Mahnovşçina – Anarşist Dergi https://karala.org Karala Sat, 14 May 2022 12:37:55 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://karala.org/wp-content/uploads/2022/01/cropped-C1ZNtCuW_400x400-32x32.jpg Mahnovşçina – Anarşist Dergi https://karala.org 32 32 202283703 Nestor Mahno – Devrimci Anarşistin ABC’si – Çeviri: Nisa Durdu https://karala.org/dergi/nestor-mahno-devrimci-anarsistin-abcsi-ceviri-nisa-durdu/ https://karala.org/dergi/nestor-mahno-devrimci-anarsistin-abcsi-ceviri-nisa-durdu/#comments Fri, 13 May 2022 19:07:33 +0000 https://karala.org/?p=1442 Ezilenlerin, kendisini çevreleyen kötülüğe karşı mücadelesinde elde edebileceği tek yol, insan evriminde derin ve ileri bir kırılma olan toplumsal devrimdir. Toplumsal devrim kendiliğinden gelişse de örgüt onun yolunu açar, karşısına dikilen setler arasındaki gediklerin görülmesini kolaylaştırır ve devrimin gelişini hızlandırır. Devrimci anarşist, bu çizgide, şimdi, şu anda, harıl harıl çalışmalıdır. Her ezilen, boyunduruğun kendisini aşağı çektiğinin farkına varmalı ve bu rezilliğin insanların hayatını ezip geçtiğini anlayarak anarşistin yardımına koşmalıdır.

Anarşizm, insanın özgürce yaşaması ve yapıcı bir şekilde çalışması anlamına gelir. İnsanın doğal ve sağlıklı emellerine karşı yapılan her şeyin yıkımı demektir. Anarşizm, yalnızca yaşamsal düzenin yapay bir şekilde tasarlandığı programlardan çıkan teorik bir öğreti değildir. Tüm yapay kriterleri atlayarak yaşamın tüm ihtiyatlı tezahürlerinden derlenmiş bir öğretidir.

Anarşizmin toplumsal ve politik tezahürü tüm bileşenleri arasında özgürlük, eşitlik ve dayanışmayı yücelten, özgür ve anti-otoriter bir toplumdur. Anarşizmde hak, tüm zamanlarda ve tüm mekanlarda herkes için özgürlük ve toplumsal adaletin hakiki güvencesini sağlayan bireysel bir sorumluluk demektir.

Komünizm (devletsiz toplum) bundan doğar. Anarşizm doğal olarak insanın özünde vardır: komünizm onun mantıksal izdüşümüdür. Bu savların anarşizmin temel önermeleri olabilmesi için, somut gerçekler ve bilimsel analizlerden yardım alınarak teorik olarak desteklenmesi gerekir. Bununla birlikte Godwin, Proudhon, Bakunin, Johann Most, Kropotkin, Malatesta, Sébastien Faure ve diğer birçokları gibi, büyük özgürlükçü teorisyenler, öğretilerini sert ve koşulsuz ölçeklerle sınırlandırmayı hiç istemediler.

Tersine, anarşizmin bilimsel dogmasının, insan doğasının özüne uygun olarak asla keşfettikleriyle yetinmemek olduğunu göstermek istediler. Bilimsel anarşizmde değişmeyen tek şey insanın insan tarafından sömürülmesini ve tüm prangaları reddetmeye yönelik doğal eğilimidir. İnsan toplumunda günümüzde hala mevcut olan -ve (bilimsel) sosyalizmin hala yok edemediği ve edemeyeceği- köleliğin prangaları yerine anarşizm, özgürlüğü ve insanın o özgürlükten yararlanma hakkını yeşertir.

Devrimci bir anarşist olarak, devrim boyunca Ukrayna halkıyla yaşamı paylaştım. Bu halk, devrim boyunca özgürlükçü fikirlerin hayati albenisini kendiliğinden hissetti ve bunun bedelini de ödedi. Teslim olmadan, bu kolektif mücadelenin ortak sıkıntılarını da yaşadım fakat kendimi sıklıkla anlık talepleri idrak edip dile getiremeyecek kadar güçsüz buldum.

Genel anlamda hatamı çabucak anladım ve bireyin ve bir bütün olarak insanlığın bağımsızlığı ve özgürlüğü için savaşan kitleler tarafından, yoldaşlarımla birlikte uğruna mücadele ettiğimiz amaçlarımızın kolayca özümsendiğini açıkça kavradım.

Pratik mücadele deneyimi, anarşizmin insana yaşayarak öğrettiği yönündeki inancımı güçlendirdi. Anarşizm, yaşam kadar devrimci bir öğretidir. Ve onun her tezahürü, insanın çeşitli ve etkili varoluşsal yaratıcılığıyla çok yakından ilişkilidir.

Ezilen kardeşlerim, devrimci bir anarşist olarak, bu etiketle en zayıf bağı bile sürdürdüğüm müddetçe, ben sizi anarşist ideali gerçekleştirmek için mücadeleye çağıracağım. Anarşizmi yalnızca özgürlük, eşitlik ve dayanışma için mücadele ederek kavrayabilirsiniz.

Anarşizm insanda doğal olarak vardır: tarihsel olarak insanı, -yapay olarak kazanılmış- köle zihniyetinden kurtarır ve köleliğin tüm biçimlerine karşı bilinçli bir savaşçı olmasını sağlar. Bu anlamda anarşizm devrimcidir.

İnsan köle olduğunun ne kadar farkında olursa o kadar öfkelenir ve anarşist özgürlük, kararlılık ve eylem ruhu onun içinde o kadar büyür. Bu, “anarşizm” sözcüğünü hiç duymamış olsalar bile, kadın ya da erkek her birey için geçerlidir.

İnsan doğası anarşisttir: onu tutsak etmeye yeltenen her şeye karşı çıkar. Bence insanın doğal özü bilimsel olarak anarşizmle gayet iyi açıklanıyor. Anarşizm, insan yaşamının bir ideali olarak insanın evriminde önemli bir rol oynuyor.

Ezilenler kadar ezenler de yavaş yavaş bu role çalışmaya başlıyorlar: ezenler ister istemez bu ideali saptırmaya çalışıyor, ezilenler ise onu kolayca elde etmek istiyorlar. Modern uygarlık geliştikçe anarşist idealin kavranışı kölede de efendide de büyüyor.

Ezenler, şimdiye kadar yöneldikleri amaçlara rağmen -insanın onuruna karşı yapılmış her ihlale karşı çıkan her türlü doğal eğilimi yatıştırmak ve engellemek- insanın gerçek kökenini ortaya çıkarıp daha önce insanlığın yaratıcısı olarak kabul edilen tanrının yokluğunu ispatlayan bağımsız bilimsel zihinleri susturmayı başaramadı. Sonrasında, insanlar arasında kurdukları aşağılayıcı ilişkilerin ve dünyadaki “kutsal talimatname”lerin yapaylığına reddedilemez bir kanıt sunmak doğal olarak kolaylaştı.

Bunların hepsinin anarşist düşüncelerin bilinçli gelişimine önemli etkisi oldu. Aynı şekilde Liberalizm ve sözde bilimsel sosyalizmin dallarından biri olan bolşevizm gibi yapay kavramlar da aynı zamanlarda gün yüzüne çıkmıştır.

Bununla birlikte, modern toplumun geniş bir bölümünün psikolojisi ve bireysel kişilik üzerindeki etkisine rağmen, bu yapay kavramlar eski dünyanın zaten bilinen biçimlerine doğru yokuş aşağı yuvarlanma eğilimindelerdir.

Bilinçlenen ve bunu çevresinde de dile getiren özgür insan, insanlığın tüm rezil geçmişindeki hilekarlık, keyfi şiddet ve aşağılanmayı ima eden her şeyi alt ettiği gibi bu yapay öğretileri de kaçınılmaz olarak alt edecektir.
Bu andan itibaren birey, doğduğundan beri tanrılar tarafından -silah, para, hukuk ve büyücü çıraklarının iki yüzlü biliminin kaba kuvvetiyle- sarmalandığı korkaklık ve yalanlar kabuğuyla mücadele edecektir.

Birey, böyle bir rezaletten kurtularak, ona hayat haritasını keşfettiren bir bütünlüğe ulaşır. İlk önce, korkaklık ve sefaletten ibaret olan eski köle hayatını fark eder. Bu eski hayat; başlangıçta temiz, açık ve geçerli olan her şeyi köleleştirerek, onu ya meleyen bir koyuna ya da kendisinde ve içinde iyi olan her şeyi çiğneyen ve yok eden aptal bir efendiye dönüştürmek için öldürmüştür.

Ancak o zaman insan, herhangi birinden veya herhangi bir şeyden bağımsız olarak, kendisine aykırı olan, doğanın saflığını ve büyüleyici güzelliğini ihlal eden her şeyi küle çeviren bir doğal özgürlüğe uyanır.

İşte tam burada birey aklını başına toplar ve bilimin şamanları tarafından aldatılarak bireysel ve toplumsal yaşamını köle egemenliğine hapsettiği utanç verici geçmişini ilk ve son kez lanetler.
Bundan böyle insan, -nesillerdir olduğundan farklı olarak- başkalarının üzerinde güç uygulanmasına izin vermemek için başkalarının üzerinde güç uygulayan bir peygamber ya da şaman olmamak amacıyla büyük bir ahlaki hedefe doğru ilerlemeye başlar.

Tüm tanrılardan ve onların tüm toplumsal ve ahlaki buyruklarından kurtulan insan, insanın insan tarafından sömürülmesine ve değişmez bir şekilde ileriye doğru yürümeye programlanmış olan doğasının bozulmasına karşı isyan eder.

Bu isyancı, kendisinin ve ezilen kardeşlerinin farkına vardıktan sonra, tarihsel olarak şiddetle, kölelikle ve aptallıkla cisimleşmiş olan devleti ayaklar altına alarak kendisi ve kardeşleri için özgürlük, bütünlük ve mükemmelliğe susayan bir devrimci anarşist olur. Özgür insan, gerçek bir komünist politikayı güçlendirmek ve benimsemek için bu örgütlü çeteye ve katile karşı örgütlenir.

Bu tür grupların bireysel üyeleri, şimdiye kadar ne olmuş olurlarsa olsunlar (işçi, köylü, entelektüel veya öğrenci) kendilerini yeniden keşfederek her türlü köleliği reddettikleri andan itibaren egemen toplumun cezai vesayetinden (kendilerini aptal efendilerine satan bir köle olmaktan) kurtulurlar.

Bir birey olarak insan, yaşam hakkındaki yanlış düşünceleri reddedip yok ettiğinde gerçek kişiliğine geri döner ve böylece gerçek haklarını yeniden kazanır. Bireyin devrimci bir anarşist ve bilinçli bir komünist olmasını sağlayacak tek şey budur. İnsan yaşamının bir ideali olarak anarşizm, her bireyde özgür ve yaratıcı bir yaşama yönelik doğal bir düşünce olarak kendini bilinçli bir şekilde açığa vurur ve toplumsal bir mutluluk idealini yaratır. Çağımızda anarşist toplum artık bir hayal değildir. Ancak pratik düzeninin detaylandırılmasında hala eksiklikler görülüyor.

İnsanın yeni yaşamı ve yaratıcı gelişimini ilgilendiren bir öğreti olarak anarşizm fikrinin kendisi, toplumsal olduğu kadar bireysel olarak da, gerçek bir felaket olarak modern toplumun tartışılmaz adaletsizliğinin karşısında, insan doğasının yıkılmaz gerçekliği üzerine kuruludur.

Bu durumun farkına varılması, savunucularının, yani anarşistlerin, mevcut toplumdaki resmi kurumlarla karşılaştırıldığında kendilerini yarı veya tam manada kanuna karşı gelirken bulmalarına yol açıyor. Doğrusu anarşizm hiçbir ülkede yasal şekilde duyurulamaz. Bunun nedeni insanların, mevcut toplumun hem kölesi hem efendisi olan devlet tarafından derinden etki altına alınmasıdır. İnsanın yaşamını “dilimlere” bölerek üzerinde bir parazit gibi yaşayan bu bireyler zümresi kendini devlet ile özdeşleştirmiştir.

İnsan, bireysel veya toplumsal olarak, gerçekte sömüren ve ezen olmaktan başka hiçbir şey olmayan bu “yöneticiler ve efendiler”in insafına kalmış durumda. Büyük anarşizm fikri, sağcı ya da solcu, burjuva ya da devletçi sosyalist olmaları fark etmeksizin, modern dünyayı vahşileştiren ve köleleştiren bu dolandırıcıların insafına kalmayacak.

Bu dolandırıcılardan ilki daha az iki yüzlüdür ve açıkça burjuva olduğu görülebilir. Öteki ise devletçi sosyalistlerin her türü, içlerinden özellikle “komünist” lakabını gayrimeşru olarak kullananlar, yani bolşeviklerdir. “Eşitlik ve kardeşlik” şiarlarının ardında riyakarca saklanırlar.

Bolşevikler mevcut topluma binlerce kez cila çekmeye veya bazıları için efendilik, diğerleri için kölelik oluşturan baskı sistemlerini yeniden etiketlendirmeye hazırlar. Yani, mevcut toplum yapısını zerre değiştirmeden, baskı ve kölelik arasında var olan doğal çelişkilerle uzlaşan aptal programlarının isimlerini değiştirebiliyorlar. Hayattaki tek gerçek insan idealinin, yani özgürlükçü komünizmin gerçekleşmesini önlemek amacıyla bu çelişkilere tutunuyorlar.

Absürt programlarına göre, devletçi sosyalistler ve komünistler, özgürlüğü toplumsal yaşamda gerçekleştirmeden, insanın toplumsal olarak kurtuluşuna “müsaade etmeye” karar verdiler. İnsanı, yalnızca doğa yasalarına boyun eğecek şekilde tamamen özgürleştirmeye gelince, bunu onlar yaptığı müddetçe sorun yok.

Özgürleşme onların iğrenç denetimlerinden asla kurtulamasın diye, çabalarını burjuvazinin çabalarıyla birleştirmelerinin nedeni budur. Her halükarda, herhangi bir siyasi otorite tarafından verildiği sürece “özgürleşme”nin alabileceği biçimi çok iyi biliyoruz.

Burjuvazi, emekçilerden böyle kalmaya kalmaya mahkum köleler olarak söz etmeyi doğal buluyor. Burjuvazi, insanlığın tümüne gerçekten kullanışlı ve güzel bir şey üretecek olan özgür üretimi asla desteklemez. Elindeki devasa sermaye kaynaklarına rağmen yeni bir toplumsal varoluşun ilkelerini geliştiremeyeceği açıktır.

Şimdiki zaman onlara oldukça yeterli görünüyor çünkü çarlar, başkanlar, hükümetler ve neredeyse tüm aydınlar ve bilim adamları, yeni toplumun kölelerine boyun eğdiren herkes önlerinde eğiliyor. Burjuvazi sadık hizmetçilerine haykırıyor: “Hizmetçiler, kölelere hakkı olan köleliği verin, size ait olan kısmı bize hizmet etmek için alın, gerisi bize kalsın!… Onlar için, bu şartlar altında hayat elbette güzel.

Devletçi sosyalistler ise karşılık veriyor: “Hayır, biz yukarıdakilere katılmıyoruz!” Bununla işçilere sesleniyor, onları siyasi partilere dönüştürüyor ve onları isyana teşvik ediyorlar: “Burjuvaziyi kovun! Onları devlet iktidarından uzaklaştırın ve iktidarı biz devletçi sosyalistlere verin ki biz sizi savunup özgürleştirelim.”

Aylaklar ve ayrıcalıklılardan ziyade devlet iktidarının gerçek düşmanı olan işçiler öfkelerini açığa çıkarır, isyan eder, devrimi gerçekleştirir, devletin gücünü yok ederek iktidar sahiplerini kovar. Sonrasında da ya saflık ya da dikkatsizlik nedeniyle sosyalistlerin iktidarı ele geçirmesine izin verirler.

Rusya’da bolşevik iktidara bu şekilde el koymasına izin verdiler. Ve bu korkak Cizvitler, bu canavarlar, bu özgürlüğün kasapları -silahsız da olsalar- halkı boğmak, kurşuna dizmek ve ezmek için harekete geçtiler. Tıpkı onlardan önce burjuvazinin yaptığı gibi, hatta daha da kötüsü.

İnsandan özgürlük ruhunu ve yaratma iradesini tek seferde, tamamen ortadan kaldırarak, onu bir grup kötü adama manevi bir köle ve fiziksel bir uşak yapmak amacıyla, bu ruhu kırmaya çalıştılar. Devrilen tahtın yerine yerleştiler ve kitleleri dize getirmek, kendilerine karşı çıkanları ortadan kaldırmak için katillerini kitlelerin üzerine saldırtmaktan çekinmediler.

Halk, Rusya’daki sosyalist iktidarın zincirlerinin ağırlığı altında inliyor. Başka ülkelerde de burjuvazinin boyunduruğu altında hatta burjuvaziyle işbirliği yapan sosyalistlerin boyunduruğu altında inliyor. Her yerde bireysel veya kolektif olarak halk, devlet iktidarının otoritesi, onun siyasi ve ekonomik saldırıları altında inliyor.

Herhangi bir çıkar gütmeden halkın acılarını paylaşan çok az insan vardır. Ve eski veya yeni cellatlar, onların halkla bütünleşmesini engellemek için çok etkili araçlara sahiptir. Yaşam, özgürlük ve mutluluk haklarını savunmak için yanıp tutuşan insan, yaratıcı kararlılığını şiddet girdabına girerek ortaya koymaya çalışır.

Kavgasının belirsiz sonu geldiğinde, ilmiği celladın boynuna doladığı anda göstereceği cesaret, celladının titreyerek önünde eğilmesini sağlayacaktır. Ama ne yazık ki insan celladının hayatı boyunca yaptığını yapacağı anda gözlerini kapatmayı çok sık tercih eder.
Kendi özgürlüğünün ve komşusunun özgürlüğünün yaşam kadar dokunulmaz olduğuna, yalnızca baskı zincirlerinden başarılı bir şekilde kurtulan ve insanlığa karşı işlenen tüm suçları gören biri ikna olabilir. Özgürlüğünü kazanmaya ve savunmaya, her sömürücü ve her celladın kökünü kazımaya hazırsa ve burjuva iktidarının yerini almayı hedeflemiyorsa, o zaman çağdaş toplumun kötülüğüne karşı mücadele edebilir.

Onu devrimci anarşist yapan, sosyalist, komünist, bolşevik veya eşit derecede baskıcı başka herhangi bir güçle değil, bireysel sorumluluk temelinde örgütlenmiş ve herkes için gerçek bir özgürlük ve toplumsal adaleti garanti eden, gerçekten özgür bir topluma ulaşmayı amaçlamasıdır. Devrimci anarşist, katil devletin karşısında korkmadan durabilir:

“Hayır, öyle olması gerekmiyor! Ezilenler, isyan edin! Tüm devlet gücüne karşı ayağa kalkın! Burjuvazinin iktidarını yıkın ve onun yerine sosyalistlerin ve bolşeviklerin iktidarını koymayın. Tüm devlet gücünü ortadan kaldırın ve destekleyicilerini kovun, çünkü onlardan asla size dost olmaz.”

Devletçi sosyalistlerin veya komünistlerin iktidarı, en az burjuvazininki kadar tehlikelidir. Hatta deneylerini insanların kanlarıyla ve yaşamlarıyla yaptıklarında onlardan çok daha tehlikeli olabilirler. Bu noktada, gizlice burjuva iktidarının öncüllerine dönmeleri uzun sürmüyor ve her iktidar gibi yalan söylüyor ve aldatıyor ve en kötü yola başvurmaktan az çekinmiyorlar.

Komünizm fikri onlar için gereksiz hale geliyor ve artık onlardan yararlanamıyor, onun yerine iktidara tutunmasına yardımcı olabilecek her türlü şeyden medet umuyorlar.

Savaşmak için burjuvaziye ve devlet sosyalistlerine bırakılan herhangi bir siyasi devrim -özellikle Şubat ve Ekim 1917 Rus devrimleri- az önce söylediklerimin iyi bir örneğidir. Rus İmparatorluğu’nu deviren emekçi kitleler, sonuç olarak, kendilerini siyasi olarak yarı özgürleşmiş hissettiler ve kurtuluşlarını tamamlamaya çalıştılar.

Büyük toprak sahiplerinden ve din adamlarından alınan tüm toprakları, başka birinin emeğini sömürmeden üretenlere devretmeye başladılar. Şehirlerde de, fabrikalar, atölyeler, matbaalar ve diğer üretim yerleri oralarda çalışan işçilerin eline geçti. Kasaba ve kır arasında kardeşlik ilişkileri kurmak için tasarlanan bu sağlıklı ve coşkulu çabalara giren emekçiler, Kiev, Harkov ve Petrograd’da yeni hükümetlerin kurulduğunu fark etmediler.
Halk, sınıf örgütleri aracılığıyla müdahale olmaksızın gelişirken, toplumun tüm parazitlerini ve birilerinin diğerleri üzerinde uyguladığı tüm iktidarı ortadan kaldırmayı amaçlayan yeni, özgür bir toplumun temellerini atmayı arzuluyordu.

Bu yaklaşım açıkça Ukrayna’da, Urallarda ve Sibirya’da ilerleme kaydetti. Tiflis, Kiev, Petrograd ve Moskova’da, can çekişen yetkililerin tam kalbinde, benzer bir eğilim su yüzüne çıktı.

Bununla birlikte, her zaman ve her yerde, devlet sosyalistleri, kiralık katillerinin yanı sıra çok sayıda destekçiye de sahipti ve hala sahip. Bu destekçiler arasında, ne yazık ki çok sayıda işçi de var. Bolşevikler, bu paralı katiller tarafından kışkırtılarak, halkın bu çabalarını o kadar korkunç bir şekilde cezalandırdılar ki, Ortaçağ Engizisyonu bile onları kıskanabilirdi! Kendimize gelince, tüm devlet iktidarının doğasını bilerek bolşevik liderlere şunları söyledik:

Yazıklar olsun size! Burjuvazinin ezilenlere karşı gaddarlığı hakkında çok şey yazdınız ve konuştunuz. Kurtuluşları için mücadele eden emekçilerin devrimci saflığını ve bağlılığını savunmakta çok gayretli davrandınız. Ve şimdi iktidara geldiğinize göre, ya burjuvazinin aynı korkak uşakları oldunuz ya da kendi başınıza burjuvazi oldunuz. Yöntemleriniz ise burjuvazinin bile hayretler içinde kaldığı ve sizinle dalga geçtiği uç noktalara kadar uzanıyor.

Üstelik, son yıllarda bolşevik deneyimlerden hareketle burjuvazi; devlet sosyalizminin “bilimsel” kuruntusunun, burjuvazinin yöntemleri ve aslında burjuvazinin kendisi olmadan ayakta kalamayacağını anladı. Sosyalist sistemde, emekçi nüfusun büyük çoğunluğuna yönelik sömürünün ve örgütlü şiddetin, sefaleti ve asalaklığı ortadan kaldırmak için hiçbir şey yapmadığını, aslında sömürünün yalnızca isim değiştirdiğini ve iki katına çıktığını fark etti.

Ve gerçekler bize bunu gösteriyor. Bolşeviklerin açgözlüce halkın tüm devrimci kazanımlarını tekellerine almak için polisleri, mahkemeleri, hapishaneleri ve hepsi devrime karşı konuşlanmış gardiyan orduları yeterlidir.

Kızıl ordu, zorla asker alımına devam ediyor! Eski rütbeli yapısını, bu rütbeleri farklı şekilde isimlendirerek, hatta daha hesap vermez ve baskıcı bir hale getirerek sürdürüyor.

Liberalizm, sosyalizm ve devlet komünizmi, aynı ailenin üç koludur; insanlık için uygun bir toplumsal ideale dayanan yeni, sağlıklı, özgün bir ilkenin özgürlük ve bağımsızlık yönünde büyümesini engellemek amacıyla, insan üzerindeki güçlerini kullanırlar.

Bir devrimci anarşist, ezilenleri isyana teşvik eder. Ayaklan, içindeki ve üzerindeki tüm iktidarın kökünü kurut ve başkalarının üzerinde iktidar kurma. İnsan toplumunda iktidar, hiçbir zaman gerçekten kendi emeğiyle ve ahlaklı bir varoluşla yaşamamış kişiler tarafından savunulur.

Devletin otoritesi hiçbir topluma zevk ve mutluluk getirmeyecek, hiçbir toplumu tatmin etmeyecektir. Bu tür bir otorite, asalaklar tarafından, insanın hayatında yararlı ve iyi olan her şeyi emekleriyle üretenlere karşı canice yağmalamak ve şiddet uygulamak amacıyla yaratılmıştır.

Bu iktidar ister burjuva, ister sosyalist, ister bolşevik, isterse de işçi-köylü olsun, en sonunda hepsi kaçınılmaz olarak sağlıklı ve mutlu bir bireye olduğu kadar topluma da zarar verir.

Bütün devletlerin iktidarlarının doğası her yerde aynıdır: bireyin özgürlüğünü ortadan kaldırarak ona kirli işlerini yaptırmadan önce, onu ruhen ve bedenen bir köleye çevirir. Zararsız iktidar diye bir şey yoktur.

Ey ezilen kardeşim, içindeki tüm iktidarı def et hiçbir iktidarın kurulmasına izin verme!

Bir bireyin veya bir grubun gerçekten sağlıklı, neşeli yaşamı; onu yapay yapılara, yazılı yasalara dahil etmeye çalışan programların ve otoritenin yardımıyla oluşturulamaz. Hayır, söz konusu yaşam sadece bireysel özgürlük ve onun bağımsız yaratıcı çabası temelinde, yıkma ve yaratma eylemlerinde ilerleme kaydederek inşa edilebilir.

Her bireyin özgürlüğü, ilk olarak özgürlükçü bir toplumun kuruluşunda yatar. İkincil olarak bu özgürlük, ademi merkeziyetçilik ve ortak bir hedef olan özgürlükçü komünizmin gerçekleştirilmesi yoluyla bütünlüğe ulaşır.

Özgürlükçü komünist bir toplumu ne zaman düşünsek, onu insan ilişkileriyle uyumlu, görkemli bir toplum olarak görürüz. Esas olarak, herkes için eşit bir sosyal adalet ölçüsünü garanti eden federasyonlar ve konfederasyonlarda bir araya gelen özgür bireylere bağlıdır.

Özgürlükçü komünizm, köklerini insanın özgür yaşamından alan, toplumun kastlara ve sınıflara bölünmesini engelleyerek ilerlemesini ve mükemmelleşmesini amaçlayan, tüm adaletsizliklerin ve kötülüklerin ortadan kaldırılmasına dayanan bir toplumdur.

Özgürlükçü toplumun hedefi; emek, kararlılık ve zeka yoluyla herkesin hayatını daha güzel ve daha parlak hale getirmektir. Doğayla tam bir uyum içinde olan özgürlükçü komünizm, sonuç olarak, tamamen bağımsız, yaratıcı ve özgür insan yaşamı üzerine kuruludur. Bu nedenle bu toplumu var edenler, özgür ve ışıltılı varlıkların hayatlarını yaşıyor gibi görünmektedir.

Emek, evrensel kardeşlik, yaşam sevgisi, güzelliğin özgürce yaratılması tutkusu, tüm bu değerler özgürlükçü komünistlerin yaşamını ve eylemini canlandırır. Devletçi sosyalistlerin bu kadar çok sayıda çalıştırdıkları hapishanelere, cellatlara, casuslara ve provokatörlere ihtiyaç yoktur. Prensip olarak özgürlükçü komünistlerin, en önemli örneği ve en büyük şefi son tahlilde devlet olan kiralık haydutlara ve katillere ihtiyaçları yoktur.

Ezilen kardeşim! Düşünce ve örgütlü eylem yoluyla kendinizi o toplumun kurulmasına hazırlayın. Bunun dışında, kuruluşunuzun toplumsal faaliyetlerinde sağlam ve tutarlı olması gerektiğini unutmayın. Kurtuluşunuzun yeminli düşmanı devlettir: Devlet, en iyi, şu beş klişenin birleşiminde somutlaşır: mülk sahibi, asker, yargıç, rahip ve hepsine hizmet eden entelektüel.

Çoğu durumda, bunların üçüncüsü insanlığı cezalandırıyor ve insan yaşamını bireysel ve toplumsal yönü ile belirliyor. Bunu yaparken de tutucu katiplerin suçlarının dışavurumu olan tarihsel ve hukuksal yasaları sistemleştirmek adına, doğal yasaların anlamını çarpıtarak dört efendisinin yetkilerini “meşrulaştırmayı” kendine görev ediniyor.

Düşman çok güçlüdür çünkü yüzyıllardan beri varlığını yağma ve şiddet sayesinde devam ettirme tecrübesine sahiptir. İç krizlerin üstesinden gelmiştir fakat insanı asırlık uykularından uyandıran yeni bir bilimin ortaya çıkmasıyla yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. Ve şimdi yeni bir yüze bürünmeye çalışıyor.

Bu yeni bilim -büyücü çıraklarının bu “beş” birliğinin engellerine rağmen- insanı önyargılarından kurtarır, kendisini ve hayattaki gerçek yerini keşfetmesi için onu donatır.

Dolayısıyla, ezilen kardeşim, düşmanımızın yeni yüzü, örneğin devletin bilgili reformcularının odalarından çıkan her şeyde görülebilir. Böyle bir başkalaşımın tipik bir örneğini ilk elden tanık olduğumuz devrimlerde gördük. İlk başta, düşmanımız olan devletin “beşli” birliği, yeryüzünden tamamen yok olmuş gibi görünüyordu.

Gerçekte, düşmanımız sadece kılık değiştirdi ve bize karşı suç teşkil eden yeni müttefikler buldu. Bolşeviklerin Rusya’daki, Ukrayna’daki, Gürcistan’daki ve birçok Orta Asya halkı arasındaki örneği bu açıdan çok öğretici. Bu, kurtuluşu için savaşan insanlık tarafından asla unutulmayacak bir derstir, çünkü kabus gibi bir suçluluk onun içine işleyecektir.

Ezilenlerin, kendisini çevreleyen kötülüğe karşı mücadelesinde elde edebileceği tek ve en emin yol, insan evriminde derin ve ileri bir kırılma olan toplumsal devrimdir.

Toplumsal devrim kendiliğinden gelişse de örgüt onun yolunu açar, karşısına dikilen setler arasındaki gediklerin görülmesini kolaylaştırır ve devrimin gelişini hızlandırır. Devrimci anarşist, bu çizgide, şimdi şu anda harıl harıl çalışmalıdır.

Her ezilen, boyunduruğun kendisini aşağı çektiğinin farkına varmalı ve bu rezilliğin insanların hayatını ezip geçtiğini anlayarak anarşistin yardımına koşmalıdır. Her insan sorumluluğunun bilincinde olmalı ve insanlığın özgürce nefes alabilmesi için “beşler” birliğindeki tüm cellatları ve parazitleri toplumdan atmalıdır.

Her insan ve her şeyden önce -özgürlük, dayanışma ve eşitlik ideali için mücadeleye ön ayak olan- devrimci anarşist, toplumsal devrimin, eğer yaratıcı bir şekilde gelişecekse, yeterli araçlara ve örgütsel kaynaklara ihtiyaç duyduğunu akılda tutmalıdır.

Özellikle de, kendiliğinden olan bir isyanda; köleliğin köklerinden koparılıp özgürlüğün ekildiği, her insanın özgür ve sınırsız gelişme hakkının gerçekleştiği aşamada. Bu, bireylerin ve kitlelerin kendi içlerindeki ve çevresindeki özgürlüğü canlandırarak toplumsal devrimin kazanımları doğrultusunda hareket etme cesaretini gösterecekleri ve devrimin bu tür örgütsel kaynaklara en çok ihtiyaç duyacağı zamandır.

Örneğin, devrimci anarşistler Rus devriminde olağanüstü bir rol oynadılar, ancak gerekli eylem araçlarına sahip olmadıkları için tarihsel misyonlarını tam olarak yerine getiremediler.

Üstelik bu devrim bize şu gerçeği de gösterdi: halk kitlelerinin kölelik bağlarından kurtulduktan sonra yenilerini yaratmaya hiç niyetleri kalmamıştır. Tam tersine; devrim zamanlarında halklar, yalnızca özgürlükçü içgüdülerine yanıt veren değil, aynı zamanda düşman saldırıya geçtiğinde kazanımlarını da savunabilen yeni özgür birlik biçimleri ararlar.

Bu sürecin işleyişini gözlemlerken, en verimli ve en değerli örgütlenmelerin, toplumsal kaynakları hayatın kendisi tarafından yaratılan komünlerden, yani özgür sovyetlerden başka bir şey olamayacağı sonucuna defalarca vardık. Aynı inanca dayanarak, devrimci anarşist büyük bir özveriyle harekete geçiyor ve ezilenleri özgür örgütlenmeler için mücadeleye katılmaya teşvik ediyor.

O, yalnızca temel yaratıcı örgütsel ilkelerin gösterilmesi gerektiğine değil, aynı zamanda yeni yaşam tarzını düşman güçlere karşı savunmak için gerekli araçlarla donatmaya da ihtiyaç olduğuna inanıyor. Bunun en sıkı şekilde takip edilmesi ve halk tarafından bizzat ve derhal desteklenmesi gerektiğini, pratik göstermiştir.

İçlerinde doğuştan var olan anarşizm dürtüsüyle halklar, devrimi gerçekleştirme yolunda özgür örgütlenmeler ararlar. Özgür meclisler her zaman en iyisidir. Devrimci anarşist, bunu ellerinden geldiğince gerçekleştirmelerine yardım etmelidir. Örneğin, komünlerin özgür birliğinin ekonomik sorunu, özgür sovyetlerin destek sağlayacağı üretim ve tüketici kooperatiflerinin yaratılmasında tam ifadesini bulmalıdır.

Devrim dışa doğru dalga dalga yayılırken, özgür sovyetler sayesinde, ezilenler toplumsal mirasın tümüne (toprak, ormanlar, atölyeler, fabrikalar, demiryolları ve deniz taşımacılığı) el koyacaktır. Daha sonra çıkarlar, yakınlıklar veya ortak bir ideal temelinde bir araya gelerek, toplumsal yaşamlarını ihtiyaç ve isteklerine göre çok çeşitli hatlar üzerinde yeniden inşa edecekler.

Bunun zorlu bir mücadele olacağını söylemeye gerek yok. Çok sayıda cana mal olacak. Çünkü özgür insanlığı son bir kez eski dünyayla karşı karşıya getirecek. Tereddüt veya duygusallığa yer olmayacak. Bir ölüm kalım mücadelesi olacak! Her halükarda, kendi haklarına ve insanlığın haklarına önem veren herhangi biri, şu anda olmak zorunda olduğu gibi bir bir köle olarak kalmak istemiyorsa, bunu böyle düşünmelidir.

Sağlıklı akıl yürütme ve kendini ve başkalarını sevmesi yaşamda üstünlük kazandığında, insan kendi varlığının gerçek yaratıcısı olacaktır.

Örgütlen ezilen kardeşim! Tarladan ve atölyeden, okuldan ve üniversite sıralarından bütün insanları çağır. Alimleri ve entelektüelleri de unutmadan, o odasının ötesine geçmeyi göze alsın ve ürkütücü yolunuz boyunca size yardım etsin. Bunlardan çoğunun çağrınıza cevap vermeyebileceği ya da cevap verse bile gözünüzü boyamak niyetiyle bunu yapacakları doğrudur. Çünkü unutmayın ki onlar “beşler” birliğinin sadık kullarıdır.

Öyle olsa bile, her on kişiden biri arkadaşlığını kanıtlayacak ve diğer dokuzunun hilekarlığını boşa çıkarmaya yardım edecek. Fiziksel şiddet, yani yönetenlerin ve yasama yapanların kaba kuvveti söz konusu olduğunda, kendi şiddetinizle bunun üstesinden geleceksiniz.

Örgütleyin, tüm kardeşlerinizi harekete katılmaya çağırın ve yönetenlerin, kendi iradeleriyle, insan yaşamını düzenlemeye yönelik korkakça mesleklerini bırakmalarında ısrar edin. Reddederlerse ayaklanın, polislerini, milislerini ve “beşler” birliğinin diğer bekçi köpeklerini silahsızlandırın.

Tüm yöneticileri gerektiğince tutuklayın, yasalarını parçalayın ve yakın! Cellatları yok ettikten ve tüm devlet gücünü ortadan kaldırdıktan sonra hapishaneleri yıkın!

Pek çok ücretli katil ve suikastçi orduda, ama zorla askere çağrılan arkadaşlarınız da orada. Onları yanınıza çağırın, yardımınıza gelecekler ve paralı askerleri etkisiz hale getirmenize yardım edecekler.

Kardeşlerim, hepimiz bir kez büyük bir ailede bir araya geldikten sonra aydınlanma ve bilgi yolunda birlikte yürüyeceğiz, gölgeleri geride bırakacağız ve insanlığın ortak idealine, yani özgür ve kardeşçe bir yaşama, kimsenin artık köle olmayacağı ve kimse tarafından ezilmeyeceği bir topluma doğru adım atacağız.

Düşmanlarımızın zalimce şiddetine, isyancı devrimci ordumuzun yoğun gücüyle cevap vereceğiz. Tutarsızlığa ve keyfiliğe, bireysel sorumluluk temelinde, herkes için özgürlüğün ve sosyal adaletin gerçek garantörü olarak ve yeni yaşamımızı adalet temeli üzerine kurarak cevap vereceğiz.

Özgürlük yolunda yalnızca “beşler” birliğinin kana susamış suçluları bize katılmayı reddedecekler. Ayrıcalıklarını korumak için bize karşı çıkmaya çalışacaklar. Böylece kendi ölüm fermanlarını imzalayacaklar.

Yaşasın anarşist toplum için mücadeleye duyulan temiz ve sağlam inanç.

*Uyanış Dergisi (Пробуждение) 18. Sayı, Ocak 1932, sayfa 57-63 ve 19-20. Sayı, Şubat-Mart 1932, sayfa 16-20.

]]>
https://karala.org/dergi/nestor-mahno-devrimci-anarsistin-abcsi-ceviri-nisa-durdu/feed/ 1 1442
Devrim Kimin Çıkarlarını Savunur – İsmail Arıkan https://karala.org/dergi/devrim-kimin-cikarlarini-savunur-ismail-arikan/ https://karala.org/dergi/devrim-kimin-cikarlarini-savunur-ismail-arikan/#respond Wed, 02 Feb 2022 16:46:57 +0000 https://karala.org/?p=1187 1918, Ukrayna… Onlarca yıllık özgürlük mücadelesinin ardından Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesinin sonrasında Brest Litovsk Antlaşması imzalandı. Antlaşma gereği Ukrayna’da Nisan ayı itibariyle Almanya-Avusturya işgal güçlerinin denetimindeki Skoropadsky Hetmanlığı kuruldu. 1917 Ekim sonrasında da devrim için mücadele etmeye devam eden anarşistler, Brest Litovsk’la Ukrayna işçi ve köylülerine dayatılan teslimiyeti kabul etmeyerek Almanya ve Avusturya devletlerinin işgalini Aralık 1918’de kırdı.

1921’e kadar Skoropadsky Hetmanlığı ve Petlyuravşçina’dan, Beyaz Ordu generalleri Denikin ve Wrangel’e kadar tüm iktidarlarla savaşan Ukrayna Anarşist Hareketi Mahnovşçina, tüm bunların yanında Bolşeviklerle de mücadele etti. Beyaz Ordu’ya karşı Mahnovşçina ile iki kez anlaşma yapan Kızıl Ordu, her seferinde anlaşmayı bozarak Ukrayna işçi ve köylülerini katliamdan geçirdi.

Bu yazıda, bölgeye Skoropadsky, Petlyura ve Denikin’in ordularının Mahnovşçina tarafından yenilgiye uğratılması sonrasında gelebilen Bolşeviklerin, Ukrayna işçi ve köylülerine ve anarşist devrime yönelik ilk saldırısına ilişkin bir belgeyi paylaşacağız.

Ukrayna’da ezilenler, bölgeyi Brest Litovsk’la Almanya ve Avusturya işgalcilerine bırakanların Bolşevikler olduğunun farkındaydı. Üstelik Bolşeviklerin devletsiz toplum (komünizm) için proletarya diktatörlüğü propagandası zaten devletsiz bir yaşam süren ezilenler için hiçbir anlam ifade etmiyordu. Bu sebeple Bolşeviklerin anarşistlerle ideolojik mücadele şansı yoktu, bölgede ideolojik olarak hiçbir zaman ciddi bir varlık kazanamadılar. Bolşevikler için askeri mücadeleden başka seçenek kalmıyordu.

10 Nisan 1919’da Ukrayna işçi ve köylülerinden oluşan Devrimci Askeri Konsey’in 3. bölge kongresi Gulya-Polye’de toplanmıştı. Kongreye yaklaşık 2 milyon işçi ve köylüyü temsilen 72 delege katılmıştı. Toplantının sonuna doğru, Kızıl Ordu tümen komutanı Dibenko’dan kongreyi yasa dışı ve karşı devrimci ilan eden bir telgraf geldi. Anarşist devrime Bolşeviklerden gelen ilk doğrudan saldırıydı bu. İlerleyen günlerde Bolşevikler Nestor Mahno’ya bir suikast girişiminde bulunacak, devamında Beyaz Ordu generali Denikin’in güneyden başlayan taarruzu karşısında bölgeyi terk edeceklerdi. Anarşistler Haziran 1919 itibariyle güneyden gelen Beyaz Ordu tehlikesiyle çarpışırken, aynı dönemde kuzeye kaçan Kızıl Ordu’nun komutanı Lev Troçki de taarruz emri verecek, İsyan Ordusu aynı anda güneyde Beyaz, kuzeyde Kızıl Ordu’yla savaşmaya başlayacaktı. Gulya-Polye Devrimci Askeri Konseyi’nin Kızıl Ordu’nun kongreyi yasaklamasının üzerine yazdığı cevap, tarihten bugüne ezilenlerin özgürlük mücadelesinin büyük bir deneyimini içinde taşıyor ve soruyor:

“Düşünün! Siz, bir tek kişi olarak, nasırlı elleriyle boynundaki tutsaklık zincirini parçalayan ve şu anda da kendi iradesi doğrultusunda yaşamını kurmaya çalışan bir milyonluk bir emekçi işçi nüfusunu karşı devrimci ilan etme hakkına sahip misiniz? Devrim kimin çıkarlarını savunur? Partinin çıkarlarını mı, yoksa kendi kanlarıyla devrimi gerçekleştiren halkın çıkarlarını mı?”

Dibenko’nun ilgili telgrafına da yer veren, Gulya-Polye Devrimci Askeri Konseyi’nin kongrenin karşı devrimci ilan edilmesine verdiği cevabı olduğu gibi yayınlıyoruz:

Karşı Devrimci mi?

“Yoldaş” Dibenko, 10 Nisan’da Gulya-Polye’de toplanan kongreyi karşı devrimci, örgütleyicilerini ise yasa dışı ilan etmektedir. Ona kalırsa, bu kişilere karşı en ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Telgrafını aynen aktarıyoruz:

“Novoalekseyevka, No. 283, 10 Nisan, 14:45.

Aleksandrovsk Tümeni Genel Kurmayı Yoldaş Batko Mahno’ya teslim edilecek. Bir kopyası Yoldaş Mahno’ya ulaştırılmak üzere Volnovaha, Mariupol’a; bir kopyası da Gulya-Polye sovyetine teslim edilecek:

Devrimci Askeri Genelkurmayı adına çağrısı yapılacak tüm kongreler, şu anda emrimle feshedilen bu kongre gibi, açıkça karşı devrimci olarak değerlendirilecek ve kongre örgütleyicileri yasa dışı ilan edildiklerinden, en ağır baskı tedbirlerine maruz kalacaklardır. Böylesi önlemlere gerek kalmaması için gerekli adımların atılmasını emrediyorum. İmza: Dibenko”

Bu kongrenin karşı devrimci olduğunu bildirmeden önce “Yoldaş” Dibenko, kongrenin kimler tarafından ve ne amaçla toplandığını araştırma zahmetine bile katlanmamıştır. Bundan dolayıdır ki, kongre Devrimci Askeri Konsey Yürütme Komitesi tarafından düzenlendiği halde, “Yoldaş” Dibenko kongrenin, daha önce feshedilmiş olan Gulya-Polye Devrimci Kurmayı tarafından düzenlendiğini söylemektedir. Sonuç olarak, Askeri Konsey üyeleri, kongre çağrısı yapmakla, yasa dışı bir iş yaptıklarını ve kongrenin “Yoldaş’’ Dibenko tarafından karşı devrimci ilan edildiğini bilmemektedirler. Öyleyse, bırakın da sizce karşı devrimci olan bu kongrenin kimler tarafından ve ne amaçla toplandığını “Sayın Ekselanslarına” açıklayalım. Belki o zaman ifade ettiğiniz kadar kötü bir girişim olmadığı anlaşılır.

Yukarıda da belirtildiği gibi, kongre çağrısı Gulya-Polye bölgesi Devrimci Askeri Konsey Yürütme Komitesi tarafından 10 Nisan’da Gulya-Polye’de yapıldı. Bu, Devrimci Askeri Konsey’in gelecekteki özgür yönetim biçimini belirlemek üzere Gulya-Polye bölgesinde yapılan Bölgesel Gulya-Polye kongrelerinin üçüncüsüdür. (Görüyorsunuz ki, “Yoldaş” Dibenko, bu karşı devrimci kongreler tam üç kez toplandı.) Aklımıza bir soru geliyor, Devrimci Askeri Konsey nereden çıktı, hangi amaçla oluşturuldu? Eğer siz bunu hâlâ bilmiyorsanız “Yoldaş” Dibenko, biz size söyleyelim.

Bölgesel Devrimci Askeri Konsey, bu yıl 12 Şubat’ta Gulya-Polye’de gerçekleştirilen İkinci Kongre’de alınan bir karar üzerine -yani oldukça uzun zaman önce, henüz siz burada bile değilken- oluşturuldu. Konsey, Kadetler tarafından sarılan bölgede, savaşçıları ve ilk gönüllülerden oluşan devrimci müfrezeleri örgütlemek ve gönüllü seferberlik girişimlerini geliştirmek amacıyla oluşturuldu. O zamanlar, bölgemizde Sovyet askeri birlikleri yoktu. Daha da önemlisi, bölge savunmasının kendi görevi olduğunu düşünen halk, onların müdahalesine pek de bel bağlamıyordu. Devrimci Askeri Konsey bu amaçla yaratıldı. İkinci Kongre’nin kararlarına müteakip, bu konseye her bölgeden bir delege katıldı. Konseyi, her biri Yekaterinoslav ve Tauride eyaletlerinin bir bölgesini temsil eden toplam 32 delege oluşturdu. İleride Devrimci Askeri Konsey hakkında daha ayrıntılı bilgi vereceğiz. Ama önce şu sorular var: İkinci bölgesel kongre nasıl ortaya çıktı? Kongre çağrısını kimler yapmıştı? Kongre, yetkisini kimden almıştı? Kongreyi örgütleyen kişiler yasa dışı mıydı, değil miydi, neden?

Gulya-Polye’deki İkinci Kongre, Birinci Kongre’de seçilen beş kişi tarafından örgütlenmişti. İkinci Kongre 12 Şubat’ta düzenlenmiş ve “tüm şaşkınlığımıza rağmen”, düzenleyicileri yasa dışı ilan edilmemişti. Çünkü, sizin de bildiğiniz gibi, halkın kendi kanlarıyla kazandığı hakları elinden almaya cüret edebilecek kahramanlar o zamanlar burada değildi. Bu durumda akla başka sorular geliyor: Birinci bölge kongresi nasıl ortaya çıktı, kimler tarafından düzenlendi? Kongreyi düzenleyenler yasa dışı ilan edildiler mi? Edilmedilerse, neden edilmediler? Öyle görünüyor ki “Yoldaş” Dibenko, Ukrayna’daki devrimci harekette henüz yenisiniz. O nedenle size ilk başlarda neler olduğunu anlatmamız gerekiyor. Evet bunu yapacağız, gerçekleri öğrendikten sonra yaklaşımınız belki biraz değişir.

İlk bölgesel devrimci kongre 23 Ocak’ta, Bolşaya Mihailovka’daki devrimci karargahta gerçekleşti. Kongreye Denikin’e karşı kurulmuş olan cephenin yakınındaki bölgelerden gelen delegeler katılmıştı. O zamanlar Sovyet askeri birlikleri buralardan çok ama çok uzaklardaydılar. Bir yanımızda Denikin’in kuvvetleri, diğer yanımızda da Petlyuristler vardı; bölgemiz tüm dünyadan soyutlanmıştı. O zamanlar sadece, Batko Mahno ve Shchus’un başında olduğu isyancı müfrezeler vardı ve bu müfrezeler sürekli Petlyurist ve Beyaz Ordulara karşı akınlar düzenliyorlardı. O sıralar, farklı köy ve kentlere yayılan örgütlerin ve toplumsal kurumların isimleri ille de aynı olmuyordu. Bir kasabada Sovyet vardı, bir diğerinde Halk Yönetimi, üçüncü bir tanesinde Devrimci Askeri Kurmay, bir dördüncüsünde Eyalet Yönetimi vb. Ancak hepsinde ortak bir devrimci ruh vardı. Birinci Kongre, cepheyi güçlendirmek ve tüm bölgede organik ve eylemsel bir birlik yaratmak için düzenlenmişti.

Kongre için hiç kimse çağrıda bulunmamıştı; her şey halkın kendi isteği ve onayıyla gerçekleşti. Bu kongrede, zorunlu seferberlikle Petlyurist Ordu’ya katılan kardeşlerimizin kurtarılması için bir öneri ortaya atıldı. Bu amaçla, beş kişiden oluşan bir heyet seçildi. Bu kişiler, gerektiğinde Batko Mahno’nun partizanları ve diğer partizanlarla bağlantılı olarak, Ukrayna Yönetimi’nin (Petlyura’nın) ordusuna girip, oradaki kardeşlerimize kandırıldıklarını ve bu orduyu terk etmeleri gerektiğini anlatmakla görevlendirildiler. Buna ek olarak, bu heyete, geri döndükten sonra, karşı devrimci çeteler tarafından dört bir yana dağıtılmış olan bölge halkını toparlamak ve böylece daha güçlü bir savunma cephesi yaratmak amacıyla, daha geniş olacak ikinci bir kongre çağrısı yapma talimatı verilmişti. Bu nedenle, görevini tamamlayarak dönen heyet, herhangi bir parti, otorite veya kanundan direktif almaksızın İkinci Kongre’yi topladı. Siz, “Yoldaş” Dibenko ve diğer kanun sevdalıları, sizler o zamanlar çok ama çok uzaklardaydınız ve isyancı hareketin kahraman önderleri, kendi elleriyle tutsaklığın zincirlerini kırmış olan halkın üzerinde iktidar kurmak istemedikleri için, ne kongre karşı devrimci ilan edilmiş ne de kongreyi örgütleyenler yasa dışı ilan edilmişti. Gelelim Bölgesel Konsey’e. Bolşevikler, Gulya-Polye bölgesinde Devrimci Askeri Konsey yaratıldığı sıralarda ortaya çıktı. Bolşevik yetkililer ortaya çıktığında, İkinci Kongre’de alınan kararlar doğrultusunda hareket eden Bölgesel Konsey çalışmalarını durdurmadı. Bölgesel Konsey’in, kongrenin kararlarını hayata geçirmesi gerekiyordu. Konsey yönetme değil, yürütme organıydı. Dolayısıyla, en iyi şekilde çalışmalarına devam etti ve devrimci çizgisinden hiçbir zaman ayrılmadı. Bolşevik yetkilileri, yavaş yavaş Devrimci Askeri Konsey’in çalışmalarının önüne engeller dikmeye başladı. Bolşevik hükümete bağlı komiserler ve diğer memurlar konseye karşı devrimci bir örgüt gibi davranmaya başladılar.

Bunun üzerine konsey üyeleri, konseyin geleceğini belirlemek ya da kongre gerek görürse, konseyi tasfiye etmek için 10 Nisan’da Gulya-Polye bölgesinde üçüncü bir kongre toplamaya karar verdi. Ve bu kongre gerçekleştirildi. Kongreye katılanlar karşı devrimci değil, tam tersine, ayaklanmanın ve toplumsal devrimin bayrağını herkesten önce yükseltmiş olan insanlardı. Bu kişiler, bölge üzerinde baskı kuran tüm odaklara karşı verilecek genel kavgayı koordine etmek amacıyla kongrede bir araya geldiler. Kongreye, 72 bölgenin -ve aynı zamanda birçok isyancı birimin- temsilcileri katılmıştı. Hepsi de Devrimci Askeri Konsey’in gerekli olduğuna karar verdi; hatta Yürütme Komitesi’ni genişleterek, komiteye, bölgede gönüllü ve eşitlikçi bir seferberlik gerçekleştirme talimatı verdiler. Bu kongre “ Yoldaş” Dibenko’nun, kongreyi “karşı devrimci” ilan eden telgrafı karşısında hayrete düşmüştür çünkü isyan bayrağını ilk önce bu bölge yükseltmiştir. Bundan dolayı, kongre bu telgrafı şiddetle protesto etmeye karar vermiştir.

Evet, tablo budur ve tüm bu anlatılanlar gözlerinizi açmalıdır “Yoldaş” Dibenko. Aklınızı başınıza devşirin! Düşünün! Siz, bir tek kişi olarak, nasırlı elleriyle boynundaki tutsaklık zincirini parçalayan ve şu anda da kendi iradesi doğrultusunda yaşamını kurmaya çalışan bir milyonluk bir emekçi işçi nüfusunu karşı devrimci ilan etme hakkına sahip misiniz?

Hayır! Eğer gerçek bir devrimciyseniz, zorbalara karşı verdiği kavgada ve özgür bir yaşamı kurmak üzere harcadığı çabada bu halkın yanında olmalısınız. Kendilerine devrimci diyen bir avuç insan, kendilerinden çok daha devrimci olan koskoca bir kitleyi yasa dışı ilan edecek kanunlar koyabilir mi? (Çünkü Konsey Yürütme Komitesi, bütün halk kitlelerini temsil ediyor.) Böylesi bir avuç kişinin ülkeye gelip, tüm yasa koyucuları ve yasaları alaşağı etmiş bir halka boyun eğdirecek şiddet yasaları yürürlüğe koymaları kabul edilebilir mi, buna izin verilebilir mi? Kendisini koruyucu olarak gören bir devrimciye, sırf devrimin kendilerine vaat ettiği güzel şeyleri, özgürlük ve eşitliği izni olmadan elde ettiler diye, koca bir devrimci kitleyi ağır şekilde cezalandırma hakkı tanıyan bir yasa olabilir mi? Zaferle elde ettikleri özgürlüğü ellerinden almaya kalkan bir devrimciye karşı, devrimci kitlenin herhangi bir şekilde sessiz kalması mümkün mü? Devrimin kanunları, yalnızca kendisine verilen görevleri yerine getirme doğrultusunda hareket ettiği için, devrimci kitlenin seçerek belli görevleri yüklemiş olduğu bir delegenin kurşuna dizilmesini emreder mi? Devrim kimin çıkarlarını savunur? Partinin çıkarlarını mı, yoksa kendi kanlarıyla devrimi gerçekleştiren halkın çıkarlarını mı?

Gulya-Polye Devrimci Askeri Konseyi kendisini her tür partiden gelecek etki ve baskının üzerinde tutuyor ve sadece kendisini seçen halkı tanıyor. Konseyin görevi, halkın verdiği talimatları yerine getirmek, ama sol sosyalist partilerin propaganda yapmasını da engellememektir. Dolayısıyla, eğer bir gün Bolşevik düşünceler işçiler arasında başarı kazanırsa, Devrimci Askeri Konsey -Bolşeviklere göre karşı devrimci olan bir örgüt- kaçınılmaz olarak “daha devrimci” ve daha Bolşevik bir örgütle yer değiştirecektir. Ancak, şu anda bize engel olmaya, bizi boğmaya çalışmayın.

Eğer siz ve sizin gibiler, “Yoldaş” Dibenko, daha önceki politikalarınıza devam ederseniz, bunun iyi ve vicdana sığar bir şey olduğunu düşünürseniz, hiç durmayın bu kirli işlere devam edin. Siz ve partiniz Kursk’ta tutunabilmişken, bölgesel kongreler örgütleyen herkesi yasa dışı ilan edin. Ukrayna toplumsal devriminde sizin izninizi beklemeden ve mektupla göndereceğiniz programa uymadan isyan bayrağını yükseltenleri karşı devrimci ilan edin. Ayrıca sizin karşı devrimci dediğiniz kongreye delege gönderenleri de yasa dışı ilan edin. Son olarak, sizin izniniz olmadan, emekçi halkın kurtuluşu için isyancı harekete katılmış olan tüm kayıp yoldaşları da yasa dışı ilan edin. Sizin izniniz alınmadan yapılacak bütün kongreleri sonsuza kadar yasa dışı ve karşı devrimci ilan edin, ancak bilin ki sonunda hakikat, iktidarı yenecektir. Tehditlerinize rağmen, konsey yükümlülüklerinden vazgeçmemiştir, çünkü buna hakkı yoktur, halkın haklarını gasp etmeye hakkı yoktur.

Gulya-Polye Devrimci Askeri Konseyi: Çernoknizinyi, Başkan
Kogan, Başkan Yardımcısı
Karabet, Sekreter
Koval, Petrenko, Doçenko ve diğer üyeler

Besleyici Okuma:

]]>
https://karala.org/dergi/devrim-kimin-cikarlarini-savunur-ismail-arikan/feed/ 0 1187
Mahnovşçina Kronoloji https://karala.org/dergi/mahnovscina-kronoloji/ https://karala.org/dergi/mahnovscina-kronoloji/#comments Wed, 02 Feb 2022 16:16:03 +0000 https://karala.org/?p=1182 25 OCAK 1918 – Petlyura güçleri (Amacı Rusya’dan ayrılmak olan, toprak sahipleri, kulaklar, liberal aydınlar tarafından desteklenen Ukrayna milliyetçisi burjuva hareketi), Kiev’de Ukrayna Ulusal Cumhuriyeti’ni kurdu.

3 MART 1918 – Ukrayna’yı Almanya ve Avusturya devletlerine teslim eden Brest Litovsk antlaşması imzalandı.

29 NİSAN 1918 – Almanya ve Avusturya Devletleri Ukrayna’yı işgale başladı. Petlyura’yı görevden alarak Skoropadsky Hetmanlığı’nı kurdu.

EKİM 1918 – Makhnovşçina, Skoropadksy Hetmanlığı’na karşı genel taarruz başlattı. Gulya Polye ve Ukrayna’nın güneyi özgürleştirildi. 

EKİM 1918 – Makhnovşçina kuzeye, Kiev ve Yekaterinoslav’a yöneldi. Yekaterinoslav’da Petlyura güçleri Makhnovşçina’ya Ukrayna’nın bağımsızlığı için antlaşma teklif etti. Makhnovşçina milliyetçi bir hareketle ancak savaşılacağını söyleyerek taarruz başlattı. Petlyura güçleri Yekaterinoslav’dan çıkarıldı.

ARALIK 1918 – Skoropadsky Hetmanlığı Makhnovşçina tarafından tamamen bölgeden çıkarıldı. Skoropadsky kaçtı. Gulya Polye Özgür Emekçi Komünleri ve Emekçilerin Özgür Sovyeti kuruldu.

OCAK 1919 – Beyaz Ordu generali Denikin’in ordularıyla ilk cephe hattı çekildi. Beyazlar güneyde Azak Denizi’ne kadar püskürtüldü. 

23 OCAK 1919 – Özgür bölgenin ilk kongresi yapıldı. Batıya çekilen Petlyura ve güneydeki Denikin’in saldırı hazırlıkları konuşuldu.

12 ŞUBAT 1919 – Özgür bölgenin ikinci kongresi yapıldı. 20 bin kişilik İsyan Ordusu’na katılmak üzere gönüllü seferberlik çağrısı yapıldı. Gulya Polye Devrimci Askeri Konseyi kuruldu. 

MART 1919 – Bolşevikler Makhnovşçina’ya Denikin’i yenilgiye uğratmak için Kızıl Ordu’ya katılmayı teklif etti. İsyan Ordusu’nun iç örgütlenmesini olduğu gibi koruması ve Denikin cephesinden başka bir yere yollanmaması koşuluyla askeri bir ittifak yapıldı. 

NİSAN 2019 – Ukrayna işçi ve köylülerinden oluşan Devrimci Askeri Konsey’in 3. bölge kongresi Gulya-Polye’de toplandı. Kongreye yaklaşık 2 milyon işçi ve köylüyü temsilen 72 delege katıldı. Toplantının sonuna doğru, Kızıl Ordu tümen komutanı Dibenko’dan kongreyi yasa dışı ve karşı devrimci ilan eden bir telgraf geldi. 

MAYIS 1919 – Bolşevikler Nestor Makhno’ya başarısız bir suikast girişiminde bulundu. 

MAYIS 1919 – Özgür bölgenin güneyinden Denikin’in büyük taarruzu başladı.

31 MAYIS 1919 – Devrimci Askeri Konsey Denikin’in taarruzu nedeniyle 15 Haziran için olağanüstü 4. kongre çağrısı yaptı. 

4 HAZİRAN 1919 – İsyan Ordusu güneyde Denikin’le çarpışırken Kızıl Ordu komutanı Troçki 4. kongreyi yasaklayan 1824 sayılı emrini verdi. Buna göre kongreyi düzenleyen, yayan ve katılacak olan herkes vatana ihanet cezasına çarptırılacaktı. Yüzlerce köylü infaz edildi. Komünler dağıtıldı.

TEMMUZ 1919 – Denikin güneyden ilerlemeye başladı. Yekaterinoslav ve Harkov Denikin’in eline geçti. Bölgede beyaz terör dönemi başladı. Bolşevikler karşı koymadan kuzeye çekildiler. Ukrayna’nın tümünde Bolşeviklerin silahlı gücü kalmadı. 

AĞUSTOS 1919 – İsyan Ordusu’nun batıya doğru yaklaşık 2 ay süren geri çekilmesi başladı. 

25 EYLÜL 1919 – İsyan Ordusu Kiev yakınlarındaki Uman kentinde Denikin birlikleri tarafından kuşatıldı.

26 EYLÜL 1919 – Peregonovka muharebesi başladı. Kuşatma yarıldı, İsyan Ordusu doğuya doğru tekrar taarruza geçti. 

EKİM 1919 – Büyük geri çekilmeyle Denikin’in ordularının eline geçen tüm bölgeler özgürleştirildi. Moskova seferini başlatan Denikin, İsyan Ordusu’nun taarruzu nedeniyle durmak zorunda kaldı. 

ARALIK 1919 – Bolşevikler bölgeyi özgürleştiren İsyan Ordusu’ndan Polonya cephesine gitmesini istediler. Bunun reddedilmesi üzerine, Denikin’den temizlenen Özgür Ukrayna’ya, Kızıl Ordu ikinci kez saldırmaya başladı. 

OCAK 1920 – Denikin’in Ukrayna’ya saldırısı sırasında geri çekilerek bölgedeki birliklerini Denikin’le savaşan İsyan Ordusu’na kaptıran Kızıl Ordu, bu taarruzda Çin ve Letonya alaylarını kullandı. 9 ay süren bu saldırılarda onbinlerce kişi katledildi. İsyan Ordusu mensupları, sempatizanları veya taraftarları, işgal edilen tüm köylerde kurşuna diziliyordu. Makhno’ya ve İsyan Ordusu’nun komutanlarına sayısız suikast düzenlendi. Gulya Polye, Aleksandrovsk ve Yekaterinoslav başta olmak üzere birçok bölge Bolşeviklerin eline geçti. İsyan Ordusu kıra çekildi. 

EYLÜL 1920 – Denikin’in yerine Beyaz Ordu’nun başına geçen Wrangel Ukrayna’ya saldırdı. Bolşevikler Yekaterinoslav’ı terk etmek zorunda kaldılar. Wrangel Aleksandrovsk, Gulya Polye, Berdyansk ve Sinelnikovo’yu hiçbir direnişle karşılaşmadan işgal etti.

EYLÜL 1920 – Kızıl Ordu o sırada Harkov’da üslenmiş olan Makhnovşçina’dan yardım istedi. İsyan Ordusu Wrangel’i 1 numaralı düşman olarak tanımlayarak ittifakı kabul etti.  Ukrayna Sovyet Hükümeti ile Ukrayna Devrimci İsyan Ordusu (Makhnovşçina) arasında askeri ve politik bir antlaşma imzalandı. 

EKİM 1920 – Wrangel güçlerine karşı taarruz başladı. Wrangel 3 hafta içinde bölgeden çıkarıldı, Kırım’a çekildi, kesin bir yenilgiye uğradı. 

KASIM 1920 – Wrangel tehlikesi geçtikten sonra Kızıl Ordu Gulya Polye’yi kuşattı. Kızıl Ordu’nun İsyan Ordusuna üçüncü ve son saldırısı başladı. 

AĞUSTOS 1921 – 1918 Mart’ından beri Skoropadsky, Petlyura, Denikin, Wrangel’i bozguna uğratarak tüm iktidarlarla amansız bir özgürlük kavgasına tutuşan Makhnovşçina, Kızıl Ordu’nun üçüncü ihanetinin sonucunda yenildi. Ukrayna Frunze komutasındaki Kızıl Ordu tarafından işgal edildi. 

]]>
https://karala.org/dergi/mahnovscina-kronoloji/feed/ 2 1182