Posts /


Dişimiz Kırılır, Başımız Eğilmez! - Doğuş Özdemir

Dişimiz Kırılır, Başımız Eğilmez! - Doğuş Özdemir

(tahmini okunma süresi 3 dakika)

Yayınlanma   7 Şubat 2021

Ankara, devletin başkenti. Bütün gri binalarıyla, bütün karanlığıyla devlet burada. 2016 yılında ilan edilen OHAL’den beri şehirde her türlü eylem ve etkinlik fiilen yasak. Son bir yılda Ankara’da onlarca eyleme polis saldırdı. Bu saldırılarda yüzlerce insan gözaltına alındı. Ankara’da eylem yapmak, pek çok yerden farklı birçok şey gerektiriyor.

Yaşadığımız coğrafyada polis şiddeti her yer için bir gerçeklik fakat Ankara’da daha özel şekillerde karşımıza çıkıyor. Ankara’da sıradan bir eylem gününden bahsedelim. Eylem çağrısı yapılan yer eylemin saatler öncesinden, binlerce polis tarafından, yüzlerce metre öteden itibaren işgal edilmiş oluyor. Bu o kadar büyük bir işgal ki, çağrı yapılan alana ulaşsanız bile, o alanda duran polis sayısı nedeniyle fiziken orada bulunmanız mümkün olmuyor. Bu yüzden, eylem alanına ulaşabilmek için oraya yakın bir alanda toplanmanız gerekiyor. Tabii ki polisin işgal etmediği bir alanda. Bu alanın eylem alanına olan uzaklığı, polisin o günkü korku düzeyinin yüksekliğiyle doğru orantılı. Ne kadar çok korkmuşlarsa o kadar büyük çapta bir işgal hareketiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu çap, kilometrelerce uzaktaki evinizin önüne kadar genişleyebilmekte.

Ankaralılar bilir; Ankara’da eylem, çağrı yapılan alanda değil en güçlü toplanma hali nerede sağlanabilmişse orada başlar. Bu toplanma hali çok önemlidir, bir araya gelmememiz için ellerinden geleni yaparlar. Bunun için vaktiyle bir toplanma noktasında 2 canlı bomba patlattılar bu şehirde.

Bu yerler kimi eylemlerde tek bir noktada, kimi eylemlerde birden fazla noktada olabilir. Kimi zaman tek kişiyle başladığı olur eylemin ve yüzlerce polis için, tek bir kişi başlatır korku vaktini. Ama her türlü işgale, kuşatmaya rağmen mutlaka bir yerlerden kırılır abluka. Selam olsun tüm bunlara rağmen cesaretle ablukayı parçalayanlara!

Ankara’da şiddet, hayır demenizle birlikte başlar. Neye hayır dediğinizin bir önemi yok, kime hayır dediğinizle ilgilidir konu! Koskoca devlete hayır denir mi hiç? Vardır bir bildikleri, göz koydularsa ekmeğimize veya özgürlüğümüze.

Ben de hayır diyenlerdenim, evet. Yere düşürüldükten sonra ters kelepçe vurulan, başını eğmeyip slogan atan ve çevresi kalkanlarla kapatıldıktan sonra yüzüne bilincini kaybedene kadar tekme atılıp dişleri kırılan. Ama şanslı olanlardanım, bir de tutuklananlarımız var. Sırf hayır dediği için çıplak arama ve türlü işkenceye maruz kalanlarımız, sonra katledilenlerimiz; kurşunlara ve bombalara hedef olanlarımız var.

Burada şiddet, hayır demenizle başlar. Emir kulları(!) demir kesercesine saldırır size; o masum biber gazıyla, jopla, sayısız hakaretle, küfürle… Dedim ya neye hayır dediğinizin bir önemi yok, kime hayır dediğinizle ilgilidir konu. Bırak hayır demeyi, hayır demeye niyetliyseniz dahi evinizin önüne pusu kurar, komşularınızın gözü önünde tekme tokat alıverirler sizi zırhlı bir aracın içine. Eylem saati geçene kadar hiç bir işlem yapılmadan, kendi yasalarıyla dalga geçercesine, emniyetin otoparkında esir tutarlar sizi. Yakalayamazlarsa evden çıkarken, ilk gördükleri yerde bacağınızı kırarlar. Ve gözünüzün içine bakarak derler ki: Ben devletim, beni tanı.

Devlet! İyi tanırız seni. En iyi biz tanırız. Sen de bizi iyi tanırsın elbet. Binlerce robokop çalıştırır durursun bizim için. Ekmek diyene gaz, adalet diyene kurşun, özgürlük diyene bomba atarsın. Güvenliğin savaş, adaletin hapistir; özgürlüğün kölelik, varlığın yoksulluktur. Seni en iyi biz tanırız zenginlerin, patronların, asalakların koruyucusu; zalimliğin mucidi, mazlumların düşmanı!

Biz böyle tanıyoruz ya seni, sen de bizi bilirsin. Bize robokopların, bize gaz bombaların, bize mermin, bize işkencelerin, bize bütün bu işgallerin, pusuların; hepsi vız gelir bize. Dünyanın bütün silahları senin elinde, biliriz. Dünyanın bütün silahları bile başımızı eğemez bizim, sen de bilirsin. Bilirsin dişimiz kırılır, başımız eğilmez! Bilirsin pahası önemsizdir, ne pahasına olursa olsun, bu ablukayı dağıtırız!

“Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya

Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya

Anamız çay demliyor ya güzel günlere

Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa

Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız

Bu, böyle gidecek demek değil bu işler

Biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz

Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını

İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz.”*

*Cemal Süreya - 555K**

**5. Ayın 5’inde Saat 5’te Kızılay’da.

yazdır

  Şurada paylaş: