Şamil Parlak – Anarşist Dergi https://karala.org Karala Mon, 24 Jan 2022 17:31:43 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://karala.org/wp-content/uploads/2022/01/cropped-C1ZNtCuW_400x400-32x32.jpg Şamil Parlak – Anarşist Dergi https://karala.org 32 32 202283703 Endüstriyel Futbola Karşı Özgür Lig – Şamil Parlak https://karala.org/dergi/endustriyel-futbola-karsi-ozgur-lig-samil-parlak/ https://karala.org/dergi/endustriyel-futbola-karsi-ozgur-lig-samil-parlak/#respond Wed, 17 Oct 2018 16:29:00 +0000 https://karala.org/?p=544 3 sene önce Ankara’da endüstriyel futbola karşı alternatif yaratmak iddiasıyla yola çıkan Özgür Lig’in 6. sezonu başladı. Futbol borsada değil arsada oynanır şiarıyla, rekabete, cinsiyetçiliğe, homofobiye, faşizme ve endüstriyel futbola karşı olan ligin ne şampiyonu var ne küme düşeni. Ligde galibiyet 3, beraberlik 2, mağlubiyet 1 puan olarak hesaplanıyor.

Ligin kurucuları boş bir arsa aramakla başlıyor işe fakat Ankara’da futbol oynamaya elverişli tüm alanların betona boğulduğunu fark edip mecburen bir halı sahayla anlaşıyorlar. Maçlar 6 sezondur bu sahada oynanıyor. Turnuva usulünün play-off şeklinde değil lig şeklinde olması gerektiğini ve futbolun amatör ruhunu koruması gerektiğini savunan Özgür Lig, endüstriyelleşen futbola karşı duruşuyla, her takımda kadın, erkek, LGBTİ+ bireylerin katılımını teşvik etmesiyle, tepeden inme değil kolektif karar alma ilkesiyle egemen futbol anlayışına karşı varlık gösteriyor.

Bu sezon Sportif Lezbon, Spartaküs, Rüzgarla Dans, Kara Kızıl, Ötekinler, Serüvenciler, Dingil Gücü, Topal Karınca olmak üzere 8 takımla başlayan lig her türlü cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimden kişileri ligde yer almaları için davet ediyor. Özgür Lig’de cinsiyetçi, türcü, homo/transfobik, etnik ayrımcılığa yer veren her türlü söylem ve tavır oyundan ve ligden çıkartılma sebebidir. Özgür Lig maçlarında önceden belirlenmiş hakemler yoktur. Eğer takımlar isterlerse ortak belirledikleri, eşi/dostu hakem yapabilirler. Hakem olmadığı sürece de kararlar ortaklaşa alınır. “Oyuncun böyle dedi” kuralı geçerlidir. Özgür Lig, endüstriyelleşmeden sahada kalabilmeyi hedefler. Amatörlük temel esastır. Bu sebeple ve amaçla, kati suretle futbol lisansına sahip oyuncu ve antrenörleri takım kadrolarında kabul etmez. Ligin kendisi, takımlar ya da tek bir oyuncu bile reklam amaçlı sponsorlukları kabul edemez.

Özgür Lig tüm bunların yanında toplumsal mücadelelerin sesini de sahalarına taşır. Devletin adaletsizliklerine ve baskılarına karşı Özgür Lig sahaları bir eylem ve dayanışma sahasına dönüşür.

Şamil Parlak

]]>
https://karala.org/dergi/endustriyel-futbola-karsi-ozgur-lig-samil-parlak/feed/ 0 544
Medyanın Kaç Yüzü, Devletin Kaç Jessica’sı var? – Şamil Parlak https://karala.org/dergi/medyanin-kac-yuzu-devletin-kac-jessicasi-var-samil-parlak/ https://karala.org/dergi/medyanin-kac-yuzu-devletin-kac-jessicasi-var-samil-parlak/#respond Sun, 14 Oct 2018 09:50:00 +0000 https://karala.org/?p=504 Dünya Jessica Lynch’i Nisan 2003’te ABD askerlerinin düzenlediği “nefes kesen” bir kurtarma operasyonuyla tanıdı.

Savaş sırasında Nasıriye kenti yakınlarında kaybolan er Jessica, Iraklı Fedain kuvvetleri tarafından yakalanmış, 8 günlük esaret sürecinde çok acı tecrübelerden geçmiş, ağır işkenceler görmüş fakat ABD özel timlerinin düzenlediği kahramanca bir harekat sonucu kurtarılmıştı. Tüm dünyanın izlediği operasyon görüntüleri ise, bir kurtarma operasyonundan çok senaryosu yazılmış, seti kurulmuş, kurgusu yapılmış bir aksiyon filmini andırıyordu. Karargahta komutanların toplantı yaptığı salonda başlayan görüntülerde, operasyon sahasında inceleme yapan komutanlardan kamuflajlarını hazırlayan askerlere, zırhlı araçlardan dünyanın yeni tanıştığı özel silahlara, uçan balonlarla hastane çatısına iniş yapan komandolardan gece görüş kamerasına hatta bugün GoPro diye bilinen Head-Cam’le çekilmiş hareketli çekimlere kadar yok yoktu. Dört taraftan hastaneyi kuşatan özel birlikler sonunda Jessica’nın rehin tutulduğu hastane odasına ulaşmış ve oradan sağ salim çıkarmıştı. Savaş medyası görüntülerin arasına hastanede karşılaşılan perişan haldeki Iraklı hastaları ve yerlerde çiğnenen Saddam Hüseyin tablolarını serpiştirmeyi de atlamamıştı tabii ki. Bütün dünya masum er Jessica’yı, kahraman ABD özel timlerini konuşuyordu. Bu operasyondan itibaren Jessica’nın terhisinden, Batı Virginia’daki kasabasına gidene kadar her anı canlı yayınlanıyor, savaş medyası yeni bir kahraman yaratıyordu. Jessica artık Hollywood yapımcılarının kapısını aşındırdığı bir savaş ikonuydu.

Savaş medyasının anlattığı Jessica hikayesi bu. 19 yaşındayken Batı Virginia’dan kalkıp binlerce kilometre uzaklarda vatanı için savaşan ve bu uğurda işkenceler gören bir kahraman… Oysa gerçekler hiç de öyle değildi. Iraklı doktorlar Jessica için tüm imkanlarını seferber etmiş, hastanedeki 2 hemşireden biri Jessica için görevlendirilmişti. Haberlerde anlatılanın aksine Jessica’nın vücudunda mermi izi çıkmamış, sadece esir alınmasına neden olan kaza esnasında kolu kırılmıştı. Hastanedeki Irak askerleri, bir birlikle değil neredeyse bir orduyla hastaneye operasyon düzenleyen ABD’liler gelmeden çok önce hastaneyi terk etmiş ve dolayısıyla Jessica’yı serbest bırakmıştı. Tüm bunların ötesinde operasyondan 2 gün önce Jessica’yı teslim etmek için ambulansla bir girişimde bulunmuşlar ancak ABD askerlerinin ateş açması sonucu bu girişim sonuçsuz kalmıştı.

Tüm bu gerçeklere rağmen, aksiyon filmi yeterli gelmemiş olacak ki ABD medyası, Jessica’nın da gerçeklerle uzaktan yakından alakası olmadığını belirterek yarısına kadar izleyebildiğini açıkladığı Er Ryan’ı Kurtarmak filminden esinlenerek hazırlanan, Hollywood yapımı Er Jessica’yı Kurtarmak Kasım 2003’te tüm dünyada vizyona girdi.

Savaş sırasında cephede kurşun ve bombalarla yapılan katliamın yanında, cephe gerisinde propaganda, dezenformasyon, misenformasyon ve manipülasyonla da bir enformasyon savaşı yürütülür. Tüm devletlerin en çok da savaş zamanlarında medyaya sansür getirdikleri ve enformasyon üzerinde sıkı bir denetim uyguladıkları görülmektedir. Bir yandan medya teknolojilerinin giderek gelişmesi diğer yandan da yönetimlerin geçmiş savaşlardan “ders almaları”, medyayı hükümetlerin gözünde daha etkili bir propaganda aygıtı haline getirmiştir.

Her ne kadar medya, geleneksel iletişim kuramlarınca, demokrasilerin vazgeçilmez unsuru olarak gösterilmiş ve yasama, yürütme ve yargı erklerini denetleyecek, özellikle yürütmenin yalanlarını ortaya çıkaracak 4. erk olarak tanımlanmış olsa da devleti değil toplumu denetlemiştir. Yıllar boyunca hakim ideolojiyi oluşturma ve bu ideolojinin sürekliliğini sağlama aygıtı olmuş, Jessica örneğinde de bu işlevini yerine getirmeyi amaçlamıştır. Böylesi bir çok örnekle devletlerin, çıkarları uğruna gerçekleri gizlemek için medyanın araçlarını olabildiğince kullandığına tanık olmuşuzdur. Ve bu da pek çok soruyu beraberinde getirir: “Gerçeği kim yaşar, yalanı kim yaratır?”, “Medyanın kaç yüzü, devletin kaç Jessica’sı vardır?”

]]>
https://karala.org/dergi/medyanin-kac-yuzu-devletin-kac-jessicasi-var-samil-parlak/feed/ 0 504
297 – Şamil Parlak https://karala.org/dergi/297-samil-parlak/ https://karala.org/dergi/297-samil-parlak/#respond Sat, 13 Oct 2018 13:43:00 +0000 https://karala.org/?p=397 Güneşle eş zamanlı ya da güneşten bile önce çıkarız yatağımızdan, durağa yetişmemiz 10 dakika. 10 dakikada, yaratmak için hazır hale getiririz kendimizi. 30632 numaralı duraktan 10 dakikada bir geçer 297. Mutlu Mahallesi’nden başlar, Batıkent’e kadar insan taşır. _

Eskiden BMC kamyonlarla taşınırmış insanlar, her yerden geçmezmiş, herkes de binemezmiş öyle. Ustabaşı inermiş ön tarafından, süzermiş şöyle bir kalabalığı, en güçlü kuvvetli görünenlerimizi atarmış römorkuna. Ne oturacak koltuk varmış, ne tutacak demir. Ama şimdi öyle değil, şimdi devir değişti. Şimdi gidiyorum durağa, kaçırsam bile 297’yi, yenisi 10 dakikaya gelecek biliyorum. Fazla meraklıysam açıyorum akıllı telefonumu, yazıyorum durak numarasını, şak diye çıkıyor; 297-3 Mutlu-Batıkent, 3 dakika… Neymiş eskiden, öyle  köle pazarı gibi… Şimdi öyle değil, şimdi her şey daha modern…

Mutlu’dan Tuzluçayır’a gelene kadar yaklaşık 50 kişi binmiş olur, Tuzluçayır’da bir yarısı daha eklenir bu sayıya. En fazla 100 kişi taşıyabiliyor ama bizim 200 kişi binmişliğimiz de yok değil. Yarımız oturur, yarımız kendine aşırı ergonomik yerler bulur. Ayaktasındır ama cama pencereye yaslanırsın, 10 numara tutunacak yer bulursun kendine demirlerden, ne frenle savrulursun ne gazla yalpalarsın, sana en fazla yaklaşabilecek insanla aranda en az 5-6 santim kalır. Bu 5-6 santimde “kişisel alan” dedikleri, minimuma indirgenmiştir. Sıfıra yakın temas, sıfıra yakın ter demektir, anlatılmaz yaşanır. Sonra Abidinpaşa’dan da alırız bir otobüs kadar insan; “Arkalara doğru ilerleyelim!”.

Dikimevi kavşağında Mamak biter, Çankaya başlar. Dikimevi kavşağını sağ salim atlatmak çok önemli, geçenlerde buradaki durağı biçti otobüsün biri, 12 kişi öldü. Bir de Kızılay’a kadar en fazla kalabalık burada olur; “Maksimum doluluk oranı”na hoşgeldiniz. Artık kimin kahvaltısı heder olur, kimin ayakkabısı paspas bilinmez. Kahvaltı tabii, bizim oturarak yaptığımız bir şey değildir, izin günü hariç hep 297’de yaparız kahvaltımızı.

Cebeci, Siyasal, Kurtuluş biter, Kızılay başlar. Heyecan dolu karşılaşmanın ilk 45 dakikası geride kaldı demektir bu sayın okuyucu, yarımız iner burada başka otobüslere biner, başka yerlere giderler. Öyle hemen boşalmaz tabii 297, en az inenler kadar da kuyrukta bekleyenler vardır. Bu devre arasını iyi değerlendirmen gerekir, en zeki, en çevik ama genelde en ahlaksızlar kapar boş koltukları. Seçenekleri iyi değerlendirmek, fırsatları kaçırmamak, reklam sloganlarının yanında 297’nin boş koltuklarını tarifleyen sözcükler olur.

Kızılay kavşağını geçerken 2 günde bir denk gelme şerefine nail olduğumuz bir tören başlar. Gerçek bir devre arasında olduğumuzu hissederiz, artık nerenin “başkanı”, kimlerin “patronudur” bilinmez, “onlar” sahneye çıkar. Bizi çok anlattık, biraz da onlardan bahsedelim.

Ne para hesapları vardır ne geçim derdi, ne dünü düşünürler ne yarını.. Bunların hepsini onların yerine yapan birileri vardır çünkü. Karınları acıkır, daha onlar acıkmadan birileri hazır etmiştir bile yemeklerini. Bizim yaptığımız yemekleri yer, bizim çakmak tutup içilecek hale getirdiğimiz sigaralarını yakarlar üstüne. Canları sıkılır mesaileri biter, moralleri bozulur toplantıları ertelenir. Biraz hava almak isterler, şehrin tüm açık havaları onlarındır (Eğer hala kalmışsa). Hava kararınca dönerler evlerine, ev dediysek öyle bizim bildiğimiz evlerden değil onlarınki, başka türlü.

Sanki bir gün, 1 arabaya binen 297 kişi, 297 arabaya binen 1 kişinin karşısına dikilmeyecekmiş gibi.

]]>
https://karala.org/dergi/297-samil-parlak/feed/ 0 397