Volin – Anarşist Dergi https://karala.org Karala Tue, 25 Jan 2022 16:18:30 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://karala.org/wp-content/uploads/2022/01/cropped-C1ZNtCuW_400x400-32x32.jpg Volin – Anarşist Dergi https://karala.org 32 32 202283703 Volin 75 Yıl Önce Bugün Ölümsüzleşti https://karala.org/kara-kose/volin-75-yil-once-bugun-olumsuzlesti/ https://karala.org/kara-kose/volin-75-yil-once-bugun-olumsuzlesti/#respond Fri, 18 Sep 2020 16:16:00 +0000 https://karala.org/?p=970 Rusya’da kurulan ilk Sovyet’in örgütleyicisi, Makhnovist kara ordunun savaşçısı devrimci anarşist Volin, 75 yıl önce bugün yaşamını yitirdi. Mücadelesini saygıyla anıyoruz.

]]>
https://karala.org/kara-kose/volin-75-yil-once-bugun-olumsuzlesti/feed/ 0 970
Hüseyin Civan – İktidar ve Sovyet https://karala.org/kara-kose/iktidar-ve-sovyet-huseyin-civan/ https://karala.org/kara-kose/iktidar-ve-sovyet-huseyin-civan/#respond Thu, 09 Apr 2020 13:50:00 +0000 https://karala.org/?p=816 İktidar sovyetlere aitse, o zaman Bolşevik Parti’ye ait olamazdı; ve eğer Bolşeviklerin tasavvur ettiği gibi partiye aitse, o zaman sovyetlere ait olamazdı.

V. M. Eikhenbaum (Volin)

Toplumsal muhalefetin bir kısmında bugünlerde bir Ekim Devrimi telaşı var. Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılında olduğuna yönelik atıflarla, Ekim Devrimi anılıyor. 1917 Ekim’inde başlayan ve 1991 ile kapanan bir sürecin ilk yıllarına referanslarla bir dizi etkinlik gerçekleşiyor. 1991’e yönelik herhangi bir şey yok! O kısım reel sosyalizm muğlaklığıyla, “biz zaten şu tarihten sonrasını devrimin devamı olarak görmüyoruz” anlamlandırmalarıyla atlanıyor. Oysa iyi bir tahlil yapabilmek, marksizmin, leninizmin, stalinizmin, bilimsel sosyalizmin ve proletarya diktatörlüğünün ne olduğunu anlamak için Sovyet deneyimi çok önemli.

Sovyet ve Özyönetim

Özyönetim kavramı, özellikle son beş yılda yaşadığımız coğrafyadaki siyasal deneyimlerle ilişkili olarak güncel siyasette sık başvurulan bir kavram haline geldi. Böyle bir siyasi atmosferde, Sovyet hem kelime kökeni olarak hem de oluşturulduğu dönemlerdeki siyasi işleyiş/yapı olarak özyönetimle bu kadar ilgiliyken, neden “Sovyet deneyimini” sahiplenen kesimler bu ilişkilendirmeyi yapmaktan kaçındı? Bu sorunun cevabı sadece siyasi bir isteksizlik ile ilişkili değil, aynı zamanda bilinçli/ideolojik tercihtir.

Ekim Devrimi’ni hazırlayan Sovyet süreci, milyonlarca işçi ve köylünün toplumsal devrim mücadelesi verdiği taban hareketiydi. Ancak bu hareket, Bolşevik İktidar tarafından ezildi. 1917-1921 arası, bu özyönetimin ve toplumsal devrim sürecinin tasviyesi; merkezi iktidarın yapılandırılması ve devletin tesis sürecine dönüşmüştü. Dolayısıyla “Sovyet”in anlamı ekim süreciyle değişmişti. Tarihi yine iktidardakiler yazmış, Bolşevik Parti’yle uyumlu olan toplumsal devrim mücadelesi verenler bu tarihteki yerlerini almışlar, uyumsuz olanlarsa karşı-devrimci ilan edilmişlerdi. 1917’nin bahar ve yazında Bolşevik Parti’nin peşinden gittiği işçi-köylü hareketleri, Bolşevik İktidar’la beraber mahkum edilir, öncü partinin arka sahnesi gibi resmedilir.

Kasım 1917’den Önceki Kırılma

Şubat 1917’de Petrograd’lı kadınlar ekmek isyanlarını başlattı. 18 Şubat’ta Petrograd’da Putilov Fabrikası işçileri greve gittiler. 22 Şubat’ta grev diğer fabrikalara yayıldı ve 24 Şubat’ta 200.000 işçi greve gitti. 25 Şubat’ta genel grev başladı ve bundan iki gün sonra Çar’ın bu mücadeleyi bastırmak için gönderdiği askeri birlikler devrim mücadelesinin saflarına katıldılar. Bu isyanları bastırmak için tüm araçlarını kullanan Çar’in elinde başka bir şey kalmayınca, Çar tahtı bıraktı. Hemen ardından geçici hükümet kuruldu. Şubat 1917, Ekim Devrimi’ni hazırlayan en önemli süreçti.

İşte tam böyle bir süreçte, Bolşevik Parti, Çar’ın devrilmesiyle sonuçlanan devrimin hemen öncesinde, bu grevlerin düzenlenmesine karşı çıkmıştı. Fabrika komiteleri “öncü parti”yi dinlememişti. Yani Ekim Devrimi ile sonuçlanan süreçteki en büyük kırılmaya Bolşevik Parti engeli konulmaya çalışılmış ancak grevler ve genel grev bu engele rağmen gerçekleşmişti.

İşçilerin Üretim Araçlarını Kontrolü

Bolşevik Parti, üretim araçlarının kontrolünü, ücretli emeğin ortadan kaldırılması ve üretimin işçi komiteleri tarafından kontrolünü amaçladığı için değil; işçilerin, kapitalistler üzerindeki kontrolünün sağlanması anlamında kullanıyordu. Bu politikanın sonucunda, Bolşevik Parti’nin iktidardaki ilk üç ayında, fabrika komiteleri kendi modellerini yaşama geçirmeye çalıştılar. Ancak Bolşevik Parti onarı etkisiz kıldı ve komiteler merkezi otoriteye bağlandı.

Peter Arşinov’un İki Farklı Ekim’de söylediği gibi “Ekim Devrimi’nin iki anlamı var. Toplumsal devrime katılanların, işçilerin ve köylülerin onlara verdikleri anlam; ve bu toplumsal devrimi iktidarı ele geçirerek, onu oluşturan gücün gelişmesini boğan siyasi partinin (Marksistlerin) ona verdiği anlam. Ekim’in bu iki yorumu arasında dağlar kadar fark vardır. İşçilerin ve köylülerin Ekimi, eşitlik ve özyönetim adına parazit sınıfların iktidarının bastırılması demekti. Bolşevik Ekim ise, devrimci aydınlar partisinin iktidarı ele geçirmesi, kendi ‘devlet sosyalizmi’ni yürürlüğe geçirmesi demekti.”

Toplumsal Devrimden Anlaşılan

Tüm sosyalist partiler, devrimin “siyasal” boyutuna odaklanmışken, fabrikalarda, sokaklarda, tarlalarda feodalizmi ve kapitalizmi yıkmanın “siyasal” boyutlarıyla yeterli olmadığı farkediliyordu. Bunun üzerine işçiler fabrikalara, köylüler topraklara el koydu. Kolektifleştirmeler başladı. Halk kendi örgütlerini; sendikalarını, kooperatiflerini, fabrika komitelerini ve konseylerini yani sovyetlerini kurmaya başladı. Bu sovyetler federe bir şekilde örgütlenmişlerdi. Delegeler geri çağırılma ilkesiyle belirleniyordu. Bu sovyetlerin örgütlenmesinde anarşist örgütlerin de sosyalist devrimcilerin de, marksist sosyal-demokratların iki kanadı olan Menşevikler ve Bolşeviklerin de etkisi vardı.

Halk, siyasi bir iktidar değişikliğinden çok, ekonomi ve toplumsal alandaki dönüşümlere odaklanıyordu. Sovyetlerin temel motivasyonunu, yaşamın yaratılması oluşturuyordu. İşte bu temel motivasyon, devrim sürecinde anarşistlerin savunduğu ideolojiydi. Fabrika komiteleri oluşturmak, üretimde özyönetimi işletebilmek, toprak ve fabrika patronlarını mülksüzleştirmek, hükümeti yıkmak, tüm bunlar aracılığıyla toplumu yeniden örgütlemek…

1917 yazında, anarşistler önemli fabrika ve alaylarda sahip oldukları destekle önemli bir güce sahiptiler. Geçici hükümetin devrildiği Ekim Devrimi sürecinde Bolşeviklerle beraber mücadele etmişti. Bolşevik Parti, iktidarı ele geçirince işler değişmişti.

Sovyetler, Bolşevik Parti’nin iktidarı almasıyla beraber bilinçli bir şekilde zayıflatılmıştı. 1918 baharı ve yazındaki Bolşevik Parti’nin lehine olmayan bölgesel sovyet seçimlerinin sonuçları, silahlı Bolşevik kuvvetleri aracılığıyla geçersiz kılınıyordu. Görev süresi Mart 1918’de sona eren Bolşevik Parti kontrolündeki Petrograd Sovyeti, genel seçimleri iktidarını kaybetmemek için sürekli erteliyordu. Sendikalar, bölge sovyetleri, fabrika komiteleri, ordu ve deniz gücü birimlerine Bolşevik Parti kendi delegelerini sokuyorlardı. Böylece parti iktidarı garantileniyordu. Nisan 1918’de Çeka halk arasında en örgütlü muhalif yapı olan anarşistlerin merkezlerine yönelik saldırılar düzenledi. Bunu anarşistlere yönelik katliamlar izledi.

Devletleşme ve Katliamlar

1919’a gelindiğinde Lenin, Troçki ve başka Bolşevik liderler parti diktatörlüğünün gerekli olduğunu açıkça dillendirip teorize etmeye çalışıyorlardı. Yani devrimin dinamosu olan özörgütlü yapılar, merkezi otoriteye bağlanıp yeni devletin kurumları haline getiriliyorlardı. Bakunin’in, Proletarya Diktatörülüğü’nün protelarya üstündeki diktatörlük haline dönüşeceği tahmini doğru çıkmıştı.

Şubat 1921’de Kronştad’da denizciler, toplumsal devrimin merkezileştirilme çabasına karşı bir isyan başlattı. Bu isyan Petrograd’ın birçok yerinde destek gördü. Diktatörlüğe karşı dillendirdikleri metnin ilk cümlesi “Anlaşılıyor ki, şimdiki sovyetler, işçi ve köylülerin isteklerini dile getirmemektedir.” diye başlıyor, Bolşevik Parti’nin siyasal homojenleştirme ve iktidara bağlama politikaları eleştiriliyordu. Ekim Devrimi sürecini başlatanlar olarak görülen Kronştad’lı denizciler ve onların bu eleştirilerini sahiplenen binlerce işçi Lenin’in emriyle, Troçki’nin komutasındaki Kızıl Ordu tarafından katletildi. Aynı Ağustos 1921’de Ukrayna’nın Golye-Polye bölgesinde kendi komünlerini kuran binlerce Mahnovistin katledildiği gibi…

Ekim Devrimi’nin önemi, bir kısım sosyalistin iddia ettiği gibi “ilk başarılı işçi devrimi” olmasıyla ilişkili değil. Ekim 1917’ye kadar bir toplumsal devrimin nasıl örgütlendiğini ve bu tarihten sonra devrimin toplumsal kısmının nasıl sistematik bir şekilde altının boşaltıldığını anlamak adına önemli. Toplumsal devrim mücadelesi verenler olarak, “iktidarın” ne demek olduğunu aklımızda tutmak adına; bu mücadeleyi örgütleyenler olarak, bir toplumsal devrimle siyasal el değişikliğinin farkını anlatabilmek adına; ezilenler olarak, siyasi irademizi sözde bizim lehimize eline almaya çalışanların aslında ne yapmak istediklerini anlamak adına; anarşistler olarak, yaşadığımız ihanetin, siyasi zorbalığın, sindirme politikalarının, katliamların nasıl özgürlükçü renklere boyanabileceğini görmek adına önemli.

Yüzyıl önce ve yüz yıl sonra, Bolşevik İktidarın Kronştad Katliamı’nda da, Ukrayna’da yaptıklarını da unutmayız. Halkın özörgütlü gücü yenilmeyecek!

Hüseyin Civan

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 41. sayısında yayınlanmıştır.

]]>
https://karala.org/kara-kose/iktidar-ve-sovyet-huseyin-civan/feed/ 0 816
Sosyal Devrimle İlgili İki Karşıt Anlayış – Volin https://karala.org/dergi/sosyal-devrimle-ilgili-iki-karsit-anlayis-volin/ https://karala.org/dergi/sosyal-devrimle-ilgili-iki-karsit-anlayis-volin/#respond Sat, 13 Oct 2018 12:46:00 +0000 https://karala.org/?p=501 Dergimizin bu bölümünde, anarşizmin teorisine ve pratiğine dair çeşitli çeviri yazılara yer vereceğiz. Geçtiğimiz aylarda yayınlanan ve Rus Devrimi’ndeki Bolşevik ihaneti en iyi anlatan kitaplardan biri olan “Bilinmeyen Devrim”den bir bölüm yayınlıyoruz. Volin bu çalışmasında, Kropotkin’in devrimci mücadeleleri anlatmak için kullandığı yönteme de uygun bir şekilde, toplumsal devrime yönelik iki karşıt anlayışı anlatıyor.

Ana görevimiz, olanaklarımız ölçüsünde Rus Devrimi’nde bilinmeyen ve az bilinen yanları tespit edip incelemektir. Batı ülkelerinde görmezden gelinmemekle birlikte dikkate alınmayan veya daha doğrusu yüzeysel olarak dikkate alınan bir olgunun tekrar altını çizelim.

Ekim 1917’den itibaren, Rus Devrimi yepyeni bir yola, Büyük Sosyal Devrim yoluna girdi. Böylece son derece özel, tamamen keşfedilmemiş bir yolda ilerledi.

Daha az bilinen ve birçok okur bakımından beklenmedik bir başka olguya geçelim. Yine de geçerken okura bunu sezdirmiştik. 1917 Ekim Devrimi’ne kadar birbirini izleyen krizler ve başarısızlıklar boyunca, gerçekleştirilecek olan Sosyal Devrim anlayışı olarak yalnızca Bolşevizm yoktu. Politik, otoriter, devletçi ve merkeziyetçi karakteriyle Bolşevizm ile akraba (sol) Sosyalist-Devrimci öğretinin ve benzer birkaç küçük akımın yanı sıra, Sosyal Devrimi açıkça ve eksiksiz bir biçimde öngören bir ikinci temel fikir de biçimlendi ve devrimci çevreler arasında olduğu gibi, emekçi kitleler arasında da yaygınlaştı: Bu anarşizm fikriydi.

Başlangıçta çok zayıf olan etkisi, olaylar genişledikçe arttı. 1918 sonlarında da bu etki o duruma geldi ki, hiçbir eleştiriyi hele bir çelişki veya bir muhalefeti hiç kabul etmeyen Bolşevikler ciddi biçimde endişelendiler. 1919’dan başlayarak 1921 sonlarına kadar Bolşevikler bu fikrin ilerlemesine karşı alabildiğine ciddi bir mücadele, gericiliğe karşı olandan daha uzun ve zorlu bir mücadele yürütmek zorunda kaldılar.

Bu noktada pek bilinmeyen bir üçüncü olgunun altını çizelim: İktidara gelen Bolşevizm, anarşist ve anarko-sendikalist fikir ve hareketle, ideolojik veya somut deneyimler alanında değil, açık ve dürüst araçlarla değil, gericiliğe karşı kullandığı aynı baskı yöntemleriyle, yani saf şiddet yöntemleriyle mücadele etti. İşe liberter örgütlerin merkezlerini hoyratça kapatmakla, anarşistlere her türlü propagandayı veya faaliyeti yasaklamakla başladı. Kitleleri anarşistlerin sesini duymamaya, bu sesin değerini bilmemeye mahkum etti. Ancak bu baskıya rağmen, anarşist fikir zemin kazanmaya devam ettiğinden, Bolşevikler hızla daha şiddetli önlemlere, hapse atmaya, yasadışı ilan etmeye, ölüm cezasına çarptırmaya geçtiler. Bu koşullarda – biri iktidarda, diğeri iktidarın karşısında- iki eğilim arasındaki eşitsiz mücadele derinleşti, büyüdü ve belli bölgelerde gerçek bir iç savaşa vardı. Özellikle Ukrayna’da bu savaş durumu iki yıldan uzun sürdü, Bolşevikleri anarşist fikri boğmak ve bu fikrin esinlendirdiği halk hareketlerini ezmek üzere tüm güçlerini seferber etmek zorunda bıraktı.

Böylece Sosyal Devrim ile ilgili iki anlayış arasındaki mücadele ve bu bağlamda Bolşevik iktidar ile kimi emekçi kitle hareketleri arasındaki mücadele, 1919-1921 dönemi olaylarında çok önemli bir yer tuttu.

Bununla birlikte, son derece anlaşılır nedenlerle aşırı sağdan aşırı sola kadar tüm yazarlar – liberter edebiyat hariç – bu olguyu sessizce geçiştirirler. Dolayısıyla bunu tespit etmek, bu olguyla ilgili tüm ayrıntılı bilgileri vermek ve okurun dikkatini bu olaya çekmek zorundayız.

Diğer taraftan, ikili bir sorun ortaya çıkmaktadır:

1- Ekim Devrimi arifesinde Bolşevizm halkın oylarının ezici çoğunluğunu topladığına göre, anarşist fikrin öneminin ve hızlı yükselişinin nedeni nedir?

2- Anarşistlerin Bolşeviklere karşı konumu tam olarak neydi ve niçin Bolşevikler liberter düşünce ve hareketle mücadele etmek, hem de şiddetle mücadele etmek zorunda kaldılar?

Bu iki soruya cevap vermek, Bolşevizmin gerçek yüzünü göstermek bakımından bize en kolay yol olarak gözüküyor.

Mevcut bu iki fikri ve eylem halindeki iki hareketi karşılaştırarak, onları daha iyi tanımak, onlara gerçek değerlerini vermek, iki kamp arasındaki bu savaş halinin nedenini kavramak ve nihayet Bolşevik Ekim sarsıntısından sonra devrimin “nabzını tutmak” daha olanaklı olacaktır.

Dolayısıyla mevcut iki fikri ana hatlarıyla karşılaştıralım:

Bolşevik fikir, burjuva devletinin yıkıntıları üzerine yeni bir “işçi devleti” kurmak, bir “işçi ve köylü hükümeti” oluşturmak, “proletarya diktatörlüğü”nü oturtmaktı. Anarşist fikir hangisi olursa olsun bir politik devlete, bir hükümete, bir “diktatörlüğe” başvurmaksızın toplumun ekonomik ve sosyal temellerini dönüşüme uğratmak, yani devrimi gerçekleştirmek ve onun sorunlarını politik ve devletçi yolla değil, son kapitalist hükümeti alaşağı ettikten sonra, bizzat emekçilerin birliklerinin doğal ve özgür, ekonomik ve sosyal bir faaliyeti yoluyla çözüme kavuşturmak idi.

Diğer anlayış ise şunu varsayıyordu: Politik ve devletçi örgütlenmenin kesin olarak terk edilmesi; yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeylerde ekonomik, sosyal, teknik veya diğer örgütlerin (sendikalar, kooperatifler, değişik birlikler vs.) doğrudan ve federatif bir anlaşması ve işbirliği; dolayısıyla hükümet merkezlerinden kendisinin kumanda ettiği çepere doğru giden, ne hakimiyet ne de kumandanın olduğu, somut gereklere göre doğal ve mantıksal biçimde saptanmış gerçek ihtiyaçlara ve çıkarlara uygun ekonomik ve teknik bir merkezileşme.

Anarşistlere yönelik sadece “yıkmayı” bilirler, hiçbir “olumlu” yapıcı fikirleri yoktur yakıştırmasının, hele bu yakıştırmayı onlara “solcular” yaptığında ne denli saçma – veya çıkarcı – olduğuna işaret etmek yerinde olacaktır. Aşırı sol partiler ile anarşistler arasındaki tartışmaların konusu her zaman burjuva devletinin yıkılmasından (ki bu konuda herkes hemfikirdir) sonra yerine getirilecek olumlu ve yapıcı görevdir. Bu durumda yeni toplumun kuruluş tarzı ne olacaktır: Devletçi, merkeziyetçi ve politik mi yoksa federalist, politik-olmayan ve yalnızca sosyal mi? Birbirleri arasındaki çekişmelerin konusu her zaman bu olmuştur: Anarşistlerin ana kaygısının her zaman tam da geleceğin inşası olduğunun tartışmasız kanıtıdır bu!

Partilerin politik ve merkezileşmiş “geçici” devlet tezinin karşısına anarşistler kendi tezini koyarlar: Ekonomik ve federatif gerçek topluluğa adım adım ama dolaysız geçiş. Politik partiler yüzyıllara ve köhneleşmiş rejimlerden miras kalan sosyal yapıya dayanırlar ve bu modelin yapıcı fikirler içerdiğini ileri sürerler. Anarşistler ise yeni bir kuruluşun daha başından itibaren birtakım yeni yöntemler gerektirdiğini kabul ederler ve bu yöntemleri önerirler. Tezleri doğru veya yanlış olsun, her halükarda ne istediklerini gayet iyi bildiklerini ve net yapıcı birtakım fikirlere sahip olduklarını kanıtlar.

Genel olarak, yanlış -veya çoğu zaman bilinçli olarak hatalı- bir yorumlama, liberter anlayışın her türlü örgütlülüğün yokluğu anlamına geldiğini ileri sürer. Bundan daha yanlış bir şey yoktur. Söz konusu olan “örgütlülük” veya “örgütsüzlük” değil, iki farklı örgütlülük ilkesidir.

Her devrim, kaçınılmaz olarak, az çok kendiliğinden bir biçimde, dolayısıyla karışık, kaotik bir tarzda başlar. Açıktır ki – ve bunu liberterler de tıpkı diğerleri gibi gayet iyi anlarlar- bir devrim burada, bu ilkel aşamada kaldığı takdirde yenilgiye uğrar. Devrimde, diğer her türlü insani faaliyette olduğu gibi, kendiliğinden atılımın hemen ardından örgütlülük ilkesi devreye girmelidir. İşte asıl mesele de o zaman doğar: Bu örgütlülüğün tarzı ve temeli ne olmalıdır?

Birileri tüm işi ele almak, onu kendi anlayışına göre yürütmek, bu anlayışı tüm topluluklara kabul ettirmek, bir hükümet kurup devleti organize etmek, iradesini halka dikte etmek, güçle ve şiddetle “yasaları”nı kabul ettirmek, kendisiyle hemfikir olmayanlarla mücadele etmek, onları tasfiye etmek ve hatta ortadan kaldırmak üzere bir merkezi yönetici grubun – “seçkinler” grubunun – oluşması gerektiğini ileri sürer.

Liberter teze göre, devrimin yapıcı sorunlarının tümüne her yerde girişmesi gereken, gerçek ihtiyaçlara göre federe ve merkezileşmiş değişik sınıfsal örgütlenmeleri (fabrika komiteleri, sanayi ve tarım sendikaları, kooperatifler vs.) aracılığıyla bizzat emekçi kitlelerdir. Özgür ve bilinçli olduğundan, güçlü ve verimli eylemleriyle, çabalarını tüm ülke çapında eşgüdümlü kılmalıdırlar. “Elitler”e gelince, liberterlerin anlayışına göre, onların rolü kitlelere yardımcı olmaktır. Onları aydınlatmak, onları eğitmek, onlara gerekli öğütleri vermek, onları şu veya bu girişime yönlendirmek, onlara örnek oluşturmak, eylemlerinde onları desteklemek ama hiçbir biçimde onları hükümet olarak yönetmemek.

Liberterlere göre, sosyal devrimin sorunlarının mutlu çözümü ancak milyonlarca insanın özgürce ve bilinçli olarak ihtiyaçlarının ve çıkarlarının ama aynı zamanda fikirlerinin, güçlerinin, yeteneklerinin, becerilerinin, yetilerinin, eğilimlerinin, mesleki bilgilerinin, ustalıklarının tüm çeşitliliğini katıp uyumlu hale getirdikleri kolektif ve dayanışmacı eserinden doğabilir. Ekonomik, teknik ve sosyal organizmalarının doğal işleyişiyle, “elitler”in yardımıyla ve gerektiğinde, özgürce örgütlenmiş silahlı kuvvetlerinin korumasıyla, emekçi kitleler, liberterlere göre, sosyal devrimi ileri doğru fiilen itebilir ve tüm görevlerini pratik olarak adım adım gerçekleştirebilirler.

Bolşevik tez bunun tam tersidir. Bolşeviklere göre, (“işçi” adı verilen ve sözde “proletarya diktatörlüğü” uygulayan) bir hükümet kurarak sosyal dönüşümü sürdürecek ve onun muazzam sorunlarını çözecek olan elittir – onların elitidir-. Kitleler, bu elitin niyetlerini, kararlarını, emirlerini ve yasalarını sadık bir biçimde körü körüne “mekanik olarak” uygulayarak ona yardımcı olmalıdır (liberterlerin elitin kitlelere yardım etmesi gerektiği yolundaki tezinin tam tersi). Kendisi de kapitalist ülkeler silahlı kuvvetlerinden kopya edilmiş silahlı kuvvetler de “elit”e körü körüne itaat etmelidir.

İki fikir arasındaki esas fark bu oldu ve budur.

1917’de Rusya’daki sarsıntı anında sosyal devrim ile ilgili iki karşıt anlayış da bunlar oldu.

Bolşevikler, söylediğimiz gibi, anarşistlerin söylediklerine kulak vermek bile istemediler, tezlerini kitleler önünde sergilemelerine de izin vermediler. Mutlak, tartışmasız, “bilimsel” hakikate sahip olduklarına inanarak, bunu dayatıp acilen uygulama iddiasıyla, kitlelerin ilgisini çekmeye başlar başlamaz, tüm hakimlerin, zalimlerin ve engizisyoncuların geleneksel yöntemiyle, şiddet yoluyla liberter hareketle mücadeleye girişip tasfiye ettiler.

Ekim 1917’den itibaren, iki anlayış gitgide keskinleşen ve olanaklı bir uzlaşmaya yer bırakmaz biçimde bir çatışmaya girdiler.

Dört yıl boyunca bu çatışma, 1921 sonlarında liberter akımın “manu militari” (silahlı kuvvet marifetiyle) kesin olarak ezilmesine kadar, devrimin dönüm noktalarında gitgide daha çarpıcı bir rol oynayarak Bolşevik iktidarı diken üzerinde tuttu.

Daha önce söylediğimiz gibi, bu olgunun önemine ve verdiği derse rağmen veya daha çok o yüzden, bütün “politik” basın tarafından özenle görmezden gelinmiştir.

]]>
https://karala.org/dergi/sosyal-devrimle-ilgili-iki-karsit-anlayis-volin/feed/ 0 501