Paris Komünü – Anarşist Dergi https://karala.org Karala Fri, 03 Jun 2022 14:40:53 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://karala.org/wp-content/uploads/2022/01/cropped-C1ZNtCuW_400x400-32x32.jpg Paris Komünü – Anarşist Dergi https://karala.org 32 32 202283703 Paris Komünü Sanatçılar Federasyonu – Talha Özkaynak https://karala.org/dergi/paris-komunu-sanatcilar-federasyonu-talha-ozkaynak/ https://karala.org/dergi/paris-komunu-sanatcilar-federasyonu-talha-ozkaynak/#respond Fri, 03 Jun 2022 14:40:50 +0000 https://karala.org/?p=1490 Paris, 19. yüzyılın başından itibaren dönemin ünlü ressamları, heykeltraşları, şairleriyle sanatçılar için önemli bir merkezdi. Fransız Salonu, dönemin en ünlü resimlerini sergilerken Paris’e yayılmış olan kafelerde ünlü şairler bir araya geliyordu. 19 Temmuz 1870’te başlayan Fransa-Prusya Savaşı, 28 Ocak 1871’de Paris’in silahlandırılmasını da içeren ateşkesin imzalanması, Fransa’nın teslim olmasıyla iki devlet açısından son bulmuştu.

Ancak Paris halkı, yaşamlarını savunmak için her iki devlete de karşı çıkarak anlaşmayı tanımadı. 18 Mart 1871’de Paris halkı Prusya işgaline ve Thiers hükümetine karşı isyan bayrağını çekti göndere. 150 yıldır ezilenlerin özgürlük mücadelesine ilham veren büyük Paris Komünü böyle doğdu.

Paris’in sanatçıları, Komün’e sessiz kalmadılar. Aksine ressamlar fırçaları, heykeltraşlar ıskarpelaları ile mücadelenin içine atıldı. Ezilenlerin hafızasında III. Napolyon’un verdiği ödülü reddetmesiyle yer eden anarşist ressam Gustave Courbet Komün’e ilk koşanlardandı. Courbet’in sanatı, “Her zaman özgür yaşamak istedim. Hayatımı özgürlük içinde tamamlamama izin verin. Ölürken hakkımda ‘hiçbir okula, kiliseye, enstitüye, akademiye ait değildi; özgürlük rejimi haricinde hiçbir rejime ait olmadı’ denmesine izin verin.” sözleriyle hatırlandı tarih boyunca. 1865 yılında anarşist Joseph Proudhon’un portrelerini yapmış, sanatın özgür olması gerektiğini her fırsatta savunmuştu.

Komün Paris’in her şeyini değiştirdi. Komünün ilk oturumundan sonra yayınlanan bildiri, bütün kamu hizmetlerinin yeniden kurulup basitleştirileceğini, bundan böyle kentin tek askeri gücü olan Ulusal Muhafızların yeniden örgütleneceğini duyuruyordu. Savunma, Maliye, Eğitim, Adalet, Kamu Hizmetleri, Dışişleri vb. komisyonlar kuruldu.

Papazların varlıklarına el konmasından müzelerin halka açılmasına kadar Parisliler kendi yaşamlarını kendileri örgütlemeye başladılar. Paris halkı, kendi yaşamlarını hiçbir iktidar olmaksızın kendileri belirliyor; düne kadar devlet eliyle örgütlenen her ne varsa, tek tek yeniden örgütleniyordu.

Yaşam yeniden yaratılıyordu. Her şeyin olduğu gibi sanatın da yenisi şarttı. Yıllarca saraylarda, şatolarda, burjuvazinin ayrıcalıkları arasında hapsedilen her ne varsa Komün birer birer yıkmaya başladı. Yeni sanatı oluşturmak için Paris’te bulunan yaklaşık 400 devrimci sanatçı, Tıp Üniversitesi’nin büyük salonunda toplanarak, bir Sanatçılar Federasyonu için tartışmaya başladı. Eski hayat Paris barikatlarında yıkılırken, sanata bakış açısının da değişip dönüşmemesinin bir imkânı yoktu.

15 Nisan 1871’de Sanatçılar Federasyonu kuruldu. Hemen ardından Federasyon’un amaç ve sorumluluklarını içeren bir manifesto yayınlandı. Geçmişin ve günümüzün sanat eserlerini korunacak, müzeler ve arşivler Sanatçılar Federasyonu tarafından idare edilecek ve artık gelecek, bilginin özgürce paylaşımı ile inşa edilecekti.

Federasyon, “Her bir sanatçının bağımsızlığının ve haysiyetinin diğer bütün sanatçılar tarafından korunması” amacıyla bütün sanatçıların oylarıyla seçilmiş bir komite oluşturmaya karar verdi. Bu komitenin görevi, dayanışma bağlarını kuvvetlendirmek ve eylem birliği sağlamak olarak belirlendi. Komiteye dekorarif sanatları temsilen 10 üyeile birlikte, 16 ressam, 10 heykeltraş, 5 mimar, 6 gravürcü olmak üzere 47 sanatçı seçildi.

‘’Bizim bu uygarlaşmış toplumumuzda, bir vahşi gibi yaşamam gerekiyor. Özgür olmalıyım, yönetimlerden bile!’’ diye seslenen Gustave Courbet, Paris’i süsleyen ünlü ressam ve heykeltraş Jules Dalou, Enternasyonal Marşı’nın söz yazarı, anarşist Eugene Pottier… Her şeyin herkese ait olduğu Paris’te, sanatı özgürleştirdiler.

Sergi, tanıtım, eğitim ve bireysel inisiyatif olmak üzere 4 başlık altında yayınlanan manifesto; düzenlenecek sergilerde gerçek yaratıcısı yerine bir yayıncının veya imalatçının adını koyma eğiliminde olan her türlü ticari teşhir ürününün reddedileceğini içeriyordu. Ayrıca bu sergilerde sanatçılara herhangi bir ödül de verilmeyecekti.

Komite, yarışma yoluyla seçilmiş öğretmenlerin ders verdiği komünal ilk okullardaki ve meslek okullarındaki çizim ve kalıp çıkarma derslerini denetleyecek, uygun ve mantıklı eğitim yöntemleri desteklenecekti.

Federasyonun tanıtımı amacıyla “Officiel des Arts” adında bir yayın organı çıkarılacak, derginin estetik üzerine yazılan makalelere ayrılan edebiyat sayfaları her türlü görüş ve yaklaşıma açık olacaktı.

Yüksek eğitimin yanı sıra estetik, tarih ve sanat felsefesi konferanslarının yer alacağı büyük salonların inşası teşvik edilecekti.

Federasyondan önce, Fransız Salonu’nun katı jürileri, belli bir tarz dışındaki eserleri Salon’a almıyor, halk bu üretimlerle bir araya gelemiyordu. Artık bunu yıkmak, sanatı halka ulaştırmak, sanatın özgürce, hiçbir ayrıcalık tanınmaksızın ve devlet gözetiminde olmadan yapılmasını mümkün hale getirmek gerekiyordu.

Bununla birlikte Federasyon’un amacı kesinlikle resmi bir sanat kuramı ortaya koymak değildi, hatta bunun yolunu açacağını düşündükleri için eskiden verilen yardımları ve teşvikleri kaldırmak gibi radikal fikirleri bile masaya yatırdılar. Kısa zamanda “sanatın sanatçılar tarafından yönlendirildiği” federasyona, plastik olmayan sanatları da içeren seksiyonlar eklendi.

Ancak Komün, Sanatçılar Federasyonu’nun kuruluşundan 43 gün sonra Kanlı Hafta’yı yaşadı. Bakunin’in deyimiyle galip gelen gericiliğe teslim olmaktansa, yıkıntılarını kendisine kefen yaptı Paris!

Şüphesiz, gerçek bir devrim yalnızca silahlanmış halkları, işgal edilmiş fabrikaları, devlet binalarının ele geçirilmesini içermez.

Gerçek bir devrimde sanat da, halkın elinde bir silaha, özyönetimle işleyen bir fabrikaya dönüşebilir. Sanat, yaşamın yeniden yaratıldığı toplumsal devrim süreçlerinde, kendini de yıkıp yeniden yaratabildiği ölçüde sanattır.

Kropotkin’in Gençliğe Çağrı’da söylediği gibi; “O zaman sanattan zevk alacaksın; bu, herkesin zevki olacak!”

]]>
https://karala.org/dergi/paris-komunu-sanatcilar-federasyonu-talha-ozkaynak/feed/ 0 1490
Yıkıntılarını Kendine Kefen Yapan Paris https://karala.org/kara-kose/yikintilarini-kendine-kefen-yapan-paris/ https://karala.org/kara-kose/yikintilarini-kendine-kefen-yapan-paris/#respond Fri, 31 May 2019 11:11:00 +0000 https://karala.org/?p=637 Galip gelen gericiliğe teslim olmaktansa, yıkıntılarını kendisine kefen yapan Paris! Kendi felaketiyle, Fransa’nın geleceğini ve onurunu kurtaran, üst sınıflarda gözden kaybolan yaşamın, erdemliliğin ve ahlaki kudretin, kendi gücünde ve proletaryaya verdiği sözlerde yaşatıldığını tüm insanlığa gösteren Paris!

]]>
https://karala.org/kara-kose/yikintilarini-kendine-kefen-yapan-paris/feed/ 0 637
Komün’ün Karası: Louise Michel – Zeynep Tan https://karala.org/dergi/komunun-karasi-louise-michel-zeynep-tan/ https://karala.org/dergi/komunun-karasi-louise-michel-zeynep-tan/#respond Fri, 05 Apr 2019 13:56:00 +0000 https://karala.org/?p=425 Louise Michel anarşist mücadeleye, özellikle de Paris Komünü’ne yaşam veren kadınlardan biridir. 29 Mayıs 1830’da Fransa’da Vroncourt şatosunda dünyaya geldi. Annesi şatonun hizmetçilerinden biriydi. Babası ise Louise dünyaya geldikten kısa bir süre sonra ortadan kaybolmuştu. Louise dede ve büyükanne diye çağırdığı şatonun sahiplerinin yanında büyüdü, okuma yazmayı dedesinin gayretleriyle öğrendi.

Öğretmenlik eğitimi aldı ama göreve başlamak için imparatora yemin etmesi gerekiyordu, bunu reddetti. Resmi okullar yerine özel okullarda çalışmak zorunda kaldı, hatta 1853 ocağında Yukarı Marne bölgesinde Audeloncourt’da özgür bir okulu bizzat kendisi açtı. İki yıl sonra da aynı bölgede bir başka okulda “fikirlerini çocuklara aşıladığı gerekçesiyle” ilk kez emniyetin dikkatini çekti, Paris’e taşınmaya karar verdi. Paris Komünü’nün önde gelen isimlerinden Varlin, Eudes, Valles, Rigault, Theophile Ferre’yle; onlarla katıldığı tartışmalarda ise anarşizmle tanıştı.

“İktidar lanetlidir, ben bu yüzden anarşist oldum!”

Louise Paris’te 1871’in Ocak ayında teslimiyetçi hükümete karşı yapılan eylemlere ulusal muhafız üniforması ile katıldı ve ilk silahlı eylemine katılmış oldu. Komünle taçlanacak olan 18 Mart ayaklanmasında Louise mantosunun altında sakladığı karabinası ile yer aldı.

Sadece eylemde değil söylemde de sivriliyordu gün geçtikçe. Kaleme aldığı Anarşistler Bildirisi’ndeki “Anarşistler, düşünce özgürlüğünün her yerde tanındığı bir çağda sınırsız özgürlüğü savunmayı hak ve görev olarak bilen insanlardır… Özgürlükten yanayız ve bunun, kökeni ve biçimi ne olursa olsun, ister dayatılmış, ister seçilmiş olsun, kralcı ya da cumhuriyetçi olsun herhangi bir iktidarın varlığıyla bağdaşmayacağına inanıyoruz… Eşitlik olmadan özgürlük olamaz!… Bizim istediğimiz eşitlik, özgürlüğün ön koşulu olan fiili eşitliktir. Herkesten yeteneği kadar, herkese ihtiyacı kadar, diyoruz!” sözleri, komünün ruhunu yansıtıyordu.

Komün’le beraber başlayan değişim, halkın kendi yaşama biçimini kendisinin belirleme kararlılığı, elbette herkesi memnun etmedi. Louise Michel’in de yazdığı gibi “Giderek çürüyen iktidarlar, güçlerini özgür olmak isteyen bütün halkalara karşı birleştiriyordu.”

2 Nisan sabahı Paris top sesleriyle uyanmıştı. Komün’ü hazmedemeyen Versailles Sarayı, büyük bir ordu ile iki koldan Paris’i kuşatmıştı. Hemen ertesi gün, 3 Nisan 1871’de Komün, öz savunmaya girişti.

Barikatlardan Zindanlara Kadınlar Her Yerde

Paris Komünü’nde başlangıçta kadınlar sürekli geri tutulmaya çalışılmış, toplantılara katılmaları önlenmek istenmişti; kadınların savaşamayacakları düşünülüyordu. Parisli kadınlarla birlikte Louise Michel bunun tersini kanıtladı.

17-18 Mart gecesi General Vinoy’un birlikleri, Parislilerin ellerinden toplarını almakla görevlendirilmişti. Kadınlar bu bilgiyi ulaştırmak üzere gereken zamanı bulmuşlardı. Louise Michel ve Ferre’nin yönettikleri Onsekizinci Bölge Güvenlik Komitesi bunun üzerine Montmartre tepesine gitti. Tepeye giden kadınlar, çocuklar ve federe muhafızlar askerlerle ilişki kurup onlarla neşeli ve kardeşçe bir ilişki geliştirdiler. Generaller askerlerine Parisliler üzerine ateş edilmesi emrini verdiğinde artık çok geçti, askerler emre uymadı. Emri veren iki general tutuklanarak kurşuna dizildiler.

Daha sonra Komün’e yönelik saldırılar sırasında petrolöz denen ve ellerindeki gaz bidonlarıyla burjuva ordularına kabuslar yaşatan kadınların öyküleri dilden dile dolaştı. Barikatlarda, idam mangalarının karşısında, zindanlarda; kadınlar her yerdeydiler.

Louise Michel, kadının özgürleşmesini savunmanın hiç de basit olmadığı bir dönemde özgürlüğü yanlızca söylemde ya da belirli ayrıcalıklara sahip olarak yaşamakta aramadı. Bu mücadeleyi genel ve sınıflar üstü bir zeminde değil “baldırı çıplakların” yanında, Komün barikatlarında aradı. Kota vb. yoluyla değil ellerinde silahlarıyla, gaz bidonlarıyla, barikatların üzerinde yaşamlarını ortaya koyarak erkeklerin kadınlara kapatmak istediği siyaset dünyasına girenlerin arasında yer aldı.

Komün Yaşıyor!

71 gün boyunca pek çok yoldaşını kaybeden, tüm baskılara rağmen barikatlarda direnen ve Komün’ü savunan Paris halkı, Thiers’in ordusunun saldırılarına daha fazla dayanamamıştı. Louise Michel’in sözleriyle _“Komün ölmüştü, kendisiyle birlikte binlerce isimsiz kahramanı toprağa gömerek.” _

O “öldü” diyordu ama Komün yenilmemişti. Bir çok kayba rağmen sayısız deneyimle beraber etkilerini sürdürmeye devam edecekti. Louise Michel’i birçok suçlamayla yargılamaya başladılar; generallerin tutuklanmasında rol almak, kışkırtıcılık yapmak ve öldürülmeleri eylemine katılmak, birçok mahalleyi silahlandırmak, Komün’ün ilan edilmesinden sonra “Kadın İşçilerin Çalışarak Ahlaklı Yaşaması Komitesi” sekreteri olarak “Kadınlar Birliği Merkez Komitesi” kurmak, Komün’ü Versailles güçlerine karşı savunmak için kadınlardan oluşan ve komünarlara sağlık hizmeti veren ambulansçı birimleri; barikatlarda dövüşecek savaşçı birlikleri; yangınlar çıkarmak üzere kundakçı (petrolöz) bölükleri örgütlemek, Devrim Kulübü başkanı olarak 18 Mayıs’ta alınan mahkemelerin kapatılması; rahiplerin tutuklanması gibi kararlara katılmak…

Louise Michel’i yargılayan mahkeme ona idam cezası verememiş, sürgüne yollamayı seçmişti. Generallerin infazına katılmak ve kundakçılık yapmakla suçlandığı mahkemeye cüretkar cevabı, onun anarşizme ve özgürlüğe olan tutkusundan geliyordu: “Bütün eylemlerimin sorumluluğunu üstleniyorum. Onlar halkın üzerine ateş açmak istedi, onların üzerine ateş açmakta tereddüt etmezdim. Madem ki özgürlük için çarpan her yüreğe bir parça kurşun nasip oluyor, ben de hakkımı isterim. Eğer yaşamama izin verirseniz intikam diye haykırmaktan usanmayacağım.” Bu sözlerin ardından Yeni Kaledonya’ya sürgüne gönderildi. Sürüldüğü coğrafyada o dönemde sokak hareketi yükselişteydi, Louise Michel bu hareketi daha da yükseltmek için elinden geleni yaptı; orada bulunduğu süre içinde sömürgeciliğe başkaldıran halklaydı. Paris’e döndükten sonra da mücadeleyi bırakmadı.  Defalarca tutuklandı, baskının ve zulmün binbir biçimine maruz bırakıldı; yine de yaşamının son anına dek yılmadı; 1904 yılında zatürre sebebiyle yaşamını yitirdi.

Yükseltmek için çabaladığı anarşizm mücadelesinde özgürlük için Paris barikatlarını ateşe veren kadının haykırışı hala yoldaşlarının kulaklarında çınlıyor:

Şimdi suskun olan yığınlar

Okyanus gibi gürlediğinde;

Yığınlar ölmeye hazır olduğunda

Komün tekrar ayaklanacak.

Sayılamayacak bir kalabalık olarak geleceğiz,

Bütün yollardan geleceğiz.

Ve karanlıklardan sıyrılan intikamcı hayaletler gibi gelirken

Yumruklarımızı sıkacağız.

Bayrağı ölüm taşıyacak;

Al kanlara boyanmış kara bayrağı!

Ve alev alev göğün altında

Özgürleşen toprak,

Mor çiçekler açacak!

]]>
https://karala.org/dergi/komunun-karasi-louise-michel-zeynep-tan/feed/ 0 425