eğmeyi sembolize eden beyaz bayrağa bir tepki olarak, isyanı simgelediği de düşünüldü; iktidarlar tarafından katledilen tüm ezilenlere atıfla, katledilenleri unutmamak adına tutulan yasın bayrağı olduğu da. Yani bayrak, kullanıldığı günden bugüne üzüntüsünü öfkesinin tohumu yapanların oldu.

Kara bayrak, siyasi bir figür olarak ilk kez 1831’in Kasım ayında Fransa’nın ipek dokuma merkezi haline gelmiş Lyon kentindeki işçi eylemlerinde kullanıldı. 21 Kasım’da Croix-Rousse sokaklarında, ekonomik kriz nedeniyle ücretlerin kesilmesine ve yoksulluğa karşı isyan eden, ipek üretimi yapan işçilerin elinde yükseldi. İşçiler kurdukları barikatlarlara, özgürleştirdiği alanlara isyanın bayrağını, kara bayrağı dikmişti. Bu isyan sürecinde Fransız Ulusal Muhafızlarıyla işçilerin yaşadığı çatışmalarda da yüzlerce işçi katledilmişti.

İsyandan yıllar sonra yine Fransa’da, işçilerin, işsizlerin ve tüm ezilenlerin verdiği mücadelede taşındı. 9 Mart 1883’te, Paris’teki Hotel des Invalides’in yanında gerçekleşen, işsizlerin yaptığı eylemde Paris Komünü’nün yaratıcılarından anarşist Louise Michel’in elindeydi. Bayrak katledilenleri ve isyanı simgeledi. Louise Michel ise kara bayrağın mücadeledeki anlamını hapishanedeyken yazdığı şiirindeki şu sözlerle anlatmıştı:

“Bütün yollardan geleceğiz,

Ve karanlıklardan sıyrılan intikamcı hayaletler gibi gelirken

Yumruklarımızı sıkacağız.

Bayrağı ölüm taşıyacak,

Al kanlara boyanmış kara bayrağı.

Ve alev alev göğün altında

Özgürleşen toprak

Mor çiçekler açacak”

Louise Michel’in kara bayrağı taşımasıyla, Ağustos 1883’te Lyon’da ilk sayısı yayınlanan anarşist “Kara Bayrak” (Le Drapeau Noir) gazetesiyle ve 27 Kasım 1884 yılında Chicago’da gerçekleşen işçi grevinde kullanılması ile birlikte kara bayrağın tarihi; kapitalizmin sömürüsüne, devletlerin zulmüne ve var olan tüm iktidarlara karşı ezilenlerin verdiği mücadelenin, yani anarşizmin simgesi haline geliyordu. Ayrıca, kara bayrak, anarşizmin, sosyalizmden farkını net bir şekilde ortaya koyarak giderek geliştiği bir süreçte kullanılmaya başlandı.

Bayrağın, umudu, isyanı ve anarşizmi simgelediğinin farklı farklı anarşist birey, örgüt ve yayın tarafından zamanla kabul edilmesiyle birlikte kara bayraklar, özgürlük ve adalet için mücadele eden anarşistlerin en çok kullandığı sembollerden biri oldu.

]]>
https://karala.org/dergi/isyanin-ve-umudun-bayragi-kara-bayrak-ilyas-seyrek/feed/ 0 485