Adam Olmak – Doğuş Özdemir

0
318

Ben de anarşist doğdum. Kulağıma ilk ismimi üflediler. Yanına da birkaç dua, birkaç tanrı, birkaç niyet… Önce konuşmayı öğrettiler, sonra yürümeyi. Bir de devleti öğrettiler 7 yaşıma doğru. Gerçi daha önce birkaç kez tehdit edilmiştim devletle. Söz dinlemezsem, uslu olmazsam, susmazsam polis çağrılacaktı. Susmamamın polisi neden ilgilendirdiğini çok sonra anladım.

Devletle tanışıklığım resmen 7 yaşında başladı. Annem ve babam adam olayım diye yaşlılar dışında herkesin aynı kıyafetleri giydiği, tel örgülerle çevrili binaya beni ilk götürdüklerinde… Buranın hapishaneyle olan benzerliğini de sonra anladım. Babam yaşlarında biriyle tanıştırdılar, babam etimi ona verdi, kemiğimi kendine ayırdı. Sonra kemiği de sizin buyrun diye bitirdiler anlaşmayı. Öğretmenmiş. Bu et kemik meselesine uyanmam, yine susmadığım için yediğim bir tokatla oldu. En iyisini o bilir, senin iyiliğin için dediler.

Her sabah tel örgülerle çevrili binanın havalandırmaya benzeyen avlusunda toplanmaya başladık. Tek sıra halinde diziliyoruz, rahat diyorlar rahat değiliz; hazır ol diyorlar tam olarak neye hazırlanacağımız hakkında hiçbir fikrimiz yok. Karşıda altın rengi bir heykel, put gibi duruyor. Dediler ki her şeyi bu heykele borçlusunuz. Tepesinde bir bayrak, dediler ki kırmızısı kandır, bugün burada bunun sayesinde duruyorsunuz. Sonra korkma sönmez bu şafak larda yüze nal sancak, sönme den yurdu mu nüstünde, tüte nenso no cak o be nimmille timin… Buralarda bağırmak, en kötü ihtimalle söylemek gerekiyor, yoksa başına iş açıyorlar.

Türk’müşüz, doğruymuşuz, çalışkanmışız, varlığımız Türk varlığına armağanmış, ne mutlu Türk’üm diyeneymiş. Bayrağın adı Türk bayrağıymış, heykelin adı Atatürk. Ben de Türk’müşüm ve tüm dünya bize düşmanmış. Türk’ün Türk’ten başka dostu yokmuş.

Sonra bu böyle bir sene gitti. Havalar ısınınca mahalledeki camiye gitmeye başladım her sabah. Babamla imam arasında yine bir et kemik meselesi geçti. Burada işler biraz daha farklıydı. Başka bir alfabe, başka kitaplar, başka kelimeler girdi işin içine. Okuldaki kız arkadaşlar burada kaybolmuştu. Onlarla arkadaşlık kurmamızın sakıncalı olduğu, bir biçimiyle anlatıldı. Olağan akışın dışındaki herhangi bir eylemin dayakla sonuçlanması ve itaat kültürü burada da baskındı. Birilerinin istediğini yapmazsam öldükten sonra cayır cayır yanacağımı öğrendim. Okuldakinin bir yan dalı olarak müslüman olduğum, sünni olduğum, en doğru inancın bizimki en kötü inancın diğerlerininki olduğu iyice öğretildi. Müslümanın müslümandan başka dostu yokmuş, diğer herkes bize düşmanmış.

Böyle böyle büyüdüm. Beni adam etmeye başladılar. Tam 8 sene boyunca bilfiil mesai yaptım. Her sene iki kez değerlendirildim. Değerlendirmenin en büyüğü 8. senenin sonunda geldi. Bir uyum testine soktular. Yukarıdan aşağı sıralandık. Benimki bir hayli aşağıya düştü. Fena halde uyumsuz çıktım.

Tabii benim bugün uyumsuzluk dediğim başarısızlık, tembellik falan filan… Artık lisedeydim, Endüstri Meslek Lisesi! Burada mesele biraz sertleşti. Yeni kıyafetler alındı, yeniden numaralandırıldık ve yeni yeni şeyler “öğrenmeye” başladık. Tüm bu sürecin bir tımar etme süreci olduğunu, niyetin bir şeyler öğretmek değil de bir şeye dönüştürmek olduğunu burada anlamaya başladım. Dayağın dozu biraz arttı, itaat etmek, susmak aynen devam etti ama işler daha bir ciddileşti. Daha fazla Türk olmaya başladım. Biz Türkler öyle yaman insanlarmışız ki kökümüz bilmem kaç bin yıllara dayanıyormuş. Binlerce yıldır cesurca savaşıyormuşuz. Binlerce yıldır bütün düşmanlarımız hep alçakmış. Kürtler bölücü, Ermeniler yalancı, Rumlar hırsız, Yunanlar hain, İngilizler korkak, Almanlar düzenbaz, Araplar ne bileyim işte, sahtekar falan. Ama biz harikaymışız. Anlı şanlı bir tarihimiz varmış, diğerleri hep yenilirken biz herkesi yenip duruyormuşuz.

Burada staj diye bir şey icat ettiler. O güne kadar okumazsam adam olamayacağım ve adam olamayanların bulunduğu sanayiye gönderileceğim söylenirdi. Bu stajı adam olamayanlara yaptırıyor olacaklar ki kendimi sanayide buldum. Et kemik meselesinde devir teslim işlemi birkaç resmi evrak marifetiyle bir patronla yapıldı. Anlı şanlı bir stajyerdim artık. Etim okulda, kemiğim patronda. Bu stajyer kelimesinin Fransızca kökenini sonradan öğrendim. Manastırda çile süresi demekmiş. Gerçek bir çileydi.

Şaşmaz Oto Sanayi Sitesi Aydoğmuş Şanzıman Lti. Şti. adlı manastırda çilem başladı. İlkokuldaki bayrak biraz tozlanmış olsa da burada da vardı. Heykelin bir portresi baş köşeyi kapmıştı. Camideki dualar farklı dolapların kenarından köşesinden sarkıyordu. Her iki mekanın ruhunu taşıyordu Aydoğmuş Şanzıman. Her iki mekanda olduğu gibi burası da itaatin ve dayağın dozunu artırmıştı. Küfürler, hakaretler havada uçuşmaya başladı. Haftada 6 gün, günde en az 12 saat. Yazın sıcakta, kışın ayazda. İş kazası dedikleri şeyin iş cinayeti olduğunu burada öğrendim. Patronun parasının canımdan önemli olduğunu…

Sürekli çalıştırıldım. İş yoksa da bana yapılacak bir iş illa ki bulunurdu. Temiz dükkanı temizler, sıkılı vidayı sıkar, düzenli tezgahı düzenlerdim. Musluktan damlayan suyun yere buz olarak düştüğü ayazda, mengene demiri soğuktan elime yapışırken patron inatla açmazdı ısıtıcıyı. Siz gençsiniz derdi, çok yakıyor! Patronun odasında yoktu aynı ayazdan, kısa kollu gömlekle otururdu akşama kadar. Mesleki Eğitim Kanunu’na göre asgari ücretin bilmem kaçta birini alıyordum. Haftalık 100 liraya denk geliyordu. Henüz adam olmadığımın açık ispatıydı bu bilmem kaçta bir oran. Adam olsam tam maaş almam gerekirdi. Ama adam değilsem her adam kadar da çalışmamam gerekiyordu bu açıdan bakınca. Gerçi içinde bulunduğum sanayi komple adam olmayanlara özel bir yerdi bir yandan. Ama işte öyle her istediğimiz yerden bakamazdık tabii, adam olmadığımız için.

Bu adam etme sürecinin sondan birinci aşaması olarak eğitim hayatım böyle böyle bitti. Parkurun son ayağında karşıma askerliği çıkardılar. Dediler ki adam olmak için elinin silah tutması lazım. Devlet için ölmen, devlet için öldürmen lazım. Et, kemik, bayrak, heykel, torna tezgahı hepsini geçirdim gözümün önünden. Dedim ki bu kadar pisliğin içinden fabrika ayarlarına dönmeden kurtulmak zor. Dedim ki kusura bakmazsanız artık benim de konuşma zamanım geldi: Benden adam olmaz. Benden olsa olsa anarşist olur; doğduğum gibi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz