Semih Erdem Çankaya – Anarşist Dergi https://karala.org Karala Wed, 09 Feb 2022 15:35:48 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://karala.org/wp-content/uploads/2022/01/cropped-C1ZNtCuW_400x400-32x32.jpg Semih Erdem Çankaya – Anarşist Dergi https://karala.org 32 32 202283703 Sözlük (3): İktidar – Semih Erdem Çankaya https://karala.org/dergi/sozluk-3-iktidar-semih-erdem-cankaya/ https://karala.org/dergi/sozluk-3-iktidar-semih-erdem-cankaya/#respond Wed, 09 Feb 2022 15:31:16 +0000 https://karala.org/?p=1245 “Yönetilmek; ne bunu yapacak hakka ne bilgeliğe ne de erdeme sahip yaratıklar tarafından gözaltında tutulmak, casus gibi izlenmek, idare edilmek, yasalara bağımlı kılınmak, sayılmak, kaydedilmek, fikir aşılanmak, vaaz verilmek, denetlenmek, hesaplanmak, değer biçilmek, sansür edilmek ve emredilmektir. Her türlü işlemle, her türlü hareketle not edilmek, kayda geçirilmek, sıraya alınmak, değeri belirlenmek, lisans verilmek, yetki verilmek, nasihat edilmek, yasak koyulmak, reformdan geçirilmek, düzeltilmek ve cezalandırılmaktır.

Yönetilmek; kamu yararı gerekçesiyle ve genel çıkarlar adına yükümlülüğe bağlanmak, yetiştirilmek, soyulmak, sömürülmek, tekellere bağımlı kalmak, zorbalığa maruz kalmak, köşeye sıkıştırılmak, gizemlerle büyülenmek ve yağmalanmaktır. En ufak bir direniş ya da yakınma sözcüğü karşısında baskıya uğramak, ceza görmek, azarlanmak, taciz edilmek, takip edilmek, istismara uğramak, sopayla dövülmek, silahsız bırakılmak, hapse atılmak, yargılanmak, mahkum edilmek, kurşuna dizilmek, sürgüne gönderilmek, feda edilmek, satılmak, ihanete uğramaktır. Alay edilmek, gülünç düşürülmek, öfkelendirilmek, onursuz bırakılmaktır. Devlet budur, onun adaleti budur, onun ahlakı budur.”

-Pierre Joseph Proudhon

Bir kelimenin anlamı, iki farklı açıdan ele alınabilir; felsefi ve dilbilimsel olarak. Felsefi yaklaşım, kelimeler ve bunların gönderenleri arasındaki ilişkiyi ele alır. Dilbilimsel yaklaşım ise, dilin yapısı, düşünce ve anlam arasındaki karşılıklı bağlantılara odaklanır. Hangi yaklaşım doğrudur diye sormak yanıltıcı olabilir. İki yaklaşım da bir kelimeyi anlamak açısından önemlidir. Bu felsefi ve dilbilimsel anlamlandırmalar, yoğunluklu olarak iktidarın etkisine açıktır.

Bu durum yeni bir olgu değil, dilin ortaya çıktığı zamandan bu yana devam eden bir süreçtir. Anlamın oluşmasında iktidarın etkisi belli bir zamanda olmuş bitmiş de değildir. Bu etki süreklidir. Bu durum, her “şeyin” anlamının iktidar tarafından belirleniyor olduğu anlamına gelmez. Ama iktidarın amacı, her “şeyi” belirlemektir. Böyle düşünüldüğünde, somut alanda iktidara karşı mücadele, anlam dünyasında da sürmelidir. İktidarlı ilişkilerin olmadığı, otorite mekanizmalarının etkisinden uzak kelimeleri, terimleri, kavramları hatırlamak iktidarın tüm bunlara yönelik bilinçli manipülatif etkisini kırmak adına önemlidir.

Anarşist Terimler Sözlüğü’yle ilgili bu köşeyi, iktidar ve anlam arasındaki ilişkiyi açık bir şekilde ortaya koymak; anarşizmle ilişkili kelimeleri, terimleri ve kavramları iktidarın manipülasyonundan uzak bir şekilde hatırlamak ve hatırlatmak üzerine oluşturduk.

Etimolojik olarak; Arapça ‘kdr’ kökünden türetilmiştir. Kader kelimesiyle aynı kökene sahiptir, “kaderi tayin eden” anlamı taşır.

Sözlük anlamı; 1. Bir işi yapabilme gücü, erk, kudret. 2. Bir işi başarabilme yetki ve yeteneği. 3. Devlet yönetimini elinde bulundurma ve devlet gücünü kullanma yetkisi. 4. Bu yetkiyi elinde bulunduran kişi ve kuruluşlar.

Devletli sözlüklerde yetkinlik, yetenek gibi ifadelerle meşrulaştırılmaya ve manipüle edilmeye çalışılsa da iktidar; bir bireyin ya da topluluğun başka bireyler ya da topluluklar üzerinde tahakküm uygulaması, onların iradesini şekillendirmesi ve ortadan kaldırmasıdır.

Devletli toplumda iktidar hayatın her alanında, her yerde mevcuttur ve tüm toplum, tüm toplumsal ilişkiler buna uygun şekilde örgütlenmiştir. Bu toplum yapısında her şey rekabet, güç ve iktidar hırsı üzerinden şekillenir. Bahsettiğimiz toplumun en küçük birimlerinden en büyük birimlerine kadar tamamı sömürü, baskı, şiddet gibi iktidar araçlarıyla donatılmıştır ve iktidarlar bu araçlar sayesinde ayakta kalır ve kendi yerini pekiştirir. Bir kişi veya topluluk hakkında, o kişi veya topluluğun iradesinin kısmen veya tamamen dışında karar verilmesi; o kişi veya topluluğun ezilmesi demektir. İktidara sahip olan, iktidarını korumak için başkalarını ezmek zorundadır.

Dolayısıyla her iktidar ezen-ezilen ilişkileri yaratır. İktidar sahipleri bu ayrıcalıklı konumlarını koruyacak toplumsal yapıyı sağlamak için toplumsal çelişkiler yaratmak zorundadır. İktidarların olduğu her yerde ayrıcalık, ayrımcılık, eşitsizlik, adaletsizlik, zorbalık, baskı, şiddet, nefret, hırs ve rekabet vardır. İktidar kimin eline geçerse geçsin sonuç değişmez. İktidar, anarşistler için tüm toplumsal sorunların kaynağıdır. Bu yüzden iktidarın kimin elinde olduğu önemsizdir.

“En ateşli devrimciyi alın, ona mutlak iktidar verin, bir yıl içinde çardan daha beter olacaktır.”

-Mihail Bakunin

İktidar yalnızca bir siyasi formu ifade etmez. İktidar aynı zamanda bir davranış biçimidir. Ezilen, üzerinde iktidar kurulan biri aynı zamanda başka birini ezen ve onun üzerinde iktidar kuran farklı konularda ayrıcalıklı biri olabilir. Veya bazı kesimler ayrıcalıklı konumlarından dolayı iktidarlara maruz kalmazken bazı kesimler toplumsal hiyerarşinin en alt katmanında kendine yer bulabilir ve tüm kesimlerin nefretine, aşağılamasına maruz kalabilirler.

Bu iktidar yapılarından birini diğer iktidarlı yapılara dokunmadan kesip atmanın mümkünatı yoktur ve birinden kurtulmak için tüm iktidarlı yapıları ortadan kaldırmak gerekir. Bu yüzden, tüm iktidarları karşısına almayan, yani anarşist olmayan her hareket iktidara yenik düşmeye mahkumdur.

“Şimdiye kadarki her hak mücadelesinin iktidar mücadelesine dönüşmesinin, dünün devrimcisinin bugünün gericisi haline gelmesinin temel nedeni budur; çünkü kötülüğün kaynağı iktidar biçimi değil iktidarın kendisidir. “

-Rudolf Rocker

Özgürlüğün yolu iktidardan geçmez. Özgürlüğün önündeki her engelin yaratıcısı olan iktidar, özgürlüğün düşmanıdır. İktidarın olduğu yerde özgürlük yoktur.

Bu durumda biz anarşistlerin en önemli sorumluluğu, mücadele alanlarımızda, gündelik yaşamlarımızda, siyasal ve sosyal tüm ilişkilerimizde iktidarsız alanlar yaratmak ve özgürlükçü pratikler geliştirmektir.

]]>
https://karala.org/dergi/sozluk-3-iktidar-semih-erdem-cankaya/feed/ 0 1245
Gustav Landauer: Yaratarak Yıkmak – Semih Erdem Çankaya https://karala.org/dergi/gustav-landauer-yaratarak-yikmak-semih-erdem-cankaya/ https://karala.org/dergi/gustav-landauer-yaratarak-yikmak-semih-erdem-cankaya/#respond Wed, 26 Jan 2022 17:58:05 +0000 https://karala.org/?p=1135 Anarşizm sadece politik bir ideoloji değildir. Aynı zamanda bir felsefi yaklaşım, düşünme biçimi/yöntemi ve yaşam tarzı oluşuyla birlikte bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Anarşizm bizi baskılayan, aşağılayan, yok sayan, sömüren, katleden tüm mekanizmaları; kapitalist sistemi, devlet mekanizmasını, erkek egemenliği, homofobiyi, gerontokrasiyi, militarizmi kısacası tüm otoriteleri ortadan kaldırma ve yerine adil, özgür bir dünyayı oluşturma mücadelesidir. Ancak bugünün dışında, gelecekte gerçekleşecek bir ideal biçiminde düşünülemez.

Adaletsizliklerin var olduğu kötülüğün dünyasından, özgürlüklerin her daim yaşandığı adil dünyaya geçiş; zor aygıtının yardımı olmaksızın gerçekleşecekse (ki ancak bu zor aygıtı olmadan gerçekleşebilir) bu geçişi sağlayacak olan yöntem bugünden yaşanan örgütlülükleri işaret etmektedir.

Bugünden başlanacak ve küçüğünden büyüğüne, özel olandan genele ve bütünlüklü bir şekilde kurulacak her kolektivite anarşizmi gerçekleştirmeye başlamaktır.

Biz anarşistler bunun farkında olarak bugünden özgür biçimde kurulan doğrudan politik örgütlenmelerle birlikte; bugünden özgür biçimde kurulan ve işleyen yaşamsal örgütlenmelerle sınırsız, sınıfsız dünyayı yaratmayı sürdürüyoruz. İşte bu düşüncenin de anarşist hareketin ortaya çıktığı, anarşizmin politik bir ideoloji olarak tariflendiği ilk zamandan bugüne değişik biçim ve boyutlarda pek çok anarşist tarafından altının çizildiğini ifade ediyoruz.

Anarşizmin gerçekleşmesinde önemli gördüğümüz düşünceleri ve devraldığımız geleneğin içeriğini net bir biçimde ortaya koymayı önemseyen anarşist bir dergi olarak bu sayımızda da anarşizmin yaşamsal boyutunun altını çizen; postmodernistlerden çok önce devleti ve kapitalizmi bir ilişkiler bütünü olarak gören, Türkçe’de az bilinen bir anarşisti, Almanyalı devrimci Gustav Landauer’i ve düşüncelerini anlatmak istiyoruz.

“Ruhsuzluk” ve Devlet

1870’de Almanya’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Landauer genç yaşlarında politik alanda mücadele vermeye başlamış, radikal düşünceleri sebebiyle 1891’de Sosyal Demokrat Parti’den ihraç edilmişti. Politik çalışmalarının yanı sıra William Shakespeare’in eserlerini Almanca’ya çevirmesiyle tanınan Landauer, metafizik ve din konularında da çalıştı. Onun bu yönelimi politik düşüncelerini etkiledi, politik felsefesinde metafizik pek çok öge yer aldı. Tarihteki pek çok politik hareketin/devrimin iktidarı amaçladığını ve iktidarı ele geçirdiği andan itibaren yozlaştığını görmesi, onun politik açıdan devrim olgusunu tartışmasının gerekçesi olmuştu.

Ama bu tartışma devletin, kapitalizmin ve her türden otoritenin karşısında aktif bir mücadele yürütmesine engel değildi.

Der Sozialist’in editörü olarak yazınsal alanda politik mücadeleyi sürdürdü ve fikirlerini Die Revolution (Devrim) ve Aufruf Zum Sozialismus (Sosyalizme Çağrı) kitaplarında dile getirdi.

“Anarşizm iktidarın (hükümranlık, hiyerarşi, zoraki kurumlar) yokluğunu şart koşar; terörizmle eşit bir şey değildir ve egoist bireycilikle temellendirilemez” cümleleriyle anarşizmin toplumsal yönünü dile getirdi.

Toplumsallığın önemine her zaman vurgu yapan Landauer için insanları bir arada tutan, ortak özlem ve ihtiyaçlara karşılık verebilen “ruh” ile; birlik, komünal yaşam ve özgürlük mümkündür. Ruh, yaşama anlamını ve kutsallığını verir. Ruh neşe, güç ve haz ile şimdiki zamanı yapar, yaratır ve ona sızar. Ruh tanımı toplumu imgeler ve ruhun yitimi ile devletler ortaya çıkmıştır. Ona göre ruh nerede ise orada toplum vardır. Nerede ruhsuzluk varsa orada devlet vardır.

Bu sebeple devlet insanları birbirine bağlamanın bir başka yoludur ancak bu yol, yapaylığıyla ruhu bozmaktadır. Devlet; politik bir devrimle, iktidarın alt üst oluşu ile ortadan kaldırılabilecek bir şey değildir. Bu yapaylıktan sıyrılmak için yeni bir ruh yaratılmalıdır.

Özgürlük: Şimdi Burada

Landauer için ruhun yeniden işlerlikte olduğu yeni toplumun yaratımı ancak bugünden kurulacak yeni ilişkilerle mümkündür. Özgürlük, sadece aklen ve fiziken kapitalizmden çıkabilen, kapitalizm içerisinde rol oynamaya son veren ve iradi insan olmaya başlayan kişiler için mümkündür.

Anarşizm/sosyalizm ise, bir idealin yardımıyla yeni bir gerçeklik yaratma mücadelesidir. Ve o ideal de gerçekliğe dönüşecek bir şey değil, içinde bulunduğumuz zamanda kendi gerçekliğimizi yaratmamızı sağlayacak bir referanstır.

Özgür toplumu bugünden özgür bir biçimde örgütlenmeye başlayarak oluşturacağımızı ifade eden Landauer, siyasi devrimin toplumsal dönüşümü sağlayacak yegane yöntem olmadığını düşünür.

Bu sebeple üretim araçlarının sahiplerinin değişmesinin özgür toplumu oluşturmak için yetmeyeceğini düşünse de özellikle Bavyera Devrimi’nden sonra, siyasi devrimi topluluk/komün ruhunun ortaya çıkmasını sağlayacak, yenilenmiş bir ruhla koşulların değişmesi için yolu açabilecek bir olgu olarak daha çok sahiplenmeye başlamıştır.

Landauer anarşist perspektifle eserler üretip mücadele ettiği yıllar boyunca uzun bir dönem toplumsal ayaklanmalara ve politik devrimlere mesafeli olmuşsa da 1918-1919 yıllarındaki Alman Devrimi’nde doğrudan politik mücadelenin içerisinde yer aldı. Politik mücadelenin katkılarını açıklamaktan da geri durmayan Landauer, Bavyera Sovyeti’ne Aydınlanma ve Halk Eğitim Sorumlusu olarak dahil olmuş, bu devrim sırasında Münih sokaklarında katledilmiştir.

Hemen şimdi ve burada gerçekleşmesi gereken sosyalizm/anarşizm onun için kültürel bir harekettir ve şartların, koşulların, maddi unsurların gelişmesi ile zorunlu bir biçimde ortaya çıkmayacaktır. Onun için hiçbir ilerleme, teknoloji, ustalık bize kurtuluş ve iyilik getirmeyecektir. Landauer’e göre büyük dönüşüm sadece ruhtan, sadece içsel ihtiyaçlarımızdan ve içselleştirilmiş farkındalıklarımızdan doğacaktır. Bu düşünceleriyle Landauer döneminin devletçi sosyalistlerine, Marksistlere, Marksizm’in devlet düşüncesine, tarihselciliğine ve sanayileşme mitine karşı çıkmıştır. Bilimciliğin yanlışlarını ortaya koymaya çalışmıştır.

Landauer yine pek çok anarşist gibi eğitim sistemini eleştirmiş, okulları militarizmin öncüsü olarak açıklamıştır. Buna rağmen özgür öğrenimin de özgür toplumun yaratılmasında önemli bir faaliyet olduğunun daima altını çizmiştir.

Toplumun devletçe düzenlenmiş alanlarının ele geçirilmesini, devletsizleştirilmesini isteyen Landauer somut olarak “tüketimin örgütlenmesi sosyalizmin başlangıcıdır” diyerek emeğin yeniden örgütlenmesiyle başlamak gerektiğini düşünmüş, Kropotkin’e referans vererek de kafa ve kol emeğinin birleştirilmesini, merkeziyetçi olmayan teknolojileri önermiştir.

Kooperatifleri, (başta kırlarda) komünleri, komünal yaşamayı savunmuştur. Muğlak bir takas ekonomisini savunsa da onun ekonominin bugünden örgütlenmesi gerektiği fikri toplumsal dönüşümün gerçekleşmesi konusunda önemlidir. Devleti başka türlü ilişkiler kurmaya başlayarak yıkacağımızı düşünen Landauer, yeni bir toplum kurulmak isteniyorsa onu şimdi kurmalı ve uygulamalıyız diyerek “şimdi”nin önemini vurgulamıştır. Onun için gerçek şimdidir.

Bugün kurmaya başlarsak anarşizm mümkündür!

Semih Erdem Çankaya

]]>
https://karala.org/dergi/gustav-landauer-yaratarak-yikmak-semih-erdem-cankaya/feed/ 0 1135