Yalan (3): Demokrasi – Mahmut Demir

0
293

Bugün iktidarların yalanlarını toplumsallaştırmakla yetkili bir propaganda bakanlığı olmasa da; hipnoz, illüzyon, hile, kandırmaca, manipülasyon gibi farklı yöntemlerle toplumlar ve toplumları oluşturan her bir birey yalanlarla dolu propagandalara maruz kalıyor. Devletin resmi tarihinden her gün izlediğimiz haber bültenlerine; kitaplardan filmlere; kapitalizmin reklamlarından radyo, televizyon ve internete kadar pek çok araçla meşrulaştırılan bu yalanları, dergimizin “yalan köşesi” bölümünde ayyuka çıkaracağız.

“Demokrat olmamamızın sebeplerinden biri de, demokrasinin önünde sonunda savaşa ya da diktatörlüğe yol açmasıdır. Fakat diktatörlük destekçisi de değiliz; çünkü başka birçok sebebin yanı sıra, diktatörlük her zaman demokrasi isteğini uyandırır, demokrasiye geri dönüşü kışkırtır ve böylece halkların sahte özgürlükle açık ve vahşi tiranlığın arasında sürekli gidip geldiği kısır döngüyü sürdürür.”

-Errico Malatesta

Demokrasi gündelik dilde halkın kendi kendini yönetmesi anlamında kullanılır. Buna göre halk, kendi arasından seçtiği temsilciler aracılığıyla kendi kararlarını kendisi almış olacaktır. Bu yönetim biçiminde yöneticileri halk seçer. Bu iddianın hayata geçirilişi noktasında yüzlerce kendine özgü örnek olsa da, her pratiğin temeli aynı aldatmacaya dayanır. Demokrasi halkın kendi kendini yönetmesi olarak tariflense bile gerçekte ayrıcalıklı bir sınıfı korumaktan başka bir işe yaramaz.

Demokrasi Muğlaktır

Öncelikle demokrasi kavramına yüklenen onlarca farklı anlam, bu kavrama dair büyük bir muamma yaratmıştır. Öyle ya da böyle tüm politik tartışmaların meşrulaştırıcısı, her şeyin bahanesidir. Her şey demokrasi için yapılır, her vaadin altı daha demokratik olmayla doldurulur. Demokrat olunur, demokratik açılım yapılır, demokrasi götürülür. Hatta en meşhurunu ABD, Irak’a götürmüştür! Bu farklı kullanımlar ve farklı pratikler kavramı muğlaklaştırmıştır. Aslında kavram bir şeyi ifade etmekten çok, bir şeyi gizlemek üzerine kurgulanmıştır.

Temsiliyet Teslimiyettir

Belirli bir kişi veya grup, elbette bir topluluğun sözünü aktarması veya yaşamın örgütlenmesi noktasında sorumluluk alabilir. Ancak demokrasilerde söz konusu olan bir sözü aktarma veya bir sorumluluktan çok; başkasının yerine söz söyleme yetkisi ve buna bağlı ayrıcalıklardır. Belirli bir kişi veya grubun, diğerlerinin adına karar vermesi onu diğerlerinden ayrıcalıklı bir pozisyona koyar. Halkın kendi arasından temsilciler seçerek onları yetkilendirmesi iradenin teslim edilmesidir. Kaldı ki yaşanan çoğu zaman halkın kendi arasından temsilciler seçmesi de değil, birkaç kişinin halkı kandırarak onların iradelerini teslim almasıdır. Ve temsiliyet, teslimiyettir.

Demokrasi Çoğunluğun Diktatörlüğüdür

Demokrasilerde kararlar oylama yapılarak, çoğunluğa göre alınır. Birçoklarına göre karar alma süreçlerinde oylama harici bir yöntem ya ütopiktir ya despotik. Ancak asıl despotik olan oylamadır. Çünkü kaçınılmaz olarak birileri yok sayılır. Buna göre, bir karar ne kadar çok kişinin çıkarınaysa o kadar iyidir. Dolayısıyla ne kadar çok kişinin çıkarına değilse o kadar çok kişi için kötü demektir. Azınlık olan yok sayılır. Oylamanın herkesi eşitlediği söylenir ancak oylamayla yapılan eşitleme değil, aynılaştırmadır. Ezen ezilen, zengin fakir, kadın erkek herkes aynılaştırılır, bir rakama indirgenir. Yani kısacası “kabul edenler, kabul etmeyenler, kabul edilmiştir.” Demokrasi, “doğal olarak” çoğunluğun diktatörlüğüdür.

Oylama Oyalamadır

“Diktatörlükler, demokrasilere yalnızca iktidarı ele geçirebilenlerin daha rahat despotluk ve tiranlık yapabileceği bir yönetim biçimi bulduklarında karşı çıkar.”

-Errico Malatesta

Genel oy hakkı ilk ortaya atıldığından beri halk için bir kazanım olarak ele alınsa da aslında bir illüzyon yaratır. Halkın istekleri, öfkeleri düzene eklemlenmiş ve ezilenlerin mücadelesinin önüne bir set çekilmiştir. İktidarı yok etmekten başka kurtuluş yolu olmayan ezilenler için oylama, oyalamadır. Oy hakkının tarihine baktığımızda, elbette halkların uzun yıllar süren mücadelelerinin sonunda kazanılan bir hak olduğu görülür. Uzun yıllar süren mücadeleler sonucunda ortaya çıktığı doğrudur. Ancak kırıntıları değil dünyayı isteyenlerin, tam olarak ne kazandığına bakması gerekir. Kırıntıları değil dünyayı isteyenler için, bizi bir öncekinden daha az veya daha çok sömürecek yöneticiyi seçmek kazanım değildir.

Demokrasi Yalandır

“Demokrasi bir yalandır, zulümdür ve gerçekte oligarşidir: Yani ayrıcalıklı bir sınıfın çıkarlarını gözeten birkaç kişinin yönetmesidir.”

-Errico Malatesta

İktidarların ayrıcalıklı konumlarını korumak için yarattığı bu illüzyondan ezilenlerin çıkarına bir sonuç beklenemez. Yani iktidar sahiplerinin yarattığı bir sistemin, iktidarları yenmek için kullanılamayacağı ortadadır. Demokrasi yoluyla ezilenleri temsil eden her hareket, düzenin koşullarına hapsolmaya ve yavaş yavaş o düzenin bir parçası haline gelmeye başlar. Halkın seçtiği iddia edilen kişilerin yaşadığı gerçeklikle, halkın gerçekliği arasında uçurum vardır. Ve kişi “seçildikten” sonra, “seçilmeden” önceki konumunun hiçbir önemi kalmaz.

Birkaç yılda bir önüne konulan sandıkta birkaç kağıt doldurulur ve umutla beklenir. Beklenen gerçekleşirse birkaç yıl sonra yine beklemeye başlanır. Gerçekleşmezse beklenmeyen meşrulaşmış olur. Çünkü sandıktan ne çıkarsa odur. Tüm bu yanılsamalar demokrasiyi monarşinin karşısında konumlandırsa bile aslında pek bir farkları yoktur. Her iki yönetim şekli de küçük bir kesimin çıkarlarını temsil eder. Demokrasiyi tehlikeli kılan, bu küçük kesimin çıkarlarını temsil ederken aslında çoğunluğu temsil ettiğini iddia etmesidir. Demokrasi ezilenler için felaketten başka bir şey getirmemiştir. Ezilenlerin en devrimci özlemleri bu yolla düzene kanalize edilir.

Demokrasi yalandır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here